|
Yazının birkaç ay önce Malatya’da vahşice katledilen birisi eski Alevi iki Türkiye vatandaşı, diğeri Almanya vatandaşı üç Hıristiyan ile hiçbir ilgisi yok. Yaşanan vahşetin gerçekleştiği yer ve içinde yer alan kişiler açısından yayılımcı Hıristiyanlığın özellikle Alevi toplumunu etkileme çabasında olduğu yönünde ki tezlere örnek teşkil etse de değinmek istediğimiz husus bu değil.
|
Gittikçe şiddetlenen Aleviliğin konumu konusundaki hararetli tartışma ortamında ritüellerin, inanç yapısının, teolojisinin içerikleri konusunda şimdiye kadar ele alınmayan bir konu vardı, Alevi tarihi. Bir kesimce bu Müslümanlığa özelliklede Hz. Ali dönemine endeksli bir tarih konulmasına karşın bir başka kesim tarafından İslami unsurlar bakımından Hz. Ali dönemine bağlana bileceği ancak tarihinin Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan uzun bir süreç içinde yer aldığı dile getirilmektedir. Tam bu noktada Alevi tarihini yazmak için yola çıkmış ve bunda başarı sağlayamamış olanların, Alevi tarihini aydınlatmak için, eldeki kaynakların iyi kullanılmadığı[1] ileri sürerek Aleviliğin doğru tarihine kavuşturulması için, Alevilik eşittir Ali merkezli İslami mezhep söylemlerinin ortadan kaldırılması gerektiğini[2] ileri süren ve bundan ötürüde Alevi inanışına veya Alevi tarihine ilişkin temelsiz bilgileri yazdığı kitapla Alevilik sınırlarının dışına ittiğini[3] iddia ederek, kitapta öne sürülen çarpıcı iddialar, tartışmasız paralel delillerle kanıtlandığını[4] belirten Erdoğan Çınar ortaya çıktı. Yazdığı “Aleviliğin Gizli Tarihi” ve “Aleviliğin Kayıp Bin Yılı” isimli kitaplarından özellikle ikincisi ile Aleviliğe ve Alevi toplumuna kalıpların veya öngörülerin dışında yeni bir tarih yazdığı kesindi. Aleviliğin Kayıp Bin Yılı kitabında özellikle 7. yüzyıl ile 13. yüzyıllar arasında ilginç ve çarpıcı bir tarihsel akış veriyor. MS. 680 yıllarda Anadolu’da Samsat’ta başlayan tarihsel akış Güney Fransa’da 1244 yılında Montsegur Kalesinde son buluyor. Bu tarihsel akışın 7. yüzyıl ile 11. yüzyıl arasına bir bakmak gerekir, neler yaşanmış, nerde yaşanmış, kimler yaşamış? Kendi adını Silvanus olarak değiştiren Mananali'li Constantine, Colonia yakınlarındaki Kibossa 'da ilk Paflikyan topluluğunu bir araya getiren kişidir. Öğretisini yaymaya 657 yılında başlamıştır. Kendisi kitap yazmadığı gibi, tüm öğrencilerinin sadece İncil'i esas almalarını istemiştir. Constantine'den sonra Paflikyanların önderliğini Symeon-Titus üstlenmiştir. Aslında Bizans tarafından Paflikyanları yok etme görevi ile gönderilen Symeon, Constantine'i 684 yılında öldürdükten sonra inancını değiştirmiş ve Paflikyanlara katılmıştır. Ne var ki, 690 yılında Symeon-Titus da, Bizans görevlileri tarafından öldürülmüştür. Bundan sonra ciddi bir bocalama dönemi geçiren tarikat, 715 yılında Pavlus adlı bir kişinin önderliğinde Phanaroea yakanlarındaki Episparis'te yeniden toparlanmıştır. Akımin adının bu Pavlus 'tan kaynaklandığı da ileri sürülmektedir. Pavlus ölünce iki oğlu, Gegnesius-Timothy ile Theodore, önderlik için kavgaya tutulmuşlar ve Gegnesius, 717 yılında İstanbul'a giderek imparator III. Leo ve patrik I.Germanius 'u kendisinin bir Ortodoks olduğuna inandırmış, bir imparatorluk birliği ile Mananali'ye geri dönerek Theodore 'u yenilgiye uğratmıştır. Paflikyanların