Alevilerin İlk ve Tek Günlük Gazetesi  
 

Haftanın Çok Okunanları
Devamını Oku Alevi Gençlik Forumu Yapıldı
Devamını Oku 17 Ağustos Etkinliğine Dair
Devamını Oku Keçiören'de Şeriat mı Var?
Devamını Oku İçki satan Alevi gence zabıta dayağı!
Devamını Oku Gençlik Forumu'na Danimarka'dan da Destek

En Son Yorumlananlar
Devamını Oku AKP Kankası "Ulusalcı"
Devamını Oku Suluca Karahöyük Gazetesini Duydunuz mu?
Devamını Oku İZMİR'DE ŞOK PATLAMA..
Devamını Oku Alevionline Ekibinde Güncelleme
Devamını Oku Sesonline Nereye Koşuyor?

Tele Rehber - Televizyon Rehberi

Basında

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum

Sitemiz
Mozilla Firefox
Internet Explorer
Opera
Safari
ile test edilmiştir.




RSS / XML
RSS 0.91

Alevi Siteleri Listesi

Anasayfa> Ali Polat> Sen-Ben Değil Demekle Biz Olunmuyor!
 Sen-Ben Değil Demekle Biz Olunmuyor!
Ali Polat Sn. Bakır ile aynı haber portalının köşe yazarları olmamıza, kendisi ve yazdıkları ile ilgisi olmayan bir yazımıza rağmen kaleme aldığı 27 Ekim 2007 tarihinde yayınlanan yazısından başlayan karşılıklı yazışmalarımızın sürdüğünü Alevionline sitesini takip eden her okuyucu bilmekte. Son yazısının başlığı olan “Sen-Ben Değil, "Yol" Esas”dan başlamak üzere yazısının ilk dört paragrafını okuduğumda içimde gerçekten bir sevinç uyandı.



Ancak ilerleyen kısımlar sevincin yerini acı bir tebessüm ile dolu üzüntünün almasına neden oldu.

Sn. Bakır yazısının ilk bölümünde Alevionline sitesinin önemini vurgulayıp, buranın Alevi inancına uygun yapısından söz edip, yazarların sorumluluklarının bilincinde olmasını belirtmekte. Kendisine bu bölümde bir anlamda bizimde duygu ve düşüncelerimizi yazdığından ötürü teşekkür ediyorum.

Keşke bazen ilk söyleyeceğimizi sona bırakmasak.

Sn.Bakır, karşılıklı yazışma sürecinde her iki tarafında hatalı olduğunu düşündüğünü belirtiyor ve akabinde kendi adına hatasını kabul ediyor. Benim bir hatam var mı diye kendime soruyorum. Hatamın olmadığı kanaatindeyim ancak yine de farkına varmadığımız bir hatamız varsa bilinmesini isterim ki bu kasti bir hata değildir.

Ancak tam bu nokta Sn. Bakır’ın hatasını tekrarladığını görmek yukarıda bahsettiğim acı bir tebessüm ile dolu üzüntüye neden oluyor. Ah Sn. Bakır keşke yazınızı burada sonlandırsanız veya başka bir konuda bizi bilgilerinizle aydınlatsaydınız. Bunun yerine illaki eleştirilerimize ve görüşlerimize yanıt vermeyi tercih etmeniz ne yazık ki hala konuyu kişisel atışma havasında tutma isteğiniz olarak yorumlanmakta.

Ne olurdu bu noktada kesseydiniz, bu ne sizi haksız ne de bizi haklı çıkartırdı. İnsan’ın yaratılış özelliğinden olsa gerek ki kendinizi yanıt vermek zorunda hissettiniz.

Takıyye ve takiye kelimelerine geri dönmek beni öylesine üzüyor ki. Dedik ya keşke bazen ilk söyleyeceğimiz sona bırakmasak, işte onun örneği. Hadi bir ukalalık yaptık takkıye değil takiye diye yazılır dedik. Neden siz yanıt olarak bu yazınızda yazdığınız bilgiyi vermek yerine “Oysa ki yirmi yıllık bir yazı emekçisi olan bendenizin el altında, en azından bir TDK Yazım Klavuzu olduğunu bile düşünemiyor” girişimini tercih ettiniz ki.

Takıyye mi takiye mi sorusuna siz elinizde bulunan TDK'nın 2000 basımı "İmlâ Kılavuzu"na göre “takıyye” deyiniz bende TDK’nın 2005 yılı basımı Yazım Kılavuzu sf:437’de yazılı olan takiye diyeyim.

