Herkesçe kabul edilen bir gerçek vardır, Alevilik Vahdet-i Vücut inanışına dayanır. Bu gerçek ve kabul bütün Alevi ve dış kesimce benimsenmekle birlikte bir kavram karmaşasının yaşandığı da göze çarpmaktadır. Bu karmaşayı sadece Alevilik ekseninde var olarak kabul edemeyiz. Genel olarak bu karmaşanın Ezoterik-Batıni açılımların açıklamasında yer aldığını görmekteyiz. Ancak Vahdet-i Vücut ve Vahdet-i Mevcut kavramlarına girmeden önce Ezoterik-Batınilik konusuna göz atmakta yarar var.
Nerede ise bütün kaynaklarca Ezoterik-Batıni inançların açıklamasının giriş kısmında Mu dini ve özellikleri yer almaktadır. İngiliz araştırmacı Albay James Churchward 1883'de, Batı Tibet'te bir mabette, "Büyük Rahipler Kardeşliği'nin" başrahibi Rishi tarafından kendisine gösterilen Naacal (Naakal) tabletlerinde yer alan kavramlar, o güne kadar bilinmesine karşın bu şekilde tarihsel yerini bulmuştu. Amerikalı Jeolog William Niven tarafından 1921-1923 yılları arasında Meksika'da ortaya çıkartılan tabletler, Naacal tabletleri ile aynı dilde yazılmış ve biri birlerini desteklemekte ve tamamlamaktaydılar.
Albay James Churchward, Meksika tabletlerinin nerede yazıldıklarını tam olarak belirleyememesine karşın yine de bu tabletlerin bir çoğunun Uygur sembolleri ve harfleriyle yazıldığını ve her iki grupta görülen yazıların kökeninin Mu alfabesine dayandığını belirlemeyi başardı.Albay James Churchward, tabletlerde yer alan bazı konuları şu şekilde sıralamaktadır;
1-Yaratılışın tarifi
2-Hayat ve kökeni
3-Dört büyük kozmik gücün kökeni ve işleyişi
4-Kadının Yaratılışı
Naacal tabletlerine göre, evrenin başlangıcında sadece ruh vardı. Daha sonra bu ruhtan, bir kaosun hakim olduğu uzay var oldu. Zamanla kaos yerini giderek düzene bırakmaya başladı ve uzaydaki şekilsiz ve dağınık gazlar bir araya geldi. Bu gazlar güneş sistemlerini ve gezegenleri oluşturmak için katılaştı. Katılaşma sırasında önce hava, sonra su oluştu. Sular dünyayı kapladı. Güneş ışıkları havayı ve suyu ısıttı. Bu ışıklar ve toprak altındaki ateş, üzerinde su bulunan toprakları yükseltti ve bunlar açık toprak oldu. Güneş ışıkları suyun içinde ve balçıkta kozmik hayat yumurtalarını (RNA-DNA) oluşturdu. İlk hayat suda çıktı ve tüm yeryüzüne yayıldı.--
Günümüzden 15.000 yıl önce yazıldığı anlaşılan Naacal tabletlerinde semboller kullanılmıştı. Naacal öğretisinde Güneş doğrudan tanrı değil, onun birliğinin ve tekliğinin kitleler tarafından daha iyi anlaşılması için seçilmiş olan bir semboldü. Sembollerin kullanılmasındaki amacın, belirli ifade tarzlarının kalıplaşmasını önlemek ve gelişmeler doğrultusunda sembollere yeni anlamlar yükleyerek, dinin bağnazlıktan ve doğmalardan kurtulmasını sağlamak olarak açıklanmaktadır.-
Mu dini sembollerinin en önde geleni, "Mu Kozmik Diyagramı"dır. Bu diyagramda, tam merkezde bulunan daire Güneşin, "Ra"nın, yani tek tanrının kolektif işaretidir. Üçgenin içindeki daire, tanrının gözünün daima insanlar üzerinde olduğunun, iç içe geçmiş iki üçgen iyiliğin ve kötülüğün bir arada bulunduğunun simgesidir. Bu üçgenlerden yukarı dönük olanı iyiye, yani tanrıya ulaşmayı, aşağı bakanı ise yeniden doğuş yasası uyarınca geriye dönüşü resmeder. Her ikisinin bir arada oluşturduğu altı köşeli yıldız adaletin sembolüdür. Ayrıca bu yıldızların her bir ucu bir fazileti resmeder ve insan ancak bu faziletlere sahip olunca tanrıya ulaşabilecektir. Altı köşeli yıldızın dışındaki çember, dünyadan başka alemlerin de bulunduğunu, bunun dışındaki 12 fisto ise, insanın uzak durması gereken 12 kötü eğilimi simgeler. İnsan ruhu, diğer alemlere geçmeden önce, bu 12 dünyasal kötü eğilimden kurtulmak zorundadır.
