|
ALİ POLAT: 22 Temmuz 2007 seçim analizlerinin ilk bölümünde seçim sonuçların rakamları üzerinden bir değerlendirme yapmıştık. Bu değerlendirmede rakamların bize gösterdiği sonuç açısından AKP’nin oyunu 2002 seçimlerine göre 5,5 milyon artırdığını bu artışın bir kısmının DP+ANAP+GP oylarından geldiğini...
|
22 Temmuz 2007 seçim analizlerinin ilk bölümünde seçim sonuçların rakamları üzerinden bir değerlendirme yapmıştık. Bu değerlendirmede rakamların bize gösterdiği sonuç açısından AKP’nin oyunu 2002 seçimlerine göre 5,5 milyon artırdığını bu artışın bir kısmının DP+ANAP+GP oylarından geldiğini ancak önemli bir bölümünün ise 2002 seçimlerinde oy kullanmayan seçmenin bulunduğunu, CHP deki oy artışının DSP ve YTP ile 2002 yılında oy kullanmayan bir kısım siyasal İslam korkusunda ki merkez soldan geldiğini belirtmiştik.
Rakamsal bu değerlendirmenin bir göstergesi olarak AKP’nin uygulamaları açısından oyunu artırdığını, CHP’nin ise ana muhalef partisi olmasına rağmen bir artış gerçekleştiremediğini görmekteyiz. Nitekim CHP’nin bir önceki seçime göre oyu 1,2 milyon gibi artış görülmesine karşın bu seçimde yer almayan DSP ve YTP’nin 2002 seçimlerindeki 750 bin civarındaki oylarını düştüğümüzde gerçekte artışın 450 bin civarında olduğu görülmektedir.
Bu sonuçlara göre toplumun ve dolayısı ile seçmenin AKP iktidarından memnun olduğu sonucu çıkmaktadır. Her ne kadar AKP iktidarı sırasında yürütülen ekonomik ve siyasi politikalar toplum örgütlerince iyi karşılanmasa da çiftçi, esnaf, işçi, memur, sanatkar ve küçük-orta ölçekli sanayicilerce çok eleştirilse de görünen o ki bu memnunsuzluk seçim sandığına yansımamıştır.
Olumsuz havanın sandığa yansımama nedenleri çeşitli alt başlıklar altında değerlendirilebilir. AKP, basın, kimi parti yöneticileri ve bazı çevrelerce artışın ve ters yansımanın etkenleri içerisinde Genelkurmayın 27 Nisan 2007 tarihli e-bildirgesinin ve akabinde yaşanan Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilememesinin etkileri olduğu söylense de bu çok küçük bir ihtimaldir.
Bu açıdan seçim sonuçlarına bakıp “halkın bildirisi” gibi başlıklar altında değerlendirmeler yapanların unuttuğu konu geçmiştir. 12 Eylül anayasasının oylamasında, 28 Şubat dönemi ve sonrasında yaşananlara bakıldığında halkın orduya karşı tepki gösterdiği görülmemiştir.
e-bildirge’nin oy artışına tepki olarak değil güven hissi olarak yansıdığını düşünülebilir.
Ekonomik ve siyasi istikrar düşüncesi ile AKP’yi düşünmesine karşın bazı kuşkuları olan kesimlerin e-bildirge ile “kuşkulanmaya gerek yok, nasıl olsa şeriatçı yapıya ordu izin vermez” düşüncesi ile hareket etme eğiliminin olabileceği göz ardı edilmemidir.
Toplumsal açıdan artışın asıl nedenini vatandaşın yaşamına yönelik reformist uygulamalar olduğunu söylemek yanlış olmaz. Öncelikle sağlık ve sosyal güvenlik konularında yapılan marjinal değişimler vatandaşın üzerinde çok daha etkili olmuştur.
Halkın büyük çoğunluğunun bağlı olduğu SSK ve ona bağlı sağlık sistemindeki değişimler neticesinde daha önce sağlık sorunlarını çözmek için sınırlı sayıda ki tesisten yararlanan, uzun kuyruklarda bekleyen vatandaş sağlığın tek merkezde toplanması ve seçim öncesi verilen üniversitelere gitme hakkı ile bir anlamda 2. sınıf vatandaş duygusundan kurtulmuştur.
Gerçektende sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında yaşanan eşitsizlik ve adaletsizlik nedeni ile SSK’lı kendisini devlet memurunun yanında 2. sınıf vatandaş görmekteydi. Yapılan uygulamalar ile bütün bu olumsuzluklar kalkmış ve neticesi sandığa yansımıştır.
Başbakan’ca çiftçiye “ananı da al git” şehit’e “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” banka ve şirket mağdurlarına “parayı verirken bana mı sordun” gibi toplumun çeşitli kesimlerine kırıcı sözler söylemesine karşın bu kesimlerin desteğini almasının altında yatan bir başka neden ise toplumun 1990’lar da siyasi arenada yaşanan liderlik kavgalarından bıkmış olmasıdır. Bu açıdan Recep Tayip Erdoğan’ın siyasi kavgaların uzağından gelmesinin avantajı vardır. Ayrıca her ne kadar kırıcı konuşmaları olsa da toplum gözünde halk ağzı ile konuşan kendisi gibi birisidir.
Bir anlamda alt ve orta sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik vatandaş yaşamının içinde önemi en temel sorun olan sağlık ve sosyal güvenlikte eşit yaklaşımı sağlayıp kendisinin 2. sınıf vatandaş düşüncesinden çıkartan AKP’ye yönelmiştir. AKP iktidarının bu uygulamaları onun direkt yaşam alanına yönelik olması nedeni ile ideolojik yaklaşımları bir kenara bırakmıştır.
Sağlık ve sosyal güvenliğin eşitçi uygulanma yaklaşımı kadar bir başka unsurda düşük enflasyon rakamı olmuştur.
1980’lerin enflasyonu düşüreceğiz seçim propagandasını ele aldığımızda, tek haneli rakamlara düşen enflasyon ile birlikte vatandaş bütün ekonomik sorunların çözümlendiği hissine girmiştir. Bir dönemin en acımasız, en gaddar ve ekonominin baş düşmanı yenildiğine göre artık ekonomi düzeldi hissi uyanmıştır.
Geçimini sağlamakta zorlanan halk için enflasyonun düşmesinin yanında dış borcun artması, bütçe açığı, ithalat-ihracat dengesi gibi ekonomin diğer unsurları önemsizdir. Makro değerlendirme yerine mikro değerlendirme elbetteki bu anlamda daha gerçekçi olmuştur.
Seçim bir anlamda halkın yaşam alanındaki makro (büyük) ve mikro (küçük) önceliklerinin arasında yapılmış dersek yanlış olmaz. Bu önceliklerin neticesinde sağlık ve sosyal güvenliğin eşitçi uygulanma yaklaşımı, ekonominin baş düşmanı enflasyonun düşmesi gibi halk yaşamında önemli etkiler AKP’nin seçim başarısının tetikleyicisi olmuştur.
ALİ POLAT
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|