Bu arada bir önceki yazımızda takiyye yazacakken yanlışlıkla iki defa (k) harfini iki defa kullanacağımız (y) harfini de bir defa kullanmışız ve takkiye diye arattığımızı yazmışız. Aslında aratırken takıyye ve takiyye diye arattığımızı da belirtmekte yarar var.  Sonuç değişmemekle birlikte bu hatamızdan ötürü özür dilerim.

Bu kelime için onca yazışmaya neden Türk Dil Kurumu’ymuş.

Ancak nedense bir yandan bitsin bu karşılıklı kişisel atışma derken hala imla ve kelime anlamları ile uğraşmak neden?

Aka mı Ak’a mı? Sn. Bakır, Ak kelimesine getirilen (-a) eki için ekin kesme işaretiyle ayrılması için bu sözcüğün özel isim olması gerektiğini belirtiyor. Bizde bu noktada kendi görüşümüzü belirtmek isteriz.

Yazmış olduğunuz “Aka kara denir mi? sözcüğü “akla karayı seçmek” (bir işi başarıncaya değin çok sıkıntı çekmek, güçlüklerle karşılaşmak), “akı karası geçitte belli olur” ("bir iddiadaki doğruluk ancak deney veya sınav sonucunda belli olur" anlamında kullanılan bir söz.) “akı ak karası kara” (beyaz tenli, kara gözlü, kara saçlı.), “(birinin) ak dediğine kara demek” (inatçılık ederek karşısındaki ile anlaşmaya yanaşmamak) gibi atasözü, deyim grubunda olsa haklısınız diyeceğim.

Bizim söz konusu ifadedeki “Aka” kelimesini Ağabey ile karıştırdığımız yok. Böyle bir karışıklık var ise hata bizde değil Türk Dil Kurumunda. Nereden bilsinler Sn. Bakır’ın “Aka” kelimesini sözlük anlamı dışında kullanacağını. Bilselerdi eminim ki sözlük anlamı olarak sadece “Ağabey” karşılığını yazmazlardı.

Sn. Bakır, bir de “polemik” kelimesinin sözlük anlamını yazdık ve bundan dolayı kendisini eleştirdik diye karşı çıkmış. Karşı çıkma nedeni ise kelimenin günlük dildeki anlamını bilmememiz. Yirmi yıllık bir yazı emekçisine bu yakışmadı. Bugün günlük dildeki anlamını bilmiyorsun diye başlarız yarin argo dilindeki anlamını bilmiyorsundan çıkarız.

Bir yazı emekçisinin günlük dildeki anlamını bilmiyorsun karşılığını verdiğinde bizimde vereceğimiz cevap sizde demek ki sözlük dili anlamını bilmeden yazıyorsunuz olur.

Fransızca kökenli “polemik” kelimesinin günlük anlamı, sözlük anlamı ile aynı olsa gerek. Sonuçta kelime karşılıklı tartışma anlamında. Yani ister sözlük anlamına bakın isterseniz Sn. Bakır’ın dediği günlük dildeki anlamına bakın sonuç değişmiyor, karşılıklı tartışma.

Neyse karşılıklı imla, sözlük anlamı gibi konularında daha fazla uzatmaya gerek yok.

Fakat polemik konusunda durmak gerekir. Siz birisinin yazısını değerlendirirken bir yandan yazan kişinin okur-yazar durumdaki herhangi birinin kolayca anlayabileceği bir dille kaleme alınan kitapları okuduğu, ancak anlamadığı belirteceksiniz sonra da dönüp bak beni polemiğe çekiyor diye sitemde bulunacaksınız.

Sadece okuma-yazma bilen birisi bile anlamış sen anlamamışsın türündeki yazınıza alınganlık gösterdiğimizi yazıyorsunuz Sn. Bakır. Sorarım size benzer cümleyi ben size hitaben yazsam nasıl karşılardınız. Diğer nokta acaba ilk ben mi sizin yazınızı yoksa siz mi benim yazımı değerlendirip alıntı yaptınız? Sanırım ilk sizdiniz. Kusura bakmayın o halde ilk polemiği başlatanda sizsiniz.

