Bu genel
özellikleri şu an için dünya da geçerli olan üç büyük vahyi dininin içerisinde
çeşitli isimlerle yer alan kurumsallıklarda görmek mümkündür. Örneğin
Museviliğin içerisinde yer alan Kabalacılar, diğerlerinden farklı bir yol
izleyerek Tevrat'ın Ezoterik yorumu "Kabala" üzerinde çalışarak, diğer Yahudi
gruplarından ayrılmışlardır. İslam içerisinde de Sufiler ve Tasavvuf bu açıdan
aynı kategori içerisinde yer almaktadırlar. İslam içerisinde yer alan tarikat
oluşumu içerisinde inisiye dayanan dereceleri görmek mümkündür. Ancak bütün
tarikat oluşumlarını ezoterik saymak elbette ki mümkün değildir.
Batı da,
Musevilik ve Hıristiyanlık içerisinde Ezoterizm olarak adlandırılan yapı doğu da
İslam içerisinde Batınilik olarak adlandırılmıştır. İslam içerisinde yer alan
Tasavvuf bütünü ile Batıni bir doktrinin, yaklaşımın ürünüdür. Burada bir
noktaya değinmek gerekiyor, Ezoterizm ve Batınilik kişinin içsel temizliği
üzerine kurulu olduğu kadar bilgininde içsel anlamına yöneliktir. Amaç insanı
zahiri arınmışlık ile değil içsel (batınsal) arınmışlık ile kurtarmaktır. Bunun
yolu da bilginin iç (derin) anlamına yönelmek, anlamak ve uygulamaktır. Ondan
ötürüdür ki Batınilik bir yandan insanın içsel arınmışlığını diğer yandan da
bilginin içsel anlamına yöneliktir.
Sn. Cihangir Gener, Ezoterik doktrini "Felsefi alanda 'Panteizm',
İslami kültür içinde tasavvuf adını alan"
olarak nitelendirmiştir. Bu nitelendirmeyi yaptıktan sonra ilerleyen sayfalarda
bunun tek tanrılı dinler ile Panteizm'i birbirinden ayrıldığı noktaları şu
şekilde belirtmiştir: "Ezoterik-Batıni doktrinler felsefi alanda Panteizm olarak
ifade edilir. Tek tanrılı dinlerde yaradan-yaradılan ikilemi varken Panteizmde
bu ikilem yoktur. Varolan her şey tanrıdan südur etmiştir ve onunla özdeştir."
İlginç
olan Sn. Cihangir Gener bir yandan Ezoterik-Batıni doktrinin çıkışının, Tek
Tanrı inançlı Mu dinine ve Naacal Kardeşlik örgütünü olduğunu ileri sürmekte
diğer taraftan ise doktrini tek tanrılıktan uzak Panteizm'e bağlamaktadır.
Sn.
Cihangir Gener Ezoterik-Batıni doktrin açıklamasını şu şekilde sürdürmektedir: "Evren
ve Tanrı birdir. Tanrı yaradan değil, varolandır ve evrenin toplamıdır.
Önsüz ve sonsuz olan tanrı, makrokozmos'da da, mikrokozmos'da da bulunur.
Tanrısal nurun bir cüzü olan ruh hiçbir zaman ölmez ve yegane amacı ayrıldığı
ana kaynağa, yani tanrıya dönmektir. Bunun da tek yolu, evrensel bir yasa olan
evrim, yani tekamüldür."
Benzer yaklaşım Sn. Erdoğan Çınar tarafından şu şekillerde dile
getirilmektedir:
"Alevi
İnancı'nda, yaratan ve yaratılan birdir. Yaratılmışların bütünü, Yaradanın
kendisidir. Vahdet-i Vücut (Varlığın Birliği) olarak ifade edilen bu
Alevi inanışını, İslam kalıplarına sığdırmak mümkün değildir."
"Alevi erkanın kurulduğu o en uzak geçmişten beri Aleviler, yaratılışın dışında
ve üstünde, her şeye kadir bir Tanrı inanışına uzak durdular. Onların inanışına
göre yaratan ve yaratılmış birdir. Yaratan yaratılmışın bütünü,
yaratılmış olan da yaratanın ayrılmaz parçası ve kendisidir."
Her iki
araştırmacıda Ezoterik-Batıni doktrinin başlangıcını Mu uygarlığına bağlamakta
ve yine her ikisi de Yaratılmışların bütününü Yaradan'ın kendisi olarak kabul
etmektedir. Yaratılmışların bütünü yani bütün canlı ve cansızların hepsi,
evrenin toplamı Yaradan'dan başka bir şey değildir. Bu durumda Yaradan'nın
mevcudiyetinden veya Tanrı'nın varlığından bahsetmek yanlış olur. Evrenin
toplamı, Yaratılmışların bütünü Yaradan olduğuna göre tek başına Yaradan'dan
bahsetmek imkansızdır.
Vahdet-i
Vücut inanışını, Ezoterik-Batıni yaklaşımı
Panteizm olarak yorumlayan bu düşüncelerin doğruluğuna
bakabilmek için ilk önce Panteizm'e bakmak gerekmektedir.
Teizm (Tanrıcılık)
ve ateizm (Tanrıtanımazlık)
arasında farklı düşünce akımından bahsetmek mümkündür. Deizm,
panteizm, panenteizm (pan-enteizm)
ve agnostisizm akımları
ateizmin geniş anlamı olan "teizm olmayan" anlamının içerisinde yer
almaktadırlar.
