Başbakan Erdoğan’ın Madrid gezi sırasında gündeme taşıdığı türban konusu ile birlikte ülkemiz için yeni bir süreç başladı. Bu başlayan sürecin ekseni özgürlükler olarak yansıtılmasına karşın gerçeğin öyle olmadığı bilinçli kişilerce çok rahat görülebilmekteyse de ne yazık ki bir çok kesimce görmezlikten gelindi veya görülemedi.
Amaç kişisel özgürlükler temelinde dini inancı gereği başını örten kızların üniversite eğitimini mevcut kıyafetleri ile sürdürmeleri gerektiği olarak açıklansa bile bunun böyle olmadığı aşikar. Belki şu an için bir çoklarınca amaç böyle algılansada hızla gelişecek sürecin sonunda ulaşılacak olan nokta kişisel özgürlük değil dinsel şeriat olacaktır.
Başörtüsü veya bir diğer adıyla türban ile ilgili olarak Müslümanlığın içerisinde olup olmadığı, Kuran’da yer alıp almadığı hususlarında bir çok cenahtan çeşitli bilgiler sunulmaya çalışıldı. Elbette ki bu konu ana tema ile ilgili olmakla birlikte işin özünde yer alan, cumhuriyet ve laiklik cepheleri ile gerçek kişisel hak ve özgürlüklerdir.
İktidar partisi ve koltuk değneği bütün bu süreç boyunca vurguladıkları, kişisel özgürlükler çerçevesinde kişinin öğrenme hakkının elinden alınmasının önlenmesi oldu. Bir açıdan doğru olarak görülüp hak verilecek gibi olsa da işin hiç öyle olmadığı aşikardır.
Kanunsal olarak kişinin birey sayılma ve yükümlülük sahibi olma yaşı olan, on sekizine kadar geçen süreyi göz ardı edersek özgürlük yaklaşımı doğrudur. Çünkü, üniversiteye giden başını kapatan, başörtüsü veya türban kullanan hatta tesettüre bürünmüş birisinin okuma hakkı elinden alınmaktadır.
İyi de doğumundan itibaren on sekiz yıl boyunca ondan alınan haklara ne olacak?
Kişinin düşünce, inanç, kültür ve bunlara bağlı yaşama bakış, değerlendirme, değer yargısı gibi onu tanımlayan öznellerin ailesi, yaşadığı çevre, aldığı eğitimle ilgili olduğu bir gerçektir. Bu ortamların özgürlük anlayışı ve bilimsel durumu ister istemez onun ilerideki düşüncelerini, inancını, kültürünü, değer yargılarını etkileyecektir.
Özgürlükçü bir ortamda gelişen bireyin zamanı geldiğinde kendi seçimini yapacağı kesindir. Bunun aksine yüklemeci bir ortamda gelişen birey, seçim yapmak değil kendisine yükleneni uygulamak zorundadır.
Türban ile ilgili anayasa değişikliğinin gerçekleştiği akşam, çok bilinen bir süper markette yaşanan olay bunu bize daha iyi anlatacaktır. Reyonlar arasında boş bir şekilde dolaştırılan alışveriş arabasında 3-4 yaşlarında bir kız çocuğu bulunmaktaydı. Babasının sürdüğü alışveriş arabasına oturan küçük kızın başı bağlanmış, başörtülüydü.
Babanın o akşam boş alışveriş arabasını reyonlar arasında dolaştırmasının nedeni belli. Ancak bizim bakmamız gereken resim 3-4 yaşındaki kız çocuğuna başörtüsü takılmış olması.
Doğaldır ki o kız çocuğu 18 yaşına geldiğinde başına taktığı örtüyü benimsemekle kalmayacak savunacak. Ve hepsinden önemlisi 15 yıl öncesinden başlayarak kendisine yüklenenleri göremeden kendi seçimi olduğunu söyleyecek.
İşte bugün laikliğe bir şey olmaz, bize şeriat gelmez diyerek özgürlüklerden kişisel haklardan bahseden özelliklere liberallerin görmediği nokta burası. Tıpkı 1979 yılından önce İran’da ki sol ve liberallerin göremediği gibi.
Kişisel haklardan ve özgürlüklerden bahsediyorsak o 3-4 yaşında başı örtülen kızın haklarını da savunmak gerekir. Unutulmasın ki o küçük kız 18 yaşına geldiğinde on beş yıl boyunca kendisine yükleneni uygulayacak, kendi seçimini değil.
Bugün laikliğin yıpratılması sorununu, üniversiteye başörtüsü ya da türban nedeni ile gidemeyen kızlara bu haklarının verilmesi olarak bakarsak küçük resme bakmış oluruz. Büyük resim de görülen adı cumhuriyet olan ancak içinde en temel niteliği olan laikliğin olmadığı bir Türkiye’dir.
Laiklik, din ve devlet işlerinin ayrılması olduğu kadar, bir anlamda kişisel hak ve özgürlüklerin inançsal alanda uygulanmasıdır ki bu açıdan yapılacaklar bellidir;
*İmam hatip liseleri kapatılmalı,
*Din adamı yetiştirilecek ise Yüksek öğrenim düzeyinde eğitim ile yetiştirilmeli,
*İlköğretim ve liselerde Din Kültürü dersi ya bütün din ve inançların bilimsel olarak tanıtıldığı içerikte olmalı ya da kaldırılmalı,
*Kuran kursları Türkçe ve kişinin ana dilinde olmalı,
*Her ne şekilde olursa olsun kız çocuklarının 18 yaşına kadar başörtüsü takması önlenmeli,
*Diyanet işleri Başkanlığı gerçek manada laik sisteme uygun bir yapıya kavuşturulmalı,
Bu ve benzerleri uygulanmadıkça ne gerçek bir özgürlükten ne de laik sistemden bahsede biliriz. Çünkü o küçük kız büyüdüğünde seçimin kendisinin olmadığını bilmeden yükleneni uygulayacak ve bunu da kişisel hak ve özgürlüğü sanacaktır.
Prof.Dr. Beyza Bilgin’in yazdığı gibi; “Düne kadar kızlara yazı öğretilmemesi, kadınların dışarıya bakan pencereli odalarda oturtulmaması, seslerinin haram olduğu, Allah emri diye dayatılıyordu. Bugün, saçın tek telini göstermeyecek şekilde baş örtme de bu dayatmalardandır.”