|
ALEVIONLINE BAŞYAZI: Gazeteci Musa Ağacık'ın Hubyar.org'da "zorunlu din dersi" konusunda bir yazısı yayınlandı. Ağacık Alevilere din dersi konusunda boykot öneriyor. Alevionline olarak biz de bu tartışmalara katkımızı yapmak istiyor ve "gündemde kalmasını" amaçlıyoruz. Konu hassas ve geçtiğimiz dönem bu konunun hassasiyeti açısından son derece stratejik. Ama bunlardan önce, din dersi ve tarihini inceleyerek başlayalım yazıya.
|
Osmanlı'dan Yeni Cumhuriyet'e Din Dersi:
Cumhuriyet'in kurulmasıyla birlikte, Osmanlı'da bir "zorunluluk" olan, hatta öğrenimin temel unsuru olan din öğretimi Cumhuriyet'e de taşınmıştır. 1924'teki Tevhid-i Tedrisat Kanunu'yla "Din Bilgisi" ve "Kuran-ı Kerim" dersleri düzenlenmiş ve sınıflara göre birer ikişer saat okutulmuştur. Bu zorunlu din dersi uygulaması 1930'lara kadar sürmüştür.
Yeni Cumhuriyet Anlayışı:
1924'de Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile birlikte düzenlenen din öğretiminin 1930'lara kadar düzenli biçimde saatinin ve okutulduğu sınıfların azaltıldığını görürüz. Din dersi konusunda 1930 yılı bir dönüm noktasıdır. Çünkü 1930 yılında din dersi seçmeli hale getirilir. Yine 1930'da liselerin, 1931 yılında öğretmen liselerinin programlarından tamamen kaldırılır. 1933 yılında da "seçmeli" olan din dersleri; programdan kesin olarak çıkarılır. Buna rağmen dersin köy ilkokullarından tamamen çıkarılması 1939'u bulur.
1946'dan 12 Eylül'e Din Dersi:
Atatürk önderliğindeki laik ve demokratik devrimin bir sonucu olan devletin din öğretiminden desteğini çekmesi; 1946'daki "çok partili seçimlere" dek sürer. Lakin 46'yla birlikte bazı şeyler değişmeye başlar. Halk desteğini kaybettiğini düşünen CHP iktidarı 1949 yılında seçmeli de olsa ilkokul 4. ve 5. sınıf programlarına "Din Bilgisi" dersleri koymaya başlar. Yine aynı yıl Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı ve öğretim süresi on yıl olan İmam-Hatip Kursları'nın açıldığı yıldır.
1950 ise Türkiye için 1946'da başlayan sinyallerin dönüm noktasıdır. Atatürk'ün laik cumhuriyetinin başına "Siz isterseniz şeriatı bile getirirsiniz" diyen Menderesler geçer. Menderes ve Demokrat Parti'nin tek özelliği bu değildir. DP ile birlikte Türkiye, ABD'nin uluslararası vurucu gücü konumundaki NATO'ya üye olur. Bununla da kalınmaz Türkiye'nin kilometrelerce uzağında, "bizimle hiçbir ilgisi bulunmayan" bir savaşa, Kore Savaşı'na, asker de gönderilir. Menderes'in bu konudaki tutumu da nettir: "Türkiye'yi, Küçük Amerika yapacağız."
1950'de Din Bilgisi dersi, ilkokulların 4. ve 5. sınıfına zorunlu hale getirilir. 1953'de ilkokulların 1. ve 2. sınıflarına "zorunlu" din dersi getirilir. 1956'da da ortaokulların 1. ve 2. sınıflarına "zorunlu" din dersi okutulmaya başlanır. 1967 yılında ise liselerin 1. ve 2. sınıflarına "seçmeli" ders olur. Bu dönemde İmam Hatip Liseleri de hızla yaygınlaşmaktadır.
12 Eylül:
12 Eylül darbesiyle birlikte Türkiye'nin kaderinin değiştiği gibi din dersinin de kaderi kökten değişmiştir. Öncelikli olarak "Din Kültürü" dersinin ilk ve orta öğrenimde "zorunlu" olması "anayasa" güvencesine alınmıştır. 12 Eylül yönetimi din derslerinin zorunluluğunu güvence altına aldığı gibi, resmi savunusu olan "Türk-İslam sentezi" düşüncesini de her alanda olduğu gibi bu alanda da hissettirmiştir. 12 Eylül'ün Türkiye'ye getirdiği "Türk-İslam sentezi" anlayışına göre her vatandaş, "iyi bir Türk" ve "iyi bir müslüman" olmalıydı. 68'den beri ilerleyen solculuğun kökü ancak bu şekilde tamamıyla kazınabilirdi.
Kuşkusuz 12 Eylül, Atatürk'ün adının ve "Atatürkçülük'ün" nasıl herkes tarafından kendi çıkarı için kullanılabileceğini de göstermiştir bizlere. Ülkenin her yanında Atatürk heykelleri diken, Atatürkçülük'ü kutsayan 12 Eylül rejimi; bir taraftan da onun kaldırdığı din derslerini yeniden zorunlu olarak karşımıza çıkarıyordu.
***
Boykot konusuna geçersek... Alevi ailelerin gerek Türkiye'de, gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde kazandıkları hukuki başarılar ortada. Hükümet ise, hukuka kulak vermek yerine "yan çizmeyi" tercih ediyor. AKP'nin "demokrat" olduğunu sanan aydınlarımız AKP'nin yeni anayasasında din dersine yer vermeyeceğini umuyorlar. Ama bizler AKP'nin demokrasi anlayışının bir tiyatrodan ibaret olduğunu görmekte sıkıntı çekmiyoruz. "Linç kültürü" üzerine kurulu bu demokrasi anlayışı, "kendine demokrat" olarak etiketlenebilir. Aleviler olarak "zorunlu" din dersi istemiyoruz. İsteyen kendi çocuğuna kendi dinini öğretebilir, öğrettirebilir. Bizler laik bir devletin bizlere herhangi bir dini öğretmesini, laikliğe aykırı buluyoruz. AKP, bu konuda hukuku dinlememekte ısrar ediyor.
Boykotsa hassas bir konu. Bireysel ve düzensiz girişimler, vatandaşlarımızın zararlı çıkmasıyla sonuçlanabilir. Alevi çocukları mağdur edilebilir. Bu "zorunlu din dersi" konusu için Alevi örgütleri tarafından iyi organize edilmiş bir mücadele gerekiyor. Malesef Alevi örgütlerimize baktığımızda iki tip olumsuzluk görüyoruz. Bazı kuruluşlarımız kendi yönetim sorunları nedeniyle "işlevsiz" hale gelmiş durumdalar. Bazı kuruluşlarımız ise kendi içlerindeki olumsuzlukları düzeltmek yerine, bu olumsuzlukları ifşa eden "sanal kahramanları" avlamakla meşgüller. Aleviler hukuki yoldan ellerini güçlendirdikleri bu konuda, malesef oturup "Şimdi ne olacak?" diye bekliyorlar. Gün "sanal" olmayan kahramanların günüdür. Bu derslere karşı verilecek mücadelenin tabandan veya sanaldan yükselmesi uygun olmayacağı gibi, yeni "sanal kahraman safarilerine" de yol açar. "Gerçek" kahramanlık böyle günler içindir. Sorunu çözme insiyatifi Alevi kuruluşlarının elindedir. Çözerlerse Alevi örgütleri kazanır, Aleviler kazanır.
ALEVIONLINE
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|