|
Son yıllarda Alevilik içerisinde belirginleşen en önemli olay Aleviliğin tanımında ki farlı söylemlerdir. Tanımdaki farklılıklar düşünce bazında ayrışımlara yol açtığı gibi kimi zaman sert tartışmalara da neden olmaktadır.
|
Bu olayların en üzücü kısmı ise bütün kesimlerin kendi düşüncelerini haklı çıkarmak içgüdüsü ile karşıt düşünceleri yeri gelsin asimilasyonla, yeri gelsin tarihsel gerçekleri yok saymakla, yeri gelsin ırksal bir tanım yapmakla suçlamaktadır.
Alevi toplumun genelde büyük bir kısmı bunun olmaması gerektiğini, toplumun bir bütün olarak tek vücut halinde kenetlenmesi, aynı tanım ve aynı çatı altında buluşması gerektiğini savunmasına rağmen şu ana kadar böyle bir durumla gerçekleşmemiştir. Hatta tam tersine ilerleyen zamanla katı bir kutuplaşma, daha sert söylemler ve hitapların yanı sıra çok keskin düşünceler ortaya çıkmaktadır. Bütün bu yaşanan olaylar Aleviliğin gittikçe artan bir ivme ile kırılmalar yaşayacağı noktaya doğru gittiğini göstermektedir.
Peki bu kırılmaya engel olunup Alevileri tek bir düşünce ve tek bir çatı altında toplamak mümkün müdür? Söylemler ve yaşananların yanı sıra bu tip kırılma dönemine giren oluşumlarda bunun önüne geçmenin imkansız olduğu görülmektedir. Bir anlamda tepeden aşağı doğru yuvarlanmaya başlayan küçük kartopu her geçen zaman biraz daha büyümekte, ivmesini artırmakta aşağıya doğru hızla yol almaktadır.
Kırılma noktasına oluşumuna nedenleri kısaca sıralamak gerekirse elbette ki ilk sırada teknolojik gelişimlerin sayesinde iletişimin kolaylığı, bilgiye ulaşmanın ve bilgiyi dağıtmanın hızlanması olduğu kadar kapalı bir toplum olarak değerlendirilen Aleviliğin iç ve dış göçlerle birlikte dışa açılımı da gösterilebilir. Yarım asır öncesine kadar çok büyük oranda köy merkezli yerleşim sürdüren Alevi toplumu, genel göç nedenlerine bağlı olarak önce il merkezlerine ve ardından da büyük illere doğru kaymıştır. Bunun doğal sonucu olarak kapalı bir toplum önce yakın ve küçük parçalanmaları ve akabinde dağınık bir parçalanmayı yaşamıştır.
Köy ortamında korunan ve sıkı sıkıya bağlı kalınan gerek dinsel ve gerekse toplumsal değerler, zamanla öncelikle göçlerin olmak üzere, devletin yanlı politikaları, kendi içindeki kimi kurumların yanlış ve bilgisiz işleyişleri, değişen dünya siyasi yapısının etkileri ile o eski sıkı bağını yitirmeye başlamıştır. Kapalı toplumlarda, hele de bilginin geliş ve dağılımında konularında yeterliliğin olmadığı durumlarda sorgulama, kıyaslama ve eleştir olmayacaktır. Köy ortamında okur-yazar (özelliklede eski dilde) oranın kısıtlı olduğu, dış irtibatın sadece alış-veriş dışında yapılmadığı, sosyal olduğu kadar dinsel düşkünlük cezasının (bir anlamda aforoz) çoğunlukla bir kişinin iki dudağı arasında olduğu bir durumda gelişim ve sorgulamanın olmaması konusunda toplumu suçlamakta yanlış olur.
Bugün gelinen noktada toplumu oluşturan bireyler bilgiye çabuk ulaşmakta, çevre ve oluşumları daha yakından gözlemlemekte, katı kurallar dışında yaşamanın verdiği özgürlük nedeni ile bazı oluşum ve kurumları eleştirebilmektedir. Bilgi çağının nimetlerini sonuna kadar kullanmakta Alevilik ve uygulama çeşitliği konusunda her türlü bilgiye ulaşılabilmektedir.
Ana hatları ile Aleviliği İslam içi ve İslam dışı olarak nitelene bilecek iki ayrı tanımla kırılma görülmesine karşın bunların yanı sıra her biriside kendi içerisinde çeşitli kırılmalar yaşamaktadır. Bir grup Aleviliği İslam dışı saymakla kalmayıp onu bir kültür , bir yaşam biçimi ve yaşam biçimi olarak algılamaktadır. Bu grubun bir kısmı ise bunu Anadolu da yaşamış eski uygarlıklara dayandırmakta, yeri gelsin bunu Kürt ve Zaza ırklarına dayamaktadır. Genel olarak Ali’siz Alevilik olarak adlandırılmaktadır.
Diğer bir ana kırılma noktası olan Aleviliği İslam içi gören topluluk da benzer iç kırılmaları yaşamaktadır. Kimisi Alevilik içerisinde olmaz ise olmaz olarak kabul edilen evlad-ı resul sayılan dedeliğin soydan değil yoldan gelmesini savunmakta, başka bir kesim Aleviliğin Safavi devleti ile belli bir güdüme sokulduğunu savunmaktadır. Bir başka kırılma noktasında ise görülen Alevilik içerisinde yer almayan kimi İslam uygulamalarının sayı farklılığı ile de olsa gerçekte Alevilikte de yer aldığını savunmaktadır.
Bütün bu ayrışımların ortak noktası ise Alevi kelimesini ve bundan da önemlisi kimliğini kullanmalarıdır. Her bir kırılma kendi çapında haklı nedenleri öne sürmekte Alevi kelimesini rehber yapmakta ve bir anlamda “Gerçek Alevi Biziz” “Hakiki Alevi” cinsi söylemleri yansıtmaktadır. Bu söylemlerin yansıtılmasındaki neden ise toplumsal gücü arkasına almak veya yanına çekmek olarak adlandırılabilir.
Unutulan veya gözden kaçan yaşananların gözlemlenmemesidir. Sünni olarak nitelendirilen ve Anadolu da yaşayan diğer inanç büyük çoğunlukla Hanefi mezhebine bağlı olmasına karşın kendi içerisinde kimisi doğal kimisi örgütlenme olarak kırılma yaşamıştır. Bugün yaşadığımız çevredeki her Sünni aynı din, yaşam ve kültür felsefesini taşımamakta ve uygulamamaktadır. Modern olarak nitelendirdiğimiz Sünni kişi ile tarikat mensubu Sünni kişi gerçekte aynı mezhebin insanıdır. Sünni toplumda yaşanan ve garipsemek şöyle dursun doğal bulduğumuz bu yapı kim bilir çok uzak olmayan bir zaman zarfında Alevilikte de yaşanacaktır.
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|