|
Yeni meclisi bekleyen ilk görevlendirmelerin başında sivil (!) anayasa yer almakta. AKP tarafından aylar önceden Prof. Ergun Özbudun’a hazırlattırılan anayasa taslağını değerlendirip hayata geçirmek yeni hükümetin ve meclisin ilk görevi. Bu arada 2002 seçimleri sonrasında da AKP’nin ilk görevlerinden birisi olarak Anayasa değişikliğini beyan ettiğini unutmamak gerekir.
|
Konumuz Anayasa değişikliğinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği veya sivil olup olmadığı değil. Anayasalar bir ülkede yaşayan vatandaşların müşterek ortak paydalarını düzenleyen bir anlamda ortak mutabakat metnidir. Ülkenin bütün yasaları bu ortak mutabakat metnine göre şekillenir. Hazırlanan taslakta vatandaşlık tanımının 1924 Anayasasın da yer alan tanıma yakın olduğu yansımakta. Vatandaşlık tanımı bu derece önemli mi diye düşünülür ise önemli. Çünkü bir vatandaşlar devlet için değil devlet vatandaşlar için vardır. Vatandaşın devlet nazarında ne olduğunu, neyi ifade ettiğini belirten temel unsurda devletin vatandaşlık tanımıdır. Mevcut askeri dönemin mirası 1982 Anayasasının 66. maddesinde ki vatandaşlık tanımı şu şekilde; “ Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. ”. Bu tanım aynı şekli ile kelimesi kelimesine aynı olarak özgürlükçü (!) 1961 anayasasının 54. maddesinde de yer almaktadır. Yeni hazırlanan anayasada bu tanımın 1924 anayasasına benzer şekilde yer aldığı düşünülür ise 1924 anayasasınınTürkiye’de din ve ırk ayırdedilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese “Türk” denir. ” Kelimelerin tek başlarına bir anlamarlı olsa bile ifade ettikleri, anlamlaştıkları değer cümlenin genel yapısı ve vurgusu ile bütünlük kazanarak gerçeğe ulaşır. Bu açılardan baktığımızda 1961 ve 1982 anayasalarında ki vatandaşlık tanımının ırka dayalı, ırkı vurgulayan bir yapıda olduğu gerçeğine ulaşılmakta. Maddenin başlangıcında yer alan “ Türk Devletine ” tanımlaması ilk falsoyu vermekte. Anayasanın 1. ve 3. maddelerinde “Türkiye Devleti” olarak 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti” olarak adlandırılan devlet bir anda ırk temelinde bir devlet tanımına sokuluyor. Maddenin ilkinde ki bu ırk temelli anlayış son kelimesi olan “ Türktür ” ile damgayı vuruyor. Bu anayasanın hazırlandığı dönemdeki devlet erkanının yaklaşımı, düşüncesi, vatandaşa bakış açısı ve ideolojisini bütünü ile bu maddede görmek mümkün. O dönem Atatürk ve Atatürkçülüğü dilinden düşürmeyen bu erkan hiç mi Atatürk’ün ve o dönemki meclisin yaklaşımına bakmadı mı acaba? Batkıda anlayamadı zahar. Ümmetçisi, şeriatçısı, sosyalisti, komünisti, Kürtçüsü bir çok kesimce eleştirilen Atatürk döneminin anayasasında ki vatandaşlık tanımına baktığımızda ulus kavramına dayalı bir tanım karşımıza çıkmakta. Atatürk veya Kemalist milliyetçiliğin temelinde yatan ulus ve ulusal milliyetçiliğin bu tanıma yansıdığı çok rahat görülmekte. Maddenin başında yer alan devletin ismini ve niteliğini belirten “Türkiye’de” kelimesi ile yaklaşım net bir şekilde belirtiliyor. Maddenin son kelimesinde “Türk denir” sonlaması ile ırkçı veya etnik değil ulusal tavır sergilenmiş oluyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün “ Ne mutlu Türküm diye ” sözünü tek başına ele alıp değerlendiren, bak işte Atatürk etnik bir milliyetçidir diye haykıranlara sormak gerekiyor. Madem etnik milliyetçiydi de ülkenin ismini “ Türk Cumhuriyeti ” “ Türk Devleti ” olarak koymak yerine “ Türkiye Cumhuriyeti ” koydu veya neden vatandaşlık tanımını 1961 ve 1982 anayasalarında ki gibi “ Türktür ” değil de “ Türk denir ” olarak bitirdi. Mustafa Kemal Atatürk ve Kemalizm’i anlamak istiyorsak ondan miras kalanları ayrı ayrı değil bir bütün içinde değerlendirmek gerekiyor. Bütünü görmek isteyen bütüne bakmalı, parçalara bakmak bütünü görmemek olur. Cumhuriyetin 84. yılında ilk anayasada yer alan vatandaşlık tanımına dönebilmek için çabalıyor isek bilinmelidir ki ondan sonra gelenler ne onu ne ilkelerini ne devrimlerini anlayabilmiş. Sahte Atatürkçüleri ve Kemalistleri tanıyamayıp onların ayak oyunlarının sonuçlarını hala anlayamayanlara ise ne söylenir bilmem. vatandaşlık tanımının yer aldığı 88. maddesine bir bakmak gerekiyor, “
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|