Hadi sadece yazımızı ele alıp değerlendirmeniz bir nebze kabul edilebilir de birde üzerine isimdi resimdi konularını açtınız ya tam günlük dildeki polemiği başlattınız.
Sn. Bakır’ın ismimiz gerçek mi değil mi ve resmimiz neden yok konularında yazdıklarına karşılık Sn. Bakır’a son haftalarda internet sitelerinin kimisinde yer alan beni ve Alevionline sitesini hedef alan bir yazıdan çok etkilendiğinin göze çarptığını ve de bahse konu sahipsiz ve isimsiz yazıda, Sn. Naki Bakır’ın yazdıklarının benzerleri yazıldığını belirtmiştik.

Kendisi bu yazıdan haberi olmadığını belirtmiş ki doğrudur. Bizim için aksi ispatlanıncaya kadar kişinin söylediği esastır.

Efendim isim gerçek mi, gerçek değilse sislerin arkasındadır, yüreğini ortaya koymamış olur gibi görüşler fikre, bilgiye önem vermeyenlerin düşünceleridir diye bakıyoruz. Bir çok edebiyatçı, gazeteci, şair ve benzerlerinin gerçek isimleri ile yazmadığı bilinirken konuya böyle bakmak basit yaklaşmaktan başka bir şey değildir. Benzer durum köşesinde neden resmi yok, olmalıdır yaklaşımı içinde geçerlidir. Herkesin kendisine göre haklı gerekçeleri olabilir. Bizlere düşen bu gerekçeleri yorumlamak değil saygı duymaktır.

Bir notu düşmeden de geçemeyeceğim. İsmimiz konusunda “"Polata", "Polat", "Eren Polat", "Ali Polat" gibi takma adlarla” yazdığımızı iddia eden Sn. Bakır’ın bilip bilmeden, gerçekten uzak, iftira niteliğindeki cümlesinden ötürü özür dileyeceğini beklerken ne yazık ki kendisini haklı çıkarma gayretinde olduğunu görmenin üzüntüsündeyim.

Keşke Sn. Bakır, daha önceden yazdığımız yazıları okumuş olsaydı. Böylece ne kendisi  bizi asimilasyoncu olarak suçlardı, ne biz açıklamada bulunurduk, ne de kendileri açıklamadan ötürü teşekkür sunardı.

Umarım isimdi, resimdi, imlaydı, sözlük anlamıydı, günlük dildi, polemikti gibi konuların özünden uzak gereksiz tartışmaları karşılıklı olarak burada sonlandırmış oluruz.

Konumuza dönersek Sn. Bakır’ın Paflikyanların (Paulikanların) Anadolu Aleviliği ile olan bağlantılarının kanıt olacak belgeleriyle detaylı olarak sunacağı ve 4-5 yıl beklemem gereken kitabını bekleyeceğimi belirtmek isterim. Bu sayede Alevilik konusu kadar tasavvuf, din, toplum, sosyoloji gibi konularla ilgili bir çok insanın, araştırmacının bilgilenmesine, farklı değerlendirme yapmalarına ışık olacağı gerçektir.

Sn. Bakır bir önceki yazısında Kuran'ın Bakara Suresi 185. ayetine göre emredilen 30 günlük Ramazan orucundan ve Nur Suresi 34. ayet gereği kadınların örtünmeye sokulmasından bahsetmişti. Bizde kendisine verdiği Kuran ayetlerinde 30 günlük Ramazan orucunun ve kadınların örtünmesi konularının bulunmadığını göstermek amacı ile söz konusu ayetlerin Arapça, Latin alfabesi ile Arapça okunuşu ve fazla yer işgal etmemek adına beş ayrı kişinin mealini sunmuştuk.

Ne yazık ki Sn. Bakır bunları kopyala yapıştır yöntemi olarak değerlendirip bunların incelenmesini ve yorumunu bu yolda ilkokul müfredatı niteliğinde bulmuş.

Sn. Bakır yazdıkça bizi şaşkınlığa uğrattığınızı belirtmek isterim. Ne diyordunuz bir kez daha okuyun isterseniz; “Nur Suresi 34. ayet gereği kadınlarınızı örtüye mi sokuyorsunuz?” Size verdiğiniz ayetin içinde ne kadınlardan ne de örtünmeden bahsedilmediğini gösteriyoruz, teşekkür edeceğinize yolun ilkokul müfredatı olarak görmediğiniz ayetleri kopyala yapıştır olarak değerlendiriyorsunuz.
Yazdıklarınızı okuyanda sanacak ki biz yanlış yazmışız Nur suresi 34. ayet sizin belirttiğiniz şekilde. Hadi Kuran’ı bilmiyorsunuz bari bir yerlerden duyduğunuz veya okuduğunuz bilgiyi teyit etmek için bir açıp bakınız.