başına geçen Gegnesius bir süre sonra ölmüş, bu kez de onun iki oğlu, Zachary ve Joseph-Epaphroditius arasında kavga çıkmıştır. Kısa zaman sonra Zachary ve izleyenleri Müslüman orduları tarafından yok edilince, tüm Paflikyanlar yine Joseph'in önderliğinde birlenmişlerdir. Joseph, tüm Anadolu 'da Paflikyan toplulukları oluşturmayı başarmıştır. Ne var ki, Joseph'ten sonra basa geçen Vahan zamanında tarikat hem sayıca ve hem de etki olarak gerilemistir. Bu dönemde ortaya çıkan Sergius-Tychius adli bir kişi, Vahan'dan ayrılarak, Paflikyan tarikatını güçlendirmek ve reforme etmek için harekete geçmiştir. Paflikyanlar, "Vahanitler" ve "Sergitler" olmak üzere ikiye bölünmüştür. Sergitler, kısa süre içinde başarılı olmuşlar ve rakiplerini neredeyse tümüyle ortadan kaldırmışlardır. Bu dönemde Paflikyanlar, Bizans İmparatorlugu'nun bazen baskısı, bazen de koruması altında kalmaktaydılar. IV. Constantine ve II. Justinian, Paflikyanlara şiddetli bir baskı uygulamıştı. III. Leo ve onu izleyen "Ikona Kırıcı" (Iconoclast) imparatorlar ise, genellikle Paflikyanlara sempati beslemişlerdir. I. Nicephorus, Paflikyanları Phrygia ve Lycaonia yörelerinde asker olarak kullanmak istemiştir. I. Michael, yeniden Paflikyanlara karşı şiddet uygulamasına başlamış, özellikle V. Leo, kendisinin de bir Paflikyan olduğu iddialarını yalanlamak amacıyla, müthiş bir Paflikyan avına çıkmıştır. Bu dönemde bir çok Paflikyan, Bizans'tan kaçarak Müslümanlara sığınmıştır. Sergius 835 yılında öldürülmüştür. İmparatoriçe Theodora zamanında da baskı sürmüş, Karbeas yönetiminde isyan eden Paflikyanlar kitle halinde Müslüman topraklarına göç etmişlerdir. Artık Bizans'ın kanlı düşmanı durumuna gelen Paflikyanlar, Müslümanlar tarafından desteklenmişlerdir. Tephrike'de (Divrigi) bir kale kuran Paflikyanlar, sürekli olarak Bizans topraklarını yağmalamışlar, giderek etkilerini arttırarak politik bir güç durumuna yükselmişlerdir. İmparator I. Basil zamanında, Paflikyan ordusu Anadolu'yu boydan boya geçerek Efes'e kadar gelmiş, İzmit'i işgal ederek neredeyse İstanbul'un karşı kıyılarına kadar ulaşmıştır. Ancak sonunda yenilgiden kurtulamamışlar ve 871 yılında Tephrike kalesi yerle bir edilmiştir. Bu durum tarikatın askeri gücünü yok etmiştir. Paflikyanlar Anadolu'nun çeşitli yörelerine dağılmışlardır. V. Constantine ve I. Johannes, Paflikyanları kitleler halinde Trakya'ya, özellikle Filibe kenti ve çevresine göçe zorlamışlar ve Slavlara karşı askeri güç olarak kullanmışlardır. Dokuzuncu ve Onuncu yüz yıllar süresince Bizans yönetimi ve Kilisesi, Anadolu ve Trakya'daki Paflikyanlar ile uğraşmış, onları Ortodoks inancına çekebilmek için sürekli çaba harcanmıştır. Ermenistan'da Paflikyan hareketi, dokuzuncu yüz yılda Smbat adli bir kişinin kurduğu "Tondrak" tarikatı biçiminde varlığını sürdürmüştür. Trakya 'da ise zamanla yok olmuşlardır. Alexius Comnenus tarafından 1081 yılında Ortodoksluğa dönmeye ikna edildikleri ileri sürülmüştür. Onuncu yüz yıldan sonra, tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Ancak, öğretilerinin izleri bir çok yerde görülmüştür. Bulgaristan'daki Bogomil tarikata Paflikyanların devamıdır. Bogomiller, Ortaçağ boyunca Batıya doğru öğretilerini yaymışlar, Katharlar (Albililer) ve diğer Manici akımları etkilemişlerdir. Ermenistan'da