Bizim Gazete
Şubat 2006'dan bu yana haberde kalite  
 

Haftanın Çok Okunanları
Devamını Oku Grup Yorum'dan Yeni Albüm: Başeğmeden
Devamını Oku Ardahan'da DTP-MHP Gerginliği
Devamını Oku Doğum Sırasında Bebeğin Kafası Koptu
Devamını Oku "Bu İşyerinde Alevileri Çalıştırmayız"
Devamını Oku Serhan Şeşen'in Beyin Ölümü Gerçekleşti

En Son Yorumlananlar
Devamını Oku İyi ki doğdun Kazım!
Devamını Oku Müjde Engin Nurşani Hayata Döndü
Devamını Oku Grup Yorum'dan Yeni Albüm: Başeğmeden
Devamını Oku Kayseri'de Skandal Olay
Devamını Oku Alevileri Yakmak ve Madımak Sendromu

Tele Rehber - Televizyon Rehberi

Basında

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum

Rss/XML
RSS




Alevi Siteleri Listesi

   
 
Kitabı Anlamayan İnsanı Nasıl Okusun ki?

Ali Polat


Bu eleştirimizi yazdıklarına bakmadan haksız bulacaktır. Ne de olsa bizim bundan
sonraki yazılarımızda polemiği bırakmamızı istiyor çünkü kendilerini polemiğin
içine çekmiş olduğumuzu öngörüyor. İyi de ne polemiğe çeken benim, ne de polemik kelimesinin anlamını bilmeyen benim.


Sn. Naki Bakır, "takiye" kelimesinin anlamını verdik ve bu kelimenin "takiyye" değil
"takiye" olduğunu yazdık diye bir hayli bozulmuş. Kendisinin bizim yazılarımızdaki imla ve dilbilgisi hatalarımız konusunda uyarıda bulunması bizim için bozulacak değil sevinilecek bir durumdur. Her ne kadar biz kendisinin ifadesi ile " 'dahi' anlamındaki 'de' ve 'da' eklerinin kesme işaretiyle ayrılmayacağı, ancak ayrı yazılacağını dahi" bilmiyorsak da kendilerinin de benzer imla hataları yaptığı, "Ak'a" yazılması gereken kelimeyi "Aka" olarak yazdığı göze çarpmaktadır. Aka kelimesi TDK sözlüğüne göre isim olup "Ağabey"[1]
anlamındadır.

Sn. Naki Bakır elinin altında ki "TDK Yazım Klavuzu"na hiç bakmış mı merak ediyorum. TDK'ya göre "takiye" kelimesi nasıl yazılıyor, biz yanlış bir bilgimi verdik diye bakma gereği duyduk. TDK'nın resmi internet sitesinde Yazım Kılavuzu'nda ara kısmına "takkiye" diye yazıp ara diyoruz.

Sonuç "Aradığınız söz veya harf ile ilgili kayıt bulunamadı"[2]. Bu sefer "takıyye" diye aratıyoruz, olur ya -ı ve -i harflerinden kaynaklanmıştır. Ancak sonuç değişmiyor.

"Aradığınız söz veya harf ile ilgili kayıt bulunamadı"

Hadi diyoruz "takiye" diye aratalım. Ne mi oluyor Sn. Naki Bakır, karşınıza bu sözcüğün Yazım Kılavuzu'nda bulunduğu çıkıyor.

İsterseniz bir de polemik kelimesinin TDK'ya göre anlamına bakalım. Sonra da Sn. Naci Bakır'ın iddialarına geri dönelim. Polemik kelimesinin anlamı TDK'nun resmi internet sitesinde şu şekilde verilmiş; "Siyaset, bilim, edebiyat vb. alanlarda yapılan karşılıklı sözlü tartışma"[3]
  

Ne diyor Sn. Naki Bakır, "Sn. Polat'tan bundan sonraki yazılarında polemiği bırakıp, bu teoriyi destekleyecek, bilgi, belge ve kanıtlar bekliyorum." sonra da dönüp "Hodri meydan!... " diye yazıyor. Şimdi ne yapmamız
gerekir diye düşünmeden edemiyorum.

Bütün bunların ışığında, Sn. Naki Bakır her ne kadar "Ben bir şeyi bilmiyorsam, bunu söyleyenlere kırılmam, o şeyi öğrenmeye çabalarım." diye yazmışsa da anlaşılan yazdığı ile yaptığı bir birine uymuyor diye düşünüyorum.