Bunu sizin gibi araştırmacı niteliği olan birisine yakıştıramadığımı belirtmek isterim.

Birde Rene Guenon'la ilgili konu var. Sn. Bakır verdiğimiz bilgilerin doğruluğunu kabul etmiş. Kendisine Katarcılığın (Catharism) içindeyken Piskoposluk unvanı alıp daha sonra yaklaşık 26 yaşında Müslüman olan ve bu şekilde 65 yaşında ölen Rene Guenon'ın takiye mi yaptığını sormuştuk.

Çok ilginçtir ki Sn. Bakır’a göre Rene Guenon'la takiye yapmıştır.

Rene Guenon hangi din içindeki bir ailede doğmuştur, nasıl bir dinsel eğitim almıştır, Katarcılık hangi din içinde geçer, Katarcılık hangi kökenden gelir diye baktığımızda Rene Guenon'ın Müslümanlığı seçerek takiye yaptı sözüne gülmemek elde değil.

Rene Guenon sanki Müslüman doğmuş, Müslüman büyümüş de Müslümanlığı seçip takiye yapacak. Hani Rene Guenon Müslüman olmasa ve Hıristiyanlığın içinde kalsa ve dense ki Katarcılık aslında Hıristiyanlığın içinde takiye yapan bir inançtır, tamam diyeceğiz saygı duyacağız.

Ancak Rene Guenon’ın Müslüman olup ömrünün sonuna kadar geçen 39 yıl boyunca bunu sürdürmesini takiye olarak yorumlamak mantıksızlıktan başka bir şey değildir.

Sn. Bakır burada önemli bir cümle sarf ediyor. Bu cümle de Sn. Bakır “Guenon'un "İslam'ı seçtiği"ni söylerken, intisap ettiği yapının bir ezoterik yol olduğunu” atladığımızı belirtiyor. Bunu biraz açarsak Rene Guenon, İslam dini içinde yer alan ve kendisinin de katıldığı yol’un ezoterik olduğunu belirttiğine göre İslam’ın içinde ezoterik-batıni yol yoktur demek yanlış olur. Üstelik Rene Guenon’un Hıristiyanken fark ettiği bu yol İslam’ın içindeymiş.

Biraz daha anlaşılır olması için Sn. Bakır’ın yazdıklarından iki cümleyi yan yana getirelim bakalım ortaya ne çıkıyor:

Rene Guenon'un da büyük vukufla tespit ettiği gibi, dinlerden ayrıdır, siyasal ve sosyal sebeplerle değişik coğrafyalarda, farklı dinlerin içinde değişik adlar altında (İskenderiye okulu, Kabala, Tasavvuf v.b.) kendini gizleyerek günümüze gelmiştir. Guenon'un "İslam'ı seçtiği"ni söylerken, intisap ettiği yapının bir ezoterik yol olduğunu …”

Bu cümlelere göre Rene Guenon "Ezoterizm tüm dinlerden ayrıdır" tespitini yapmış ve İslam’ı seçerken de intisap ettiği (bağlandığı, girdiği) yol ezoterik. O halde ezoterizm bütün dinlerden ayrı ise (tek başına bir din ise) nasıl oluyor da  Rene Guenon İslam’ı seçiyor. Üstelik seçim yaptığı yer İslam’ın içinde yer alan ezoterik bir yol.

Sn. Bakır Makalat’ın içinde “Ebu Bekir şah parmak, Ali serçe parmağı olarak geçiyor.” diye yazmış. Bizim elimizde Aziz Yalçın’ın Der Yayınlarından 2004 yılı 4. basım baskılı olarak yayınlanan ve Sn. Sefer Aytekin’in Türk harfleri ile “Güvercin Yayaınları” tarafından yayınlanmış bulunan eserinin esas alındığı Makalat-ı Hacı Bektaş Veli bulunmakta. Ve bu eserin açıklama kısımları alınmayarak Makalat kısmı tarafımızca kağıda aktarılmış durumda. Söz konusu eserin biz her hangi bir yerinde bu duruma rastlamadık. Keza “Ali” ismi Makalat-ı Hacı Bektaş Veli’de sadece bir yerde geçmektedir.

Sn. Bakır bizi ve okuyucularını kim tarafından hazırlanmış olan hangi yayınevince yayınlanmış olan Makalat-ı Hacı Bektaş Veli eserinin hangi bab’ın da  (bölümünde) ne şekilde yazılı olduğu konularında bizi ve okuyucularını aydınlatırsa çok seviniriz.
Makalat-ı Hacı Bektaş Veli’den konu açılmışken belirtmekte yarar var. Her nedense yeri gelsin bu eserden alıntılar yaparız yeri gelsin bozulmuş, değiştirilmiş ve hatta İslamileştirilmiş sayarız. Ancak hangi açıdan, hangi konularda bunun olduğunu belirtmek cihetine gitmediğimiz gibi yine de alıntılar yapmaktan uzak kalmayız. Söz konusu eserde Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin Batıniliğini bütünü ile görmek mümkündür.

Sn. Bakır daha önceki yazısında cem’de içkili olduğundan bahsetmiş bizde katılmadığımızı belirtmiştik. Bunun üzerine Dem’i içki olarak yorumlamış ve bunun erdem testi olduğunu belirtmişti. Bu hususta itirazımız Dem ile içki’nin aynı olmadığı, Alevilikte Ayin-i Cem’ler de içki bir sınama aracı olarak sunulmadığı yönündeydi ki hala da aynı fikirdeyiz. Her ne kadar Sn. Bakır hala hazırda bu görüşte olduğunu belirtse de kendisinin Alevilikte içki ile bir erdem testi yapılmadığı, Dem’in içki olarak nitelendilemiyeceği gibi test aracı olarak da yer almadığı konularında bilgileneceğine inanmaktayız.

Sn. Bakır’a bir önceki yazımızda merak ettiğimiz “Evren ve Tanrı birdir. Tanrı yaradan değil, varolandır ve evrenin toplamı[1] veya “Yaratılmışların bütünü, Yaradanın kendisi[2] düşüncesinin, Mu dininin dört temel kavramı ve dolayısı ile Alevilik teolojisine göre bu sonuçların çıkıp çıkamayacağını sormuştuk. Anlaşılan bu konuda bizi daha sonra bilgilendirecek.

Sonuç olarak Sn. Bakır’ın “Enerjimizi sen-ben değil, yol için, dolayısıyla insanlık için harcayalım.” Cümlesine katıldığımı belirtmek isterim. Bizlere düşen karşımızdakinin ismi, cismi ile uğraşmak yerine düşüncelerle, fikirlerle, tespitlerle, görüşlerle ilgilenmek. Bunu yaparken kırıcı veya hor görücü olmak, bilgisiz veya cahil saymak ise zaten içinde yer aldığımız inancın felsefesine aykırı.

Bizim için bunlar kadar önemi olan bir başka nokta daha var. Aleviliği ister İslam içi ister dışı sayalım, Alevilik ile ateistliği aynı kefeye koyanlar ve Aleviliğe Ortodoks İslam / İslamiyet / Şii / Şialık kisvesi giydirmeye çalışanlar hariç hiç kimseyi Aleviliği şu veya bu konuma getirdi/getiriyor düşüncesi ile asimilasyoncu olarak suçlamayalım.

Bir daha bu tür karşılıklı kişiselleşmeye dönük yazışmalar olmaması dileği ile.

 


15.11.2007

 



[1] Cihangir Gener, Ezoterik-Batıni Doktirinler Tarihi, Gece Yayınları, 3. Baskı, Ekim 1995, s. 11-12

[2] Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kayıp Bin Yılı, Chiviyazıları Yayınevi, 2. Baskı 2006, s. 17

15.11.2007
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

Haber Yorumları (1 adet)