Panteizm ya da Tümtanrıcılık (Doğatanrıcılık Kamutanrıcılık)
Evrenin bütününü
Tanrı olarak kabul eden felsefî görüştür. Panteizm'de her şeyi tanrının bir
parçası olarak kabul edilir, tanrı her şeydir ve her şey tanrıdır. Panteizme
göre Tanrı'nın evrenden ayrı ve bağımsız bir varlığı yoktur. Tanrı doğada,
nesnelerde, insan dünyasında vardır. Her şey Tanrı'dır.
Babağan
Bektaşiliğinin son Dedebaba'sı Doç.Dr. Bedri Noyan'da Panteizm'i (pantheisme) şu
şekilde açıklamıştır; "Pantheisme'e göre: Allah evrenin toplamıdır. Evrenin
dışında Tanrı denilen bir şey yoktur. Tanrı bu evrende tecellî etmiştir. Ne
varsa bu evrenden ibarettir."
Yaratılmışların bütünü, Yaradan'ın kendisi olarak nitelendirip bunu da Vahdet-i Vücut inanışı olarak gösterdiğimiz de karşımıza
Panteizm'in çıktığı doğrudur. Ancak
Ezoterik-Batıni doktrinin başlangıcı olarak kabul edilen Mu dinin dört temel
kavramının son maddesi açısından bu yaklaşım doğru olmamaktadır. Son maddeye
göre mükemmelliğe
ulaşan ruh'un Tanrıya dönmesi ve onunla birleşmesi gerekmektedir. Eğer Tanrı
evrenin kendisi ise dönülecek ve bütünleşilecek her hangi bir varlıktan, olgudan
veya kavramdan bahsedemeyiz.
Bu durum Ezoterizm-Batıniliğin tarihsel başlangıcı olarak
vurgulanan Mu dininin önde gelen sembolü olan
"Mu Kozmik
Diyagramı"na da uygun değildir. Söz konusu diyagramı incelediğimizde üçgenin
içindeki dairenin (gözün) tanrının gözünün (varlığının) daima insanlar üzerinde
olduğunun ifade etmektedir ki evrenin bütününü (toplamını) Tanrı olarak kabul
ettiğimizde insanı gözleyecek varlık-mevcudiyet olmayacaktır.
Erdoğan
Çınar'ın
"Önce cansız
nesne, sonra bitki, hayvan ve insan bedenlerinde ortaya çıkan ruh, İnsan-ı Kâmil
(eksiksiz, olgun insan) konumuna ulaştığında geldiği kaynağa geri döner.
Yaradan ile bütünleşir, onun içinde erir."
düşüncesi bu nokta da hükmünü kaybetmiş olur. Çünkü evren Tanrı'nın kendisi
olduğuna göre geri dönülecek kaynaktan söz edemeyiz, çünkü ortada geri dönülecek
kaynak mevcut değildir.
Evrenin
hepsi, Yaratılmışların bütünü Yaradan'ın kendisi ise "Seçilmiş varlığa (güruh-u
naci) özünü katan "Kırklardan Biri" önce Yaradan'a asi olmuş, sonra boyun
eğerek Kırklar Meclisi'nde huzura gelmiştir."
demekte benzer şekilde yanlıştır.
Bir yandan
"Evren ve Tanrı
birdir. Tanrı yaradan değil, varolandır ve evrenin toplamıdır."
veya "Yaratılmışların
bütünü, Yaradanın kendisidir."
derken diğer taraftan "Varolan her şey tanrıdan südur etmiştir
ve onunla
özdeştir."
veya
"Kırklardan
Biri" önce Yaradan'a asi olmuş
… "
demek bir birine tezat ifadeler kullanmak olur.
Sn. Erdoğan
Çınar, "Alevi İnancı'nda, yaratan ve yaratılan birdir. Yaratılmışların
bütünü, Yaradanın kendisidir. Vahdet-i Vücut (Varlığın Birliği) olarak ifade
edilen bu Alevi inanışını, İslam kalıplarına sığdırmak mümkün değildir."
demektir ki eğer Vahdet-i Vücut'u Panteizm olarak yorumlarsak doğrudur. Ancak
Alevi teolojisinde Sn. Erdoğan Çınar'ın Kırklar Meclisini,
yaratılışı,
devriyeyi,
kamil insan
kavramlarını açıklamaya çalıştığı bölümlerde ifade edilenlere göre
Yaratılmışların bütünü Yaradan'ın kendisi, evrenin bütünü Tanrı değildir.
Dedebaba
Doç.Dr. Bedri Noyan'da Vahdet-i Vücut'tun Panteizm'den (pantheisme'den) evren ve
Tanrı olgusundan ötürü farklı olduğuna işaret ederek bunu şu şekilde izah
etmektedir; "Vahdet-i vücût ta ise; Tanrı varlık ve kudretinin bir zerresi
kadarının tecellisi ile bu evren var olmuştur. Bir an için bütünüyle evrenin
mahvolduğunu yok olduğunu düşünürsek, birincisine - Panteizm'e (pantheisme'e)-
göre, artık ne evren ne de bir Tanrı kalır. Vahdet-i vücûd'a göre ise, O'ndan
bir zerre bile eksilmemiş gibi olur. Ve kudret-i külliye, yeniden bir "ol"
buyruğu ile bir anda bu evreni yaratır."
Yaratılmışların bütünü, Yaradan'ın kendisi, evrenin toplamını Tanrı olarak kabul
etmeyi Vahdet-i Vücut olarak açıklamak yanlıştır. Bu şekilde izah edilen
tanımlama Vahdet-i Mevcut'tan başka bir şey değildir.
O halde Vahdet-i Vücut inanışı ve Ezoterik-Batıni doktrinler bu
açılardan Panteizm değildir. Her ikisini Panenteizm (Pan-eteizm) içerisinde
aramak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.