|
Meydanlarda “Türkiye laiktir laik kalacak!” diye haykıranlara sormak gerek Türkiye hangi açıdan laik?Artık at gözlüklerini bir kenara bırakıp, ağzımızdan çıkan cümlelerin anlamlarına bakmak zamanı gelmedi mi? Türkiye laik değildir laik kalsın!
|
Özellikle 1990’lardan sonra gösterilerde, cenaze törenlerinde, resmi bayramlarda toplumun belli bir kesimince tekrarlanan bir söylem var; Türkiye laiktir, laik kalacak! Bu söylem en son 11 Kasım 2006 Cumartesi gün ki eski başbakanlardan, CHP’yi 1972 de ortanın soluna çeken, sosyal demokrat ve demoktarik sol kavram ve söylemlerini siyaset meydanına sokan Bülent Ecevit’in cenaze töreninde dile getirildi. Cenaze namazına katılmak için Ankara Kocatepe camisine giren hükümet üyelerine karşı orada bulunan sol yelpazenin içerisindeki topluluk büyük bir heyecanla, hep bir ağızdan seslendi; Türkiye laiktir, laik kalacak! 2007 yılının ilkbaharında yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimine bir tepki, iktidarda bulunan AKP’nin çizgisine karşı geliş olan bu söylem diğer taraftan Mustafa Kemal Atatürk tarafından temelleri atılıp oluşturulan cumhuriyetin din temelli bir yapıya çevrilmesine karşı duracak bir kesimin varlığını da göstermekte. İyi de Türkiye gerçekten laik mi? Laiklik, hukuksal alanda din kurallarının yerine insani kuralların geçirilmesinden mi ibaret? Laiklik, insanların giyimlerine mi bağlı? Belki 20. asrın ilk yarısında laiklik belki hukuk alanında din kurallarının olmaması olarak algılanabilir. Ancak 21 asrın ilk yıllarında laikliğin bu dar çerçevede tutmak ne kadar doğru? 30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanun ile Tekke ve zaviyeler kapatılmış, bir anlamda Müslümanlığın içerisinde yuvalandığı ve karanlığın kaynağı kabul edilen oluşumların önüne geçilmeye çalışılmıştır. Türkiye özellikle Müslümanlığın tek merkezden devlet denetimi ile halka aktarılması, ibadetin sürdürülmesi amacındadır. Bu amaç doğrultusunda ki çalışmalar Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından önce başlanılmıştır. Osmanlı Devleti’nde din işleri Meşihat Makamlığı’nca Şeyhülislam eliyle yürütülün din işleri, 1920 yılında Ankara'da kurulan Meclis Hükümetinde Meşihat, “Şer’iye ve Evkaf Vekâleti” adıyla "Bakanlık" olarak yer almış, 1924 'e kadar da bu statü aynen devam etmiştir. 3 Mart 1924 tarihinde Şer’iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılarak yerine, 429 sayılı Kanunla, Başvekâlet bütçesine dahil ve Başvekâlete bağlı Diyanet İşleri Reisliği, bugünkü adıyla Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. 1924 de oluşturulan bu kurum ve 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılması ile din işleri tek bir merkezden devlet denetimi ve kanalı ile idare edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç, dinin kullanılarak halkın siyasi oluşumlara katılmasını sağlayan yapıyı kırmak, hurafe ve bilimsellikten uzak bir yayılımcılıkla toplumu etkisi altına alan gericiliği yıkıp yerine akılcı, bilime dayalı, gelişimci bir din hizmeti getirilmesini sağlamak olarak algılanabilir. Ancak gözden kaçan önemli nokta ülkede yaşayan Müslümanların hepsinin tek bir mezhep ve inançta olmadığıdır. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasının bir açıdan doğru olmakla birlikte bundan etkilenen kesim Alevi toplumu olmuştur. Alevi toplumu din hizmetlerini aldığı ocaklardan, tekkelerden, dergahlardan mahrum kalmış, inancını devam ettirmek için gerekli olan bütün materyallerden soyutlanmıştır. Bugün meydanlarda Türkiye’nin laik olduğunu söylemek bu açıdan bakıldığında doğrudur diyebiliyor muyuz? Müslüman halkın din hizmetlerini devlet denetimi yolu ile, akıl, bilim ve çağa yakışır bir şekilde almasını sağlamak amacı ile oluşturulan kurum ne yazık ki laik bir sistemden kopuk, Müslümanlığın tek bir mezhebini temel alan bir zihniyet ile çalışmaktadır. Bu durumda nasıl oluyor da Türkiye laiktir laik kalacak! diyebiliyoruz? Türkiye’nin laik bir devlet olması, kanunlarının din kanunları olmaması, hukuksal alandan dinin egemen olmaması, kadınların başlarının açık olması, kamu çalışanlarının türban veya başka bir şey ile kapanmaması, mecliste örtülü kadın olmaması gibi niteliklere mi bağlı? Eğer bu açıdan bakıp Türkiye laik bir devlettir dersek dar bir çerçeveden laikliğe bakıp değerlendirmiş olmaz mıyız? Günümüz laiklik tanımı ve uygulamaları açısından Türkiye laik bir devlet değildir. Aleviliği Müslümanlığın içinde sayıyoruz o nedenle cemevlerine ibadet yeri kabul etmiyoruz, Alevilerde Müslüman’dır onun için köylerine cami yapıp imam atıyoruz, ırkı Türk, Kürt, Çerkez, Laz v.b. olanlar Müslümanlık dışında başka bir dinde olamaz onun için kilise açmalarına izin vermiyoruz, Müslümanlık demek Ehl-i Sünnet’in Hanefi mezhebi demektir düşüncesi ile imam yetiştirip, din hizmeti getiriliyor ve bunlara benzer nedenlere sarılıp uygulamalar yapılıyor ise Türkiye laiktir demek kendimizi kandırmak olacaktır. Günümüzün gelişen insanlığında laik bir devlet topraklarında yaşayan her bir bireyin dinsel inanç ve yaklaşımına saygı duymak zorundadır. Laik bir devlet, her bir vatandaşının kendi inancı doğrultusunda ibadetini insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde yapmasına olanak sağlamak zorundadır. Laik bir devletin din işlerine bakan kurum veya kuruluşu tek bir din, tek bir mezhep veya tek bir inancı esas almamalıdır. Laik bir devlette cemevi ibadethanemidir değimlidir tartışmaları yapılmamalıdır. Laik bir devlette din dersleri, bir kültür dersi olup bütün din ve inançların tanıtıldığı özgür ve bilgili gençlerin yetişmesinde araç olmalıdır. Laik bir devlette, vatandaşlardan toplanan vergi tek bir dinin, mezhebin veya inancın yayılması, uygulanması, araştırılması gibi eylemlerde kullanılmamalıdır. Laik bir devlette, sen Türk’sün, sen Kürt’sün, sen Çerkez’sin o halde Müslümansın başka dinden olamazsın dolayısı ile ibadethane açamazsın denilmemelidir. Laik bir devlette, din işleri kurumu bütün din, mezhep, inançlara eşit mesafede, denetleyici, yol gösterici, sorun çözücü olmalıdır. Laik bir devlette diyerek bu sıralamayı artırmak mümkün. Meydanlarda “Türkiye laiktir laik kalacak!” diye haykıranlara sormak gerek Türkiye hangi açıdan laik? Artık at gözlüklerini bir kenara bırakıp, ağzımızdan çıkan cümlelerin anlamlarına bakmak zamanı gelmedi mi? Türkiye laik değildir laik kalsın!
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|