Bütün bunlar bir yana Sn. Naki Bakır'ın son haftalarda internet sitelerinin kimisinde yer alan beni ve Alevionline sitesini hedef alan bir yazıdan çok etkilendiği
de göze çarpmakta. Bahse konu sahipsiz ve isimsiz yazıda, Sn. Naki Bakır'ın
yazdıklarının benzerleri yazılmıştı.

Sn.Naki Bakır'ın da isim ve resim konusunda bir takıntı içinde olduğu ayan beyan ortada. Öyle olmasa resimle ilgili "karartılmış resmiyle cismini gizleyerek "Gölge Adam"ı anımsattığı köşesinde" ve ismimizle ilgili "Forum, haber portalı vb. nitelikteki çok sayıda Alevi sitesinde "Polata", "Polat", "Eren Polat", "Ali Polat" gibi takma adlarla" ve "Sayın Ali Polat (eğer gerçek adı buysa)" kelimeleri yazmazdı.

Sn. Naki Bakır'ın aksine, Alevionline'de yer alan resim sizin mi, isminiz gerçek
mi? diye sormadık sormayız da. Kişinin resmiyle, yüzüyle, şekliyle işimiz
olmadığı gibi isminin gerçek mi sahte mi olduğu da bizi ilgilendirmez. Önemli
olan resmi ve ismi değil bize sundukları, verdikleridir.

Yeri gelmişken iki önemli hususu dile getirmek gerekir. Sn. Naki Bakır ne yazık ki beni "Alevilerin asimilasyonuna hizmet" etmekle suçlamış. Biz Alevilik ile ateistliği aynı kefeye koyanlar ve Aleviliğe Ortodoks İslam/İslamiyet/Şii/Şialık kisvesi giydirmeye çalışanlar hariç hiç kimseyi Aleviliği şu veya bu konuma getirdi
tezleriyle Alevilerin asimilasyonuna hizmet ediyor diye suçlamadık. Dolayısı ile
böyle bir suçlamayı da hak etmiyorum.

Diğer önemli hususta hiçbir zaman Aleviliği görünen İslam'ın özü, gerçek Müslümanlık, Muhammed ve Ali'nin kültürüne bağlılık gibi görmediğimdir.

Benim yaklaşımım akıl, bilim (bilgi) ve vicdan üçgeninde yapılan değerlendirme hangi sonucu verir ise doğru olandır.

Sn. Naki Bakır "Aleviler'in Erdoğan Çınar'a Şükran Borcu" başlıklı yazısındaki
tespitlerinin haklılığını teyit ettiğimizi dile getirmiş. Ancak biz haklı olduğunu teyit etmedik, yazısında katıldığımız noktaların bulunduğunu belirttik.

Sanki kendilerine "Alevilerin tarihini Paflikyanlarla başlattınız" diye bir cümle yazmışız gibi bizi dikkatli okumamakla suçluyor. Dikkatlice okursanız "7.-11.
yüzyıllar arasındaki Alevi tarihi olarak Paflikyanların (Paulikanların) tarihini" ileri sürdüğünüzü belirttik diye yanıt vermek yeterli olacaktır.

"Hıristiyanlığın içinde miyiz dışında mıyız" yazımızda Sünnilik veya Sünni mezhebi diye bir kelime kullanmamamıza hatta Aleviliği bir mezhepmiş gibi yazmamamıza rağmen "Aleviler"in Erdoğan Çınar'a Şükran Borcu" yazınızda "Yazar'ın gerçekte İslam teoloji bir yana terminolojisini de bilmediği anlaşılıyor. 'Alevilik İslam içinde midir, dışında mıdır' tartışması bir yana; İslami terminolojiye göre Alevilik bir mezhep olmadığı gibi Sünnilik diye de bir mezhep yoktur." diye yazdınız.

Nedendir bilinmez hala "Alevilik ve Sünniliği birer İslam mezhebi sanan birisi, Alevilik-İslam karşılaştırması yapamaz. Bu kişi Alevilik için İslam'ın içinde de dese, dışında da dese hiçbir kıymeti yoktur. Bu kişinin, 'İslam terminolojisini dahi bilmiyor' şeklindeki nitelemeden de alınmaya hakkı yoktur." diyorsunuz.

Sn. Naki Bakır, sizde çok iyi bilirsiniz ki Alevilerce genel olarak kullanılan Sünni
kelimesi Ehl-i Sünnet'in içindeki bütün kesimleri kapsar. Kaldı ki ben
eleştirdiğiniz yazımın her hangi bir yerinde ne Aleviliği mezhep olarak belirten
bir kelime ne de İslam'ın bir mezhebi olarak Sünni-Sünnilik kelimesini
kullandım.

Ya doğru ve dikkatli okuyunuz ya da yorum yapmayınız.

Büyük bir öfke ile yazımızı hızla okuyarak karşı yazı kaleme aldığınız anlaşılıyor.

Hemen bu yazdığıma karşı çıkmayınız, bakınız ne yazmışsınız "Sn.Polat'ın
benimsediği Alevi tarihi, bu halkın kökenini Arap yarım adasında arıyor.
Özellikle bir kısmı Türk, bir kısmı Kürt, bir kısmı da Zaza dilli olan dedelerin soyu nedense Arap Ali'ye bağlanıyor.
". Acaba hangi yazımda Alevi halkın kökenini Arap yarımadasında aradım, dedelerin soyunu Ali'ye bağladım veya bu tür bir tarihi benimsedim.

Bilip bilmeden yazmak buna denir.

"Bu kadar açık kanıta rağmen, hala belge istiyorsunuz" diye sitemde bulunmuşsunuz, ancak ortada kanıt olacak belge olsa sorun değil. Madem "Anadolu'daki Alevilerin etnik yapısının Türk, Kürt, Daylemi, Paflikyan gibi halkların bir karışımını yansıttığı"  düşünüyorsunuz kanıtları, belgeleriyle sormazlar mı ;

Bu Paflikyanlılar bir etnik kimliğe dayalı halk olduğuna göre;

Bu Paflikyan halkının dili nedir?

Bu Paflikyan halkının ibadeti nasıldır?

Bu Paflikyan müzikleri, semahları nasıldır?

Bu Paflikyan halkının etnik ve dinsel özelliği nedir?

Bu Paflikyan halkı saz/bağlama mı kullanır?

Bu Paflikyan halkının söylemlerinde neler yer alır? 

Bu soruları çoğaltmak mümkün. Ancak bir önceki yazımda belirttiğim gibi önemli olan bu ve diğer sorulara bilimsel kaynaklara dayalı veriler sunmak. Yoksa
Paflikyanların (Paulikanların) tarihini alıp Paflikyan (Paulikan) kelimesi yerine "Alevi" Paflikyanlar (Paulikanlar) kelimeleri yerine "Aleviler" yazmak açık kanıta dayalı belge sunmak değildir.

Siz Batıniliği (Ezoterizm), Rene Guenon'un tespitlerine dayalı şekilde benimseye bilirsiniz. Fakat öyle sanıyorum ki bir önemli durumu göz ardı etmişsiniz. 15 Kasım 1886 doğumlu olan Rene Guenon'in, Katarcılığın (Catharism) otantik bir yeniden inşası olduğunu iddia eden Eglise Gnostique'a katılması, burada Piskoposluk unvanını kazanması ve Palingenius adını almasından daha önemli olan, 1912 yılında Müslüman olup Mısır'da Şazeliye şeyhlerinden Abdurrahman Eliş el-Kebir'e intisap ederek Abdülvahid Yahya adını alması.

Sizce de Rene Guenon'un 1912 yılında İslam'ı seçmesi ve ölünceye kadar (07 Ocak 1951) bu dinde kalması ilginç değil mi?

Rene Guenon'un, bütün hakiki dinlerin aynı ilahi kaynaktan gelip kuralları itibariyle değişkenlikler arzeden uyarlamalar olduğunu öne sürmüş, Hinduizmin doğuştan Hindu olanlara açık, Hristiyanlığın ise inisiyatik niteliğini yitirmiş, Yahudiliğin de ırki bir nitelik sergilediğini ifade etmiştir. Kendisine manevi yol olarak modern dünyada inisiyatik niteliğini koruduğunu düşündüğü İslam'ı (Tasavvufu) seçmiş ancak eserlerinde ırki ve zihni yakınlıkları sebebiyle batılı zihniyetine daha uygun geleceğini düşündüğü bir dil olan Hinduizmin dilini kullanmıştır.

Acaba Rene Guenon'un takiye mi yaptı?

Batınilik (Ezoterizm) konusunda bir kaç noktaya dikkatlice bakmak gerekecektir. Sizinde belirttiğiniz gibi Batınilik, dinlerden ayrı farklı dinlerin içinde değişik adlar altında (İskenderiye okulu, Kabala, Tasavvuf v.b.) kendini gizleyerek gelmiş ise bu
durum Batıniliği tek başına bir din mi yoksa Batıniliği bir doktrin, bir ekol, bir yaklaşım mı yapar?

Bir başka nokta ise Kabala ve Tasavvuf açısındandır. Tasavvuf İslam'ın içinde, Kabala ise Museviliğin içinde yer almaktadır. O halde Kabala ile Tasavvuf aynı söylem, benzer ritüelsel özellikler, aynı kavramsal kitaplara dayanması gerekmez mi?

Bir diğer nokta ise Naacal tabletlerini bulan ve öğretisini çözen Albay
James Churchward'a göre tüm dinlerin ilk ve ana kaynağı Mu dinidir, Museviliğin ve Hıristiyanlığın temelinde Mu'ya gönderilen vahye dayalı dinlerin yer almaktadır. Ancak Edouard Schure, "Büyük İnisiyeler" isimli kitabında Musa ve İsa gibi Muhammed'i ve Zerdüşt'i de İnisiye edilmişler içinde saymaktadır. Acaba Batınilik (Ezoterizm) bu açılardan bir Mu dininin temel özelliğine dayalı din veya bir ekol / yaklaşım olsa bile Muhammed'in getirdiği din bu temelde midir?

Sn. Naki Bakır'ın Aleviliği İslam'ın içinde görenlere tıpkı Sünniler (genel anlamda
kullanıldı), Ortodoks İslamcılar gibi yazmasına ve oruç ile örtünme konusunda
Kuran'dan verdiği ayetlere şaşırdım. "Nur Suresi 34. ayet gereği kadınlarınızı örtüye mi sokuyorsunuz?" diye sormuş. Ah keşke verdiği ayet'e bir bakmış olsaydı

(NÛR suresi 34. ayet)          (Resmi:24/İniş:102/Alfabetik:84)

وَلَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ آيَاتٍ مُّبَيِّنَاتٍ وَمَثَلًا مِّنَ الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ

 

Okunuşu : Ve le kad enzelna ileyküm ayatim mübeyyinativ ve meselem minellezine halev min kabliküm ve mev'izatel lil tüttekiyn

Elmalılı Orijinal : Kasem olsun ki size beyan edici âyetler ve sizden evvel
geçenkilerinki kabîlinde bir mesel ve müttekıler için bir mev'ıza indirdik

S. Ateş : Andolsun ki size, açıklayıcı âyetler ve sizden önce gelip geçenlerden bir temsil ve korunanlar için bir öğüt indirdik.

A. Gölpınarlı : Andolsun ki biz, size apaçık deliller, sizden önce gelip geçenlere ait
örnekler ve çekinenlere öğütler indirdik.

Y.N. Öztürk : Yemin olsun ki, size, gerçeği açık-seçik anlatan ayetler, sizden önce gelip geçmiş olanlardan örnekler, korunanlar için de bir öğüt indirdik.

E. Yüksel : Size apaçık ayetler, sizden önce geçmiş kimselerden örnekler ve erdemliler için bir öğüt indirmiş bulunuyoruz.

Bu ayetin neresinde kadınların örtünmesinden bahsediyor anlayamadım. Prof.Dr. Beyza Bilgin, 10 Ekim 2007 tarihli "Kadın gözüyle bakamamanın eksikliği var" isimli yazısında "Bazı ulamaya göre (Cessas), Kuran'da saç kelimesi geçmemektedir ki, saç ile ilgili hüküm olsun." demekte ve sonrasında " � eğer örtünme kesin Allah emri olsaydı, ulema arasında tam bir fikir birliği olurdu. (�)Cariyelerin örtünmesi bilindiği gibi, namazda bile (Ömer Nasuhi Bilmen, İlmihal) göbekten dize kadardır." diye eklemede bulunur.[4]

Gelelim Bakara Suresi 185. ayette emredilen 30 günlük oruca. Acaba Bakara Suresinin 185. ayetinde 30 gün diye bir şey yazılı mı?

(BAKARA suresi 185. ayet)          (Resmi:2/İniş:92/Alfabetik:11)

 شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ
هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ
الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ
أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ
وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ
وَلَعَلَّكُمْ
 

Okunuş : Şehru ramedanellezi ünzile fihil kur'anü hüdel lin nasi ve beyyinatim minel hüda vel fürkan, fe men şehide minkümüş şehra felyesumh, ve em kane meridan ev ala seferin fe iddetüm min eyyamin uhar, yüridüllahü biküml yüsra ve la yüridu bi külüm usr, ve li tükmilül iddete ve li tükebbirullahe ala ma hedaküm ve
lealleküm eşkürun

Elmalılı Orijinal : O Şehri Ramazan ki insanları irşad için hak fürkanı, hidayet delili beyyineler halinde Kur'an onda indirildi, onun için sizden her kim bu Ay şuhudda -ya'ni hazarda- ise onu oruç tutsun, kim de hasta yahud seferde ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerden kaza etsin, Allah size kolaylık irade buyuruyor zorluk irade buyurmuyor, hem buyuruyor ki sayıyı ikmal eyleyesiniz de size hidayet buyurduğu veçhüzere Allahı tekbir ile büyükleyesiniz ve gerek ki şükredesiniz

S. Ateş : Ramazan ayı, insanlara yol gösteren, hidâyeti, doğruyu ve yanlışı ayırdedip açıklayan Kur'ân'ın indirildiği aydır. İçinizden kim o aya yetişir(ayı görür)se oruç tutsun. Kim hasta olur, yahut seferde bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun. Allâh sizin için kolaylık ister, güçlük istemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allâh'ı tekbir etmenizi ister. Şükredesiniz diye (size bu kolaylığı gösterir).

A. Gölpınarlı : Ramazan ayı, bir aydır ki insanlara doğruyu bildiren, doğruluğa ait apaçık delillerden ibaret olan, hakla bâtılı ayırt eden Kur'ân, bu ayda indirildi. Sizden kim, bu aya erişirse orucunu tutsun. Hasta olan ve yolcu bulunan,  hastalığında, yolculuğunda orucunu yer, sonra yediği günler kadar tutar. Allah sizin için kolaylık diler, güçlük değil. Bu da sayıyı tamamlamanız, Allah'ın size doğru yolu göstermesine karşılık onu ululamanız içindir, böylece de ona şükretmiş olabilirsiniz.

Y.N. Öztürk : Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O halde bu aya ulaşanınız onu
oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün  sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır.

E. Yüksel : Ramazan, insanlara yol gösterici, apaçık bir öğreti ve yasa kitabı olan Kuran'ın indirildiği aydır. Kim o aya ulaşırsa oruç tutsun. Hasta veya yolcu olanlarınız, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde oruç tutar. ALLAH sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Böylece (oruç günlerinin) sayısını tamamlar, sizi doğruya ulaştıran ALLAH'ı yüceltip şükredersiniz.

Bu arada Ramazan orucu konusuna bir not düşmek gerekir.
Dr. Ayman'ın bir yazısında
[5] yer alan tespitlere ve Hanif'çilerin bir kısmına göre "Şehr ramazan" yanlış yorumlanmakta aslında bu kelime dolunayı işaret etmekte, Muhammed döneminde Ramazan isimli bir ay bulunmamakta, gerçekte Ay (Kamer) değil Güneş takvimi öngörülmekte, orucun süresi 10 gün ve zamanı da yaz döneminin ilk ayıdır ve hac aylarındandır yani ilk 29,3'lük süreçtir diye tezler ileri sürmektedirler.

Söz oruçtan açılmışken Alevilerin Kerbela katliamına dayalı bir matem orucu olan Muharrem orucunu tutmalarına, yine Arap geleneklerinden olan Aşure'yi yapmalarına neden nedir?

Sn. Naki Bakır "Hangi tefsirde var "Hak ademde", "insanı kamil", "vahdet-i
vücut
", "devriye", "tecelli", "tecessüd", "Hulul"?" diye bir soru yöneltmiş.  Tefsir kelimesinin anlamına önce bakmak istiyorum;

tefsir (isim (tefsi:ri) Arapça tefs³r)[6]

1 . Yorumlama

2 . Yorum.

3 . din b. (***)  Kur'an'ın surelerini açıklayarak görüşler ileri sürme ve bunları yazma, yorumlama.

4 . din b. (***)  Kur'an'ın surelerini açıklayarak görüşler ileri sürme ve bunları yazma, yorumlama bilimi.

5 . din b. (***)  Kur'an'ın surelerini açıklayan eser.

Kelimenin anlamına göre Hacı Bektaş Veli'nin Makalat-ı' da bir tefsir değil midir? Tefsir denilince illaki Sünni, Şii, Ortodoks İslam'ın/İslamiyet'in yazdıklarını mı esas
almak zorundayız.

Bahsettiğiniz "Hak ademde", "insanı kamil", "vahdet-i vücut", "devriye" konuları kendisini İslam içinde gören ve de görülen bir çok sufi, tasavvufçu, filozof tarafından
işlenmiş, açıklanmıştır. En basit örneği ile Dedebaba Doç.Dr. Bedri Noyan'ın Ardıç Yayınları'nda çıkan "Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik (2.Cilt) Tasavvuf"
isimli eserinde
açıklanmaktadır.

Sn. Naki Bakır'ın yazdığı gibi 15 bin yıllık Naacal tabletlerinde insanların Tanrı'dan
geldiği ve tekamül süreci sonunda olgun insan (insan-ı kamil) olunca yeniden o ana kaynağa döneceği ve onunla bir olacağı belirtilmekte ve bu Alevilikte de aynı şekilde yer almaktadır ki doğrudur.

Ancak bu durum sonucuna göre "Evren ve Tanrı birdir. Tanrı yaradan değil, varolandır ve evrenin toplamı"[7] veya "Yaratılmışların bütünü, Yaradanın kendisi"[8] sonuçları çıkabilir mi? Sn. Naki Bakır'ın İslam ve Alevilik teolojisini iyi
bildiğini düşünerek bu konuda bizi aydınlatacağını ümit ediyorum.

Sn. Naki Bakır "Bu arada Alevilerin cemde ve diğer zamanlarda içki içmediği iddiası, koca bir yalandır." diyerek ekliyorsunuz. "Dem almak bir
erdem testidir. Dem aldığımızda dışarıya kepazelikler değil de güzellikler fışkırıyorsa, işte o zaman testi geçtik demektir." diye yazmışsınız, Hiç kimse Alevilerin normal zamanda içki içmediği iddiasında bulunmadığına göre bu heyecan niye.

Ancak Ayin-i Cem'de içki içiliyor iddiası ise bütünü ile yalan. Siz ya "dem" ile "içki" arasında ki farkı tam çözemediniz ya da sizin yetiştiğiniz çevredeki Alevilikte
Ayin-i Cem'ler de içki bir sınama aracı olarak sunuluyor. Bu sınama yapılırken Ayin-i Cem'e katılan talip'e ne miktarda içki vereceğiz? Yoksa talip ne kadar dayanıklı ise o kadar mı? Mesela bir kadeh, iki kadeh, üç kadeh, bir ufak, bir
büyük....

Sonuç olarak Sn. Naki Bakır'ın son yazımıza neden "Okur Yazar'ın anladığı" başlığı koymamızdan başlayarak yazılarımızı anlayamadığı, alınganlık gösterip
kızgınlıkla saldırmaya çabaladığı, yazıları kişiselleştirmeye dönüştürdüğü görülmekte.

Her ne kadar kendilerini bir polemiğin içine çektiğimizi belirtmiş olsa da dikkat edilecek olursa kendileri bizim yazımızı eleştirerek bu polemiği başlatmıştır. Dolayısı ile biz kendilerini değil tam aksine kendileri bizi bir polemiğin içine çekmektedir. Bu zamana kadar Alevionline'deki hiçbir köşe yazarının yazısı değerlendirilmemiş, eleştirmemiş ve hatta alıntı yapmamış birisi olarak bu durum
bizim için üzüntü vericidir.

Sn. Naki Bakır bir önceki yazısında "Sayın Yazar'ın, Çınar tarafından okur-yazar durumdaki herhangi birinin kolayca anlayabileceği bir dille kaleme aldığı kitapları okuduğu, ancak anlamadığı ortaya çıkıyor."  demişti. Kabaca okur-yazar durumundaki birisinin kolayca anlayabileceği kitapları bizim anlayamadığımızı belirtmişti. Bizde kendisine "Okur-yazar olmak veya belli bir eğitim düzeyinde bulunmak yazıyı, kitabı, eseri anlamamıza yardımcı olabilir. Ancak anlamak, analiz etmek ve verilerden sonuçlar çıkarmak
için yeterli değildir.
" diye yanıt vermiştik.

Görüyoruz ki bu dediğimiz doğru olmakla kalmayıp yazılanlar okunmamakta. Okunmayan bir yazının anlaşılmasını beklemek hele de analiz edilmesini beklemek hayal olur. Dileriz bundan sonra Sn. Naki Bakır yazdıklarımızı daha iyi ve dikkatlice okur, analiz eder ve bunlardan da önemlisi konuyu veya konuları kişiselleştirmeden eleştirilerini yazdıklarımıza, sunduklarımıza yöneltir.

Ali Polat

08.11.2007





 


[7] Cihangir Gener, Ezoterik-Batıni Doktirinler Tarihi, Gece Yayınları, 3.
Baskı, Ekim 1995, s. 11-12

[8] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kayıp Bin Yılı, Chiviyazıları Yayınevi, 2. Baskı 2006, s. 17

09.11.2007 15:03:27
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Sitemizde yayınlanan tüm yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir. Herhangi bir başvuruda, bu yorumları yazanlara dair her türlü bilgi, adli mercilere ulaştırılacak, gerekli hukuki önlemlerin alınmasına yardımcı olunacaktır. Editörlerimiz; hukuk veya ahlak dışı mesajları yayından kaldırabilir; sorumluların saklı tutulan bilgilerini hukuk danışmanı aracılığıyla adli kurumlara iletir.

Bu habere henüz yorum yazılmamış...




Ali Polat Bölümünden Son Yazılar
Devamını Oku 04.12.2008 08:55:10 - Her Sakallı Dede Sayılmasında...
Devamını Oku 21.11.2008 10:05:52 - Neden'de Çözümsüzlük
Devamını Oku 11.11.2008 16:32:12 - Üç Portre Bir Teşekkür
Devamını Oku 25.10.2008 09:07:40 - S(Z)orunlu Din Dersi
Devamını Oku 10.10.2008 10:23:07 - Ezber Bozulmadıkça Sonu Gelmez
Devamını Oku 16.09.2008 14:23:05 - PSAKD'den Saçma Teşekkür
Devamını Oku 06.09.2008 02:47:35 - Doğrular ve Gerçekler
Devamını Oku 03.09.2008 16:08:16 - Elbirliği ile Yozlaştırılan Alevilik
Devamını Oku 14.08.2008 02:37:01 - İçimden Geldiği Gibi
Devamını Oku 11.07.2008 09:19:23 - Mürşitliği Başkanlar Yapınca
Devamını Oku 02.07.2008 11:02:19 - 15 Yıldır Sönmeyen Ateş
Devamını Oku 24.06.2008 14:06:16 - Örgütlerin Sunduğu Alevilik Tarihi
Devamını Oku 03.06.2008 16:55:08 - Üç Yılı Geride Bırakırken
Devamını Oku 27.05.2008 07:43:17 - Hatırlatan Sevgili
Devamını Oku 05.05.2008 11:27:58 - Vahdet-i Vücut mu Panteizm mi? (III. Bölüm)
Devamını Oku 03.05.2008 12:46:56 - Vahdet-i Vücut mu Panteizm mi? (II. Bölüm)
Devamını Oku 01.05.2008 14:45:31 - Vahdet-i Vücut mu Panteizm mi? (I. Bölüm)
Devamını Oku 08.04.2008 14:58:35 - Aysun Kayacı ve Demokrasi
Devamını Oku 14.03.2008 12:17:10 - Umutsuzluğa Alışmak
Devamını Oku 15.02.2008 - Özgürlüğe Türban
Haberi Değerlendirin
Gereksiz bir haber
Yayınlamanız gerekmezdi
Faydalı bir haber olmuş
Gerekli bir haber
Haberiniz çok çok isabetli
Bu haber için oy kullanan 36 ziyaretçimizin puan ortalaması: 2,56
Haber İşlemleri
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yorum Yaz
Yorumları Oku
Haberi Paylaş
Google Google Live Live MySpace MySpace
Facebook Facebook Delicious Delicious Digg Digg




Ateşe Semah Durmak
 
AP’den YouTube Yasağına Eleştiri
AP’den YouTube Yasağına Eleştiri Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Alt Komisyonu Başkanı, 'Bu, Türkiye'nin şöhretini etkileyen bir uygulama. Bakan Şahin de bu görüşte olduğunu söyledi' dedi...
3G’yi 3 operatör paylaştı !
Tarihin en büyük virüs saldırısı geliyor
0,41 saniyede derlendi.
Faceturkey
ALEVIONLINE REKLAM

1 dakika içinde kapanacak veya Kapat