da Paflikyanlardan türeyen benzer tarikatların günümüze kadar varlıklarını sürdürdükleri kabul edilmektedir. Yüz yıllar sonra, 1717 yılında Lady Mary Wortley Montagu, İstanbul'a gelirken Filibe'de durakladığında, aynen şunları yazıyor: "Filibe'de kendilerine Paulin adını veren bir tarikat buldum. Bunlar eski bir kiliseyi göstererek Aziz Pavlus'un burada vaaz verdiğini söylüyorlar. Pavlus, bunların en makbul azizleridir..." [5] Görüleceği üzere Erdoğan Çınar’ın kitabında 46-70 sayfaları arasında aktarılan tarih Paflikyanların (Paulikanların) tarihidir. Paflikyan (Paulikan) isimlerinin yerine Alevi (Aleviler) yazdığımızda Erdoğan Çınar’ın ortaya koyduğu tarihi bulmuş oluruz. Tarih yazmak bu kadar kolay mı? Erdoğan Çınar, Alevilerin tarihini Paflikyanların (Paulikanların) tarihi ile eş tutmakla ve de aynı tarihe bağlamakla yetinmemiş Tevrat ve İncil üzerinde bayağı bir araştırma yaparak ortaya yeni gerçekler (!) getiriyor. Yuhanna İncili’nde daha ilk paragrafta anlatılanlar sanki Alevi Ayin-i Cem’inin kısa bir özeti gibiymiş.[6] Tevrat’ın Yaratılış Kitabı sisler altında da olsa Alevi inanışını doğrulamaktaymış.[7] Tevrat, Aleviliğin Tufan’dan önceki geçmişine şahitlik ediyormuş ve Tevrat yazının nasıl tahrif edildiğini, Alevilik ise sözün nasıl kaldığını gösteriyormuş.[8] İncil’in üzerindeki gizlilik perdesi kaldırıldığında Alevi inanışı ortaya çıkıyormuş.[9] İncil’de “göklerin hakimiyeti”nden bahsedilmekte olup bu bile başlı başına bir Alevi iziymiş.[10] Kısaca Yeni Ahit olarak bilinen dört İncil’de (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) ve Havariler’in mektuplarında Alevi inanışı ile örtüşen pek çok satır arası bulunmaktaymış.[11] İşte önkoşulsuz ve kabulsüz, sağlam temelli, delilleri ile kanıtlanmış yeni Alevi tarihi ve Alevi inancı ile paralellikte ki Yeni Ahit. Bu tarih ile tespitlere bakınca Aleviliğin İslam ile hiç alakası olmadığı, aksine Hırisityanlık ile bağlantılı olduğu ortaya çıkıyor. Erdoğan Çınar, Aleviliğin semavi dinlere de başlangıç yaptığını ve onlara kaynak olduğunu yani “Serçeşme” olduğunu[12] ileri sürse de dışarıdan görülecek olan Aleviliğin Hıristiyanlık ile bağlantılı olduğudur. Alevilik İslam içi midir dışı mıdır tartışmalarına yeni bir saha daha Alevilik Hıristiyanlık içi midir dışı mıdır?
[1] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, 8. Baskı 2007, s. 17 [2] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, 8. Baskı 2007, s. 17 [3] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, 8. Baskı 2007, s. 14 [4] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, 8. Baskı 2007, s. 14 [5] http://dunyadinleri.com/maniheizm.html [6] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, 8. Baskı 2007, s. 134 [7] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, 8. Baskı 2007, s. 187 [8] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, 8. Baskı 2007, s. 188 [9] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, 8. Baskı 2007, s. 191-192 [10] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, 8. Baskı 2007, s. 195 [11] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, 8. Baskı 2007, s. 195 [12] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, 8. Baskı 2007, s. 19
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|