Aşağı doğru inen sekiz şeritli yol ise, ruhun tanrıya ulaşması için tırmanması gereken aşamaların ifadesidir. Ruh, en alt kademeden, cansız varlıktan mükemmele, yani kamil insan'a ulaşmak zorundadır.
Naacal mabetlerinde ay, bir sembol olarak güneşin hemen yanında yer alır. Hem baba, hem ana olan tanrının eril sembolü güneş ise, dişil sembolü de ay'dır. Kozmik diyagram üzerinde de görüleceği gibi üçgenin ve üç sayısının Naacal öğretisindeki yeri büyüktür. Üç sayısına verilen önem Mu kıtasının kendisinden kaynaklanmaktadır. Mu kıtası üç parçadan oluşmuş ve aralarında dar boğazların bulunduğu adalar topluluğudur. Bu nedenle üçgen, hem Mu kıtasını, hem de, tanrının eril ve dişil yönleri ile onlardan südur eden ilahi kelamı, yani evreni simgeler. Üçgen içindeki göz, ana kaynağın, yani tanrının, varlığını inan üzerinde daima hissettirdiğini, bir biçimde onu gözlediğini resmeder. Bu sembol, Osiris ile önce Atlantis'e buradan Hermes ile Mısır'a, Mısır'dan Pisagor ile Yunanistan'a ve nihayet günümüzde Masonluğa kadar ulaşmıştır.--
Nerede ise bütün kaynaklarca Ezoterik-Batıni inançların açıklamasının giriş kısmında Mu dininin özellikleri ve bunun dört ana kavramı yer almaktadır. Sn. Cihangir Gener'in Hans Stephan Santesson'un Batık Ülke Mu Uygarlığı (RM Yayınları İstanbul 1989 – sf.12) den aktardığına göre bu dört temel kavram şunlardır;
1- Tanrı tektir her şey ondan varolmuştur ve ona dönecektir.
2- Ruh ile beden birbirinden ayrıdır. Beden ölür ve ayrışırken ruh ölmez.
3- Ruh, mükemmelliğe ulaşmak için değişik bedenlerde yeniden doğar.
4- Mükemmelliğe ulaşan ruh Tanrıya döner ve onunla birleşir.
Bu dört temel kavram, Ezoterik-Batınilik tarihi veya doktrinler tarihinin açıklanmasında tıpkı Sn. Cihangir Gener gibi Sn. Melih Ülkü Akat ve diğer yerli yabancı bilim adamlarınca kullanılmaktadır. Bir anlamda Ezoterik-Batınilik tarihinin başlangıcı Mu uygarlığı ve dini olarak kabul edilmektedir. Fakat belirtmekte yarar var ki Albay James Churchward'a göre tüm dinlerin ilk ve ana kaynağı Mu dinidir, Museviliğin ve Hıristiyanlığın temelinde Mu'ya gönderilen vahye dayalı dinlerin yer almaktadır. Museviliğin kökeni için şu düşüncededir; "Musa kavramlarda bir değişiklik yapmamıştı, sadece insanların bu dünyada hayatlarını nasıl yaşamaları gerektiğini daha vurgulayıcı bir üsluba dönüştürmüştü. Bu yasaları ölülere uygulamak yerine doğrudan hayattakilere uygulamak yoluna gitmişti. Onun on emri 70.000 yıldan daha öncesine ait 'Mu'nun Vahyedilmiş Kutsal Metinleri"nde yer alır, tek fark bunların emir değil soru formunda olmasıdır."
Naacal öğretisine göre, tanrı sevginin ta kendisidir ve tüm evreni de sevgi üzerine kurmuştur. Ancak bu evrensel sevgiyi kavrayabilecek vasıfta olan ruhlar ona geri dönebilecek yeterliliktedir. Bu vasıflara sahip bir insan olabilmek ancak Naacal kardeşi olmakla ve kardeşlerin de öğretiyi derece derece sindirmeleri ile mümkündür. Naacaller, yalnızca üstat rahiplerin bu aşamaya ulaşabileceklerini kabul ederler.-
Bu dört temel kavramın ilki üzerinde Albay James Churchward şunları yazmaktadır; "Mu dini tek Tanrıcı bir dindi, çünkü Yaradan'ı tekti ve ibadet ettikleri bu Yaradan'a bir çok nitelikler vermişler ve her niteliğe de belli birer sembol atfetmişlerdi. Aynı zamanda açıkça belli olduğu üzere, birden fazla Yaradan veya Tanrı olduğu izlenimine yol açmamak için dikkatli davranmışlardı; çünkü bütün törenlerde Lahun sembolü göze batacak şekilde somutlaştırılıyordu. Lahun'un çevirisi şudur: 'İkisi Birde, Hepsi Birin İçinde'."
Albay James Churchward, Mu ülkesinin dinsel inancını şöyle açıklamaktadır: "Cennete ulaşmak için kat etmem gereken sekiz yol olduğuna inanıyorum. Bu sekiz yolu kat ettikten sonra, ara aleme açılan on iki kapıya varırım. Burada on iki dünyasal yoldan çıkartıcının üstesinden geldiğimi kanıtlamam gerekir. Sonra ara aleme geçer ve cennetin kapılarına varırım. Burada yeryüzünün on iki erdemini öğrendiğimi ve onları uyguladığımı göstermem gerekir. Sonra cennetin kapılarından geçerek Göksel Krallığın kurulduğu kata çıkarım."
Bu kısma kadar Ezoterik-Batıni inanışının temel alındığı ilk nokta olan Mu dini konusunda kısa bir özet vermeye çalıştık. Ezoterizm kelimesi, İslam dini içerisinde Batınilik olarak nitelendirilmiştir. Etimolojik kökeni Grekçe"iç, içsel" anlamındaki "esoterikos" sözcüğünden ya da "görüyorum, içsel olan, gizli olan" anlamlarına gelen "eisotheo" sözcüğünden türetilmiş olanEzoterizm, bir konudaki derin bilgilerin ve sırların ehil olmayanlardan gizlenerek, bir üstad tarafından sadece ehil olanlarainisiyasyon yoluyla öğretilmesidir.
Ezoterizm bir din veya bir inanç sistemi midir? Bu soruyu Ezoterik-Batınilik tarihinin Mu dini kaynaklı başlatıldığını ele alırsak evet yanıt verebileceğimiz gibi, çeşitli din ve inançların içerisinde farklı ritüel, söylem, yaklaşımlarla ortaya çıktığını düşündüğümüzde ister istemez sorunun cevabı hayır olmaktadır.
Ezoterizm'in en önemli özelliği sırların, sadece bunları öğrenmeye hak kazanan veya kazandığı düşünülen belli bir zümreye verilmesidir. Bu uygulama dinlerin halka hitap eden özelliğinin yerine belli bir dar kesimin, avam tabakasının oluşmasına neden olmaktadır ki bu durumda Ezoterik inanç sistemlerinin halk ve öğreti dışında tutulan tutucu din kesimince yanlış anlaşılmalarına neden olmaktadır.
İnisiyasyon (İnisiasyon), yani sırlar önceden belirlenmiş dereceler sistemi içerisinde aşama aşama belirli eğitimlerden geçen kişilere verilmektedir. Her derecenin aşılmasında İnisiyasyon (İnisiasyon) törenleri yapılarak kişi bir sonraki dereceye (basamağa) kabul edilmektedir.