|
"Tayyip Çamuroğlu'nu da al git" dedik, "Durmak yok: Ampül patlatmaya devam" diye sürdürdük. Bunlar kaza ihtimallerine karşı bir önlem, şova katılmaya niyetlenenlere karşı net mesajlar oldu. Etkili olduklarından da emin olabilirsiniz.
Mevzu fiyasko ile sonuçlanınca, bazı köşe yazarı abilerimiz, ablalarımız hafif kırgın veya sinirli çıkışlar göstermişler. Ahmet Hakan, Mehmet Ali Birand gibi birçok isim sayılabilir. Nazlı Ilıcak gibi isimlerin öfkesi anlaşılabilir mevzu da; ilk saydıklarımın çıkışları gayet anlamsız durmakta.
Eleştiriler şu noktada yoğunlaşıyor: "Aleviler uzatılan eli neden sıkmadı?" Öncelikle şunu anlatmak gerekiyor köşe yazarlarımıza. Sayın Birand, Sayın Hakan ve diğer arkadaşlar. "Uzatılan el" diye bir hadise söz konusu değil. AKP'nin kendisi Bilkent Oteli'ndeki şova "iftar" ismini veriyor. Oysa Alevi geleneğinde "iftar" diye birşey yok. Kendi anane ve anlayışını; başkasına "dayatarak" el uzatılmaz. Bilkent Otel'de düzenlenen şov, Alevilerin Muharrem geleneğine uygun değil, hatta terstir. Bunu anlamak neden bu kadar zor olabiliyor? Günlerdir söylüyoruz bunları. Aklı başında, okumuş, yazmış insanlar olarak; bunu nasıl "uzatılan el" olarak değerlendiriyorsunuz. Ki AKP'nin samimiyetsiz olduğunu zaten biliyoruz, buna rağmen ilk adımı bile ofsayt. Bu durumda nasıl "uzatılan el" kadar trajikleşebiliyor olay?
Gene de bilmemenin ayıp olmadığını düşünüyoruz tabi ki. Saygıdeğer köşe yazarlarımız. Ortada "uzatılan bir el" yok. Tam aksine bir tür "tahrik" bile var. Bilkent Otel'de düzenlenen şov, Alevi geleneğine tamamen ters bir durum olduğu için, bu "olumlu" bir adım falan sayılmaz.
Bunu geçtik. Daha önemli mevzular da var. Bu ülkenin "demokrat" olduğunu iddia eden köşe yazarları, nasıl oluyor da demokrasinin basit şartlarını "uzatılan el" düzleminde irdeleyebiliyor. Hak ve hukukun pazarlık konusu yapılmamasını istemek "3. Dünya demokratlığı" mı oluyor?
Aslında bu konuda Radikal'de Nuray Mert cevabı vermiş. "Demokratik hakkınızı istiyorsanız, biraz kıvırtacaksınız." Kıvırtmayanları 3. Dünya demokratı olarak nitelemekte de sorun görmüyor. Bir de dini bayramların, resmi tatil olmasından örnek vermiş.
Yani ben bir Aleviyim. Ben istiyorum ki;
Çocuğuma okulda zorla başka bir inanç öğretilmesin, zorunