Aleviliğin inanç önderlerine Dede, Pir, Mürşit veya
Dedebaba deyin fark etmez sonuçta hepside Aleviliğin temsilcisidir. Alevilik
üçlü bir hiyerarşiye dayanır: 1-Mürşid, 2-Pir, 3-Rehber. Kimi yörelerde bu
hiyerarşi Pir ve Mürşid'in yer değiştirmesi yani 1-Pir, 2-Mürşid, 3-Rehber
şeklinde uygulanmaktadır.(9) Şüphesiz bu üçü de dedesoylu olan kişi için varolan
bu sıralama işlevseldir.
Aleviler genel olarak Ocakzade dedeler, Çelebiler (Dedegan
kolu) ve Dedebabalar olmak üzere üç ayrı guruba bağlıdırlar. Bu üç gurubun Alevi
toplumu içindeki egemenliği diğer deyişle etkinliği sıralamadaki gibidir. Bu
açıdan üzerinde durulması gereken ana tema Ocakzade dedeler ve Çelebiler
olmaktadır.
Bu iki ana temada hiyerarşi düzeni açısından Çelebiler (Dedegan
kolu) Hacı Bektaş Dergahında ki koluna Çelebi (Ulusoy) ailesinden gelen
postnişine bağlı olmak ve ondan icazet almak şeklindeki sistemde çalışmaktaysa
da bu durum Alevi toplumunun büyük kesimine hitap eden Ocakzade dedeler için
geçerli değildir.
Ocakzade dedelik kurumu içerisinde her ne kadar 1-Mürşid,
2-Pir, 3-Rehber şeklindeki üçlü bir hiyerarşiden söz etmek mümkünse de bu
hiyerarşi bazı yerlerde 1-Pir, 2-Mürşid, 3-Rehber şeklinde değişiklik arz
etmektedir.
Ocak sisteminin ne zaman oluştuğu konusunda net veriler
bulunmamakla birlikte "El ele el Hakka Sistemi" çerçevesinde Ocakların
arasında mürşitlik, pirlik ve rehberlik bağı bulunmaktadır. Her Dede ailesi bu
şekilde kendini bağlı saydığı Dede ailesinin talibi, müridi sayılır. Bu da doğal
olarak hiyerarşik bir durum ortaya çıkarmaktadır. Ocakların bir bölümü, başka
ocaklara bağlıdır. Bağlı olunan ocak mürşid ocağı, bağlı olan ocak ise pir ocağı
olarak, yine rehberlik de bir başka ocağın hizmeti olarak paylaşılır. görev
paylaşımı "El ele El Hakka Sistemi"'nin doğal bir sonucudur. Bu görevler
farklı ocaklar arasında olabildiği gibi, aynı ocak içerisinde farklı dede
ailelerince de üstlenilebilmektedir.
Fakat tek bir mürşit ocağından bahsetmek, bir ocağa
"bütün ocakların mürşididir" demek imkansızdır. Bu konuda örnekleme yapmak
gerekir ise Ali Yaman'ın aktardığı bilgilere göre bir yandan "Sarı Saltık'ın
mürşidi Ağuiçen'dir. Sarı Saltık da Derviş Cemal'in mürşididir. Yani birbirine
bağlıdırlar. Hacı Kureyş'in mürşidi Baba Mansur'dur. Baba Mansurluların mürşidi
de Ulu Şeyh Ahmed Dede evladıdır. Yani "El ele, el Hakka" birbirine bağlıdırlar."
denilirken başka bir açıdan "Derviş Cemaller Kureyşan'a, Kureyşanlılar Baba
Mansurlara, Baba Mansurlular Seyyit Sabun'a; Seyit Sabunlular Şıh Ahmet Dede'ye;
Şıh Ahmet Dedeler de Ağuiçene bağlıdırlar."
denilmektedir.
Ocakların hiyerarşi yapısındaki bu belirsizlik ocak
içinde daha fazla ortaya çıkmaktadır. Günümüzde aynı ocağın tek bir mürşidinden
söz etmek imkansızdır.
Sonuç olarak Aleviliğin ve Alevi toplumunun hiyerarşi
düzeninden, buna bağlı olarak tek bir mürşitlik veya en üst mürşitlik makamından
söz etmek imkansız olduğu gibi temsil yetkisinden de söz edemeyiz.
Her ne kadar tam bir hiyerarşiden söz edilemezse de
geçmişin kapalı köy toplumu yaşantısı içerisinde ocakzade / dedesoylu kişilerce
yürütülen Ocak sisteminin inançsal bir yapıda hüküm sürdüğünü, belli bir eğitim
sürecine dayalı olduğunu belirtmek gerekir.
Köy çevresinden kent olgusuna doğru hareketlenen Alevi
toplumu başlangıçta köyüne yakın kente yerleşmesi sonucu ocak sistemi içerisinde
kalmış olmasına karşın gittikçe büyük kentlere olan göçün sonucu olarak ocak ve
dedelik kurumunda erozyon yaşanmıştır.
Zamanla ortaya çıkan kimlik arayışının ve sorgulamasının
bir sonucu olarak birkaç kuşakça unutulan göz ardı edilen veya lafta kalan
inançsal Alevilik yeniden toplumun gündemine gelmiş bunun doğaçlaması sonucu
ocak ve dede arayışı ortaya çıkmıştır.
Bu arayış sistemin izin vermemesi nedeniyle ocakların
yerini derneklerin ve vakıfların, dergah ve tekkelerin yerini ise cemevlerinin
(kanunlar nedeni ile kültür merkezi) alması sonucunu doğurmuştur.
Bütün bu çözümler ne yazık ki Ocakzade veya diğer bir
deyişle Dedesoylu Dedelik kurumunda dejenerasyona, suiistimallere ve belki en
önemlisi "El ele el Hakka Sistemi"'nin çözülmesine neden olmaktadır.
Ortaya çıkmak zorunda kalan dernek ve vakıflar ile
onların hükmü altında yer alan cemevleri kimlik arayışındaki Alevi toplumu için
inancın süreğenliğinin sağlandığı yer olmakla birlikte dernek ve vakıfların üye
ve seçime dayalı sisteminin Ocak sitemine uymaması nedeniyle gerek Ocak sistemi,
gerek Alevi toplumu gerekse de Alevilik açısından önemli ve derin sorunlar
meydana çıkmaktadır.
Her ne kadar dernek ve vakıflar inançsal bir kurumun
yaşamsal alanda görülmesi ve kabul edilme şekli olarak algılansa da sonuç olarak
siyasi ve politik uygulama işlevinin yer aldığı, Ocaklara göre değerlendirme
farklılığının olduğu kaçınılmaz bir gerçektir.
Ne yazık ki bu gerçeklerin bir kenara itilmesi sonucu
talibin yerini üye, mürşidin veya dedenin yerini başkan almaktadır. Bu sonucun
doğal bir yansıması olsa gerek ki özellikle şubeleri olana dernek ve vakıfların
icra heyetleri mürşit kisvesine bürünerek inançsal olduğu kadar siyasi demeçler
vermekte, beyanatlarda bulunmaktadır.
Kimlik arayışındaki, açıklama ve sorgulama dönemindeki
Alevi topluma ve buna bağlı olarak Alevilik açısından bu durum ne yazık ki Ocak
ve Dedelik (Mürşitlik/Pirlik) kurumunun biraz daha yok olmasına, dejenerasyonuna
katkıdan başka bir şey değil.
Nitekim Erdoğan Çınar'da "Aleviliğin Gizli Tarihi"
isimli kitabının sonsöz bölümünde "Alevi erkanını,
dernekler kanunu hükümleri ile sınırlamaya, örgütlemeye ve düzenlemeye çalışan
bu girişimler, Alevilik için bir talihsizlik oldu. Alevilik iyice sığlaştırıldı.
Üye, talip sayılamayacağı gibi dernek de rehber ocağının yerini tutmadı."
demektedir.
Bugün gelinen noktada bir
inanç sistemi olan Alevilik inanç özelliğinin dışında her tarafa çekilmeye,
siyasetin enstrümanı haline getirilmeye, kimi zaman ateistlikle yan yana kimi
zaman laiklik karşıtı dinci cenahla bir araya getirilmektedir. Her geçen gün
Aleviliğin inanç yapısı zedelenmekte, inanç olma özelliğine bakılmaksızın
kişisel siyasi fikirlerin elemanı olarak kullanılmakta.
Mürşitliği başkanların
yaptığı, talibin yerini üyenin aldığı, ocak ve dergahların yerine şubelerin
konduğu bir sistemden bundan başka bir sonuç çıkmasını da beklemek hayal olur.
Ne diyelim bu düzen böyle
sürdükçe, mürşitliği başkanlar yaptıkça Alevilik siyasetin oyuncağı olacaktır.