??canbaba
Esas olan yol
İlginç bir tartışmanın sonuna gelinmiş,kişselleşen yorumlar,ve havada kalan,boşlukta kaln sorular,
Oruç İçin ,Bakara süresi 185. (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur?an?ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah?ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.
Kapanmayla ikgili ayette,Nur süresi,31. Mü?min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut, kocalarının babalarından yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü?minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!
Diyent Bşk.lığı,Kuran Meali,
Makaltta geçen,
Ve Muhammet başparmakgibidir,Ebu Bekir Şahadet Parmağı gibdir,Ömer,Orta parmak gibi,Osman Taharat,Ali Küçük Serçe parmağı gibidir, (Esat Çoşan cevirisi S:78)
İslam da Tasavuf ismi ile gecen BATINI/EZOTERİK söylemler,bir bütünlük arzeder gibi gözükse de,ÖZ de ayrılıkları vardır,Farabi,İbni Sina,İbni Rüşd,İnancı akılla bağdaştırmaya çalışırken,Aklın önemini vurgulasalrda,İNANCIN etkisini de onayladılar,
Şahabeddin Sührevi,Mühiddin Arabi ve takipcileri ise,Aklın derin bir tanrısal sevgiden kaynaklandığını secgi ve inan ışığından kaynaklanmayan aklın başarısız olacağını söyler,Vasıl B.ata ise ,İnancın karşısına aklı koyar,aklı dinden bağımsızlaştırır,
Tüm bunlar tasavvufcu diye bütün olarak geçmektedir,İmam Gazli de,İmam Rabbani de aynı kefede işlemek, saymak BATIN düşüncenin,felsefenin espirisine ne kadar uygundur,
Ali çoktur,Bizim Ali bulunmaz.
26.11.2007 22:57:59




Ali Polat Bölümünden Son Yazılar
Devamını Oku 14.08.2008 02:37:01 - İçimden Geldiği Gibi
Devamını Oku 11.07.2008 09:19:23 - Mürşitliği Başkanlar Yapınca
Devamını Oku 02.07.2008 11:02:19 - 15 Yıldır Sönmeyen Ateş
Devamını Oku 24.06.2008 14:06:16 - Örgütlerin Sunduğu Alevilik Tarihi
Devamını Oku 03.06.2008 16:55:08 - Üç Yılı Geride Bırakırken
Devamını Oku 27.05.2008 07:43:17 - Hatırlatan Sevgili
Devamını Oku 05.05.2008 11:27:58 - Vahdet-i Vücut mu Panteizm mi? (III. Bölüm)
Devamını Oku 03.05.2008 12:46:56 - Vahdet-i Vücut mu Panteizm mi? (II. Bölüm)
Devamını Oku 01.05.2008 14:45:31 - Vahdet-i Vücut mu Panteizm mi? (I. Bölüm)
Devamını Oku 08.04.2008 14:58:35 - Aysun Kayacı ve Demokrasi
Devamını Oku 14.03.2008 12:17:10 - Umutsuzluğa Alışmak
Devamını Oku 15.02.2008 - Özgürlüğe Türban
Devamını Oku 30.01.2008 - İzzettin Doğan'ın Tarihsel Yanılgısı
Devamını Oku 24.01.2008 - Ulusoy Ailesinin Kimi Fertleri Ne Yapıyor!
Devamını Oku 21.01.2008 - PSAKD'ye Yakışmadı
Devamını Oku 10.01.2008 - Muharrem (Yas-ı Matem) Orucu ve İslamsız Alevilik
Devamını Oku 06.12.2007 - Alevi Açılımı mı Laiklik Açmazı mı?
Devamını Oku 15.11.2007 - Sen-Ben Değil Demekle Biz Olunmuyor!
Devamını Oku 09.11.2007 15:03:27 - Kitabı Anlamayan İnsanı Nasıl Okusun ki?
Devamını Oku 01.11.2007 - Okur-Yazar'ın Anladığı
Haberi Değerlendirin
Gereksiz bir haber
Yayınlamanız gerekmezdi
Faydalı bir haber olmuş
Gerekli bir haber
Haberiniz çok çok isabetli
Bu haber için oy kullanan 17 ziyaretçimizin puan ortalaması: 2,53
Haber İşlemleri
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yorum Yaz
Yorumları Oku


Ateşe Semah Durmak
 
Alevionline Ekibinde Güncelleme
Alevionline Ekibinde Güncelleme Alevilerin en çok ziyaret edilen ve en dinamik haber sitesi Alevionline ekibinde güncelleme yapıldı. Alevionline'da yazarlık da yapmış olan Ali Göçer dostumuz, bundan böyle Alevionline haber koordinatörlüğü görevini yürütecek. Kendisine aramıza hoş geldin diyoruz....
Sanal dünyadaki tehditler artıyor
Çalışma Arkadaşları Arıyoruz
0,36 saniyede derlendi.
ALEVIONLINE REKLAM

1 dakika içinde kapanacak veya Kapat