|
Alevionline sitemizin saygın yazarlarından Sn. Naki Bakır, ismimizi telaffuz etme zahmetine girmeden kendi köşesinde yine başlık verme zahmetinde bulunmayıp “Hıristiyanlığın içinde miyiz dışında mıyız?” başlıklı köşe yazımızı değerlendirmiş. Okuyup kendi bilgi, fikir ve anlayışına göre değerlendirdiği için kendilerine teşekkür etmek isterim.
|
Sn.Naki Bakır "Aleviler"in Erdoğan Çınar'a Şükran Borcu” başlıklı köşe yazısında katıldığımız, doğru bulduğumuz, bizimde savunduğumuz noktalar elbetteki mevcuttur. Ancak doğaldır ki aynı şekilde kendisinin bilgisine, fikir, anlayış ve öngörüsüne dayalı olarak ileri sürdüğü kimi tespitlere katılmamız mümkün değildir. Sn. Naki Bakır’ın Alevilik tarihi ile ilgili olarak üç şaheser(!) kitap sunan Erdoğan Çınar tarafından kaleme alınan kitapların okur-yazar durumdaki herhangi birinin kolayca anlayabileceği bir dille kaleme aldığını, kitapları okuduğumuzu ancak anlamadığımızı belirterek gerçekte İslam teoloji bir yana terminolojisini de bilmediğimizi[1] öne sürmesine ise diyecek sözcük bulamadığımızı da belirtmekte yarar var. Sn. Naki Bakır’ın İslam terminolojisi (terimler dizgesi) ve İslam teolojisi (Tanrı bilimi) konularında ne derece bilgi sahibi olduğu konusunda yorum yapmak bana düşmez. Keza aynı şekilde okur-yazarlığı ve de anlama yeteneği konusunda fikir yürütmemizde yanlış olur. Fakat bir noktayı teğet geçmek de olmaz. Okur-yazar olmak veya belli bir eğitim düzeyinde bulunmak yazıyı, kitabı, eseri anlamamıza yardımcı olabilir. Ancak anlamak, analiz etmek ve verilerden sonuçlar çıkarmak için yeterli değildir. Aleviliğin Kayıp Bin Yılı olarak kaleme alınan şaheser(!) kitap okur-yazar durumundaki birisinin normal anlayabileceği, edebi dille basit anlatıma dayalı olmasına karşın veri-sonuç ilişkileri, analizler, ve bağlantılı bilimler açısından yetersiz olduğu bir gerçektir. Bu açılardan Sn. Naki Bakır’ın okur-yazarlığına bağlı olarak kitapları kolayca anlamış olmasından daha doğal bir durum olamaz. Kendisinin tıpkı Erdoğan Çınar gibi Aleviliği bütün dinlerden ayrı, hatta onların serçeşmesi olarak gördüğü, kadim bir inanç olarak tanımladığı göz önüne getirilir ise bu durumu normal saymak gerekmektedir. Alevilik, Batıni bir inanç mıdır? sorusuna verilecek yanıt evet’ten başka olamazsa da bu Batıniliğinin bağlantıları, hangi konumda bulunduğu gibi konuları başka bir yazıya değinmek uygun olacaktır. Ana konuya dönersek, daha öncede belirttiğimiz gibi Erdoğan Çınar “Aleviliğin Kayıp Bin Yılı” isimli kitabında 7.-11. yüzyıllar arasındaki Alevi tarihi olarak Paflikyanların (Paulikanların) tarihini ileri sürmektedir. Bu tezin doğruluğunu, kanıtlanabilirliği için vermiş olduğu verilere bakmadan tarihsel, sosyolojik, teolojik, antropolojik açılardan analizler yapmadan kabul etmek basit bir yaklaşım olacaktır. Erdoğan Çınar söz konusu kitabında dört yüzyıllık bir dönemi açıklarken verdiği bilgilerin dipnot kaynakları basit yaklaşımın örneklerindendir. Dört yüzyılı kapsayan ve bütün kaynaklarda Paflikyanların (Paulikanların) tarihi olarak bilinen tarihi Alevi tarihi olarak öne sürüldüğü sayfalarda dipnot kaynakları şunlardır; -Precis, ed. C. Astruc, W. Conus-Wolska, J. Goillard, P. Lemerle, D Papachryssanthou and J. Paramelle, Peter the Higoumenos T&M 4 (1970) (s: 69-97) [2] -Precis, ed. C. Astruc, W. Conus-Wolska, J. Goillard, P. Lemerle, D Papachryssanthou and J. Paramelle, Peter of Sicily T&M 4 (1970) (s: 3-67) [3] -J. Goillard, Synodikon Siynodikon of Orthodoxy T&M 4 (1967) (s: 1-313) [4] Sn. Naki Bakır, Alevilerde 12 hizmet esaslı, müzikli, içkili (katılmıyoruz) , haremlik-selamlık uygulanmayan cem ritüelinin tıpkı diğer Batıni topluluklarda olduğu gibi, Erdoğan Çınar'ın kitabında anlattığı Anadolu halkı Pavlikanlar'da olduğunu[5] ileri sürmektedir. Bu ileri sürülen tezin doğruluğu ve kanıtlanabilirliği için verilere bakmak gerekmektedir. Ne yazık ki Sn. Erdoğan Çınar doğru ve gerçek analizleri yapmak için gerekli olan, Paflikyanların (Paulikanların) ritüelleri, etnik yapıları, kültürleri, kültleri, teolojileri, terminolojileri, söylemleri konularındaki verileri sunmamıştır. Sn. Naki Bakır’da “Anka’nın Külleri” başlıklı köşe yazısında bu hataya benzer şekilde düşmektedir. Bu makalenin “Takkıye zorunluluğu” (aslında takkiye değil takiye olan bu kelime; Mezhep belirtmeme, gizleme. –mecaz- Olduğundan farklı görünme, –eskimiş-Sakınma, çekinme anlamlarındadır) bölümünde Erdoğan Çınar’ın kitabında yer alan tarihin kısa bir özetini çıkartarak Anadolu Aleviliğinin tarihi olarak öne çıkarmaktadır.[6] Paflikyanların (Paulikanların) Eski Ahit’i kabul etmemeleri, Yuhanna İncil’in bazı bölümlerine itibar etmeleri, kiliseye yerine ibadetlerini ‘proseuchai’ denilen evlerde yapmaları[7], Ortodoks Kilisesinin görevlendirdiği papazları reddetmeleri[8], Dynamis denilen kitabı kabul edip şereflendirmeleri[9] dışında veriler verilmeden Manici sapkınları olarak nitelendirilen topluluğun tarihini bizim yani Alevilerin tarihi olarak öne sürmenin yanlışlığı apaçık ortadadır. Bizim önemle vurgulamak istediğimiz nokta burasıdır. Gerçekçi veriler olmadan, mevcut etnik, kültürel, sosyal yapı ele alınmadan, teolojik yapı, söylemsel ve ritüelsel analizler yapılmadan ortaya çıkartılacak sonuç edebi bir hikayeden öteye geçmez. Ne yazık ki Sn. Erdoğan Çınar gibi Sn. Naki Bakır’da bu analizleri yapacak verileri sunmamaktadırlar. Sun(a)madıkları verilerle ortaya çıka(rtıla)n tarih okur-yazar durumdaki herhangi birinin kolayca anlayabileceği edebi bir eser olabilir ancak veri-sonuç ilişkisine dayalı bilimsel bir eser olarak yorumlanamaz. Aleviliğin kayıp kabul edilen tarihi olsa olsa yazılı olmayan, literatürlere geçmeyen ancak sosyolojik ve tarihsel akışlar temel alınarak açıklanabilecek durumdadır. Yazılı, belgeli, kişi isimli bir tarih yazmak isteniyorsa bakılacak olan bugün Anadolu Alevilerini oluşturan Türk/Türkmen, Kürt, Zaza, Arap topluluklarının tarihsel süreçleridir. Anadolu Aleviliğini oluşturan ağırlıklı Türk/Türkmen unsuru başta olmak üzere Kürt, Zaza, Arap unsurlarını görmezden gelip farklı unsurlara dayanarak tarih yazmak var olan gerçeği görmemek olur. Her ne kadar Sn. Naki Bakır ve Sn. Erdoğan Çınar bu gerçeği görmek ve kısmen kabul etmekle birlikte[10]-[11] nedeni belirsiz bir tarih yazma ihtiyacına girmişlerdir. Erdoğan Aydın’ın dediği gibi, Aleviliğe “bütün dinlerin önceli” misyonunu yüklemek, olsa olsa, bütün dinlerin şoven taraftarlarında görülen cinsten “en üstünlük” gereksinimiyle örtüşür.[12] Sonuç olarak Sn. Naki Bakır’ın köşe yazısının son kısmında yazdığı konuyla ilgilenen herkesin Çınar'ın kitaplarını alıp tekrar tekrar okuması gerekir.[13] Ancak sadece okuması değil karşılaştırma yapması, veri-sonuç değerlendirmesine dayalı analiz etmesi ve aynada kendisine bakması gerekir.
[2] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kayıp Bin Yılı, Chiviyazıları Yayınevi, 2. Baskı 2006, s. 213 [3] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kayıp Bin Yılı, Chiviyazıları Yayınevi, 2. Baskı 2006, s. 213 [4] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kayıp Bin Yılı, Chiviyazıları Yayınevi, 2. Baskı 2006, s. 213 [7] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kayıp Bin Yılı, Chiviyazıları Yayınevi, 2. Baskı 2006, s. 47 [8] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kayıp Bin Yılı, Chiviyazıları Yayınevi, 2. Baskı 2006, s. 48 [9] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kayıp Bin Yılı, Chiviyazıları Yayınevi, 2. Baskı 2006, s. 50 [11] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, 8. Baskı 2007, s. 173 [12] Hakan Tanıttıran ve Gülşen İşeri, Aleviler, Aleviliği Tartışıyor, Kalkedon Yyaıncılık, Şubat 2006, s. 134-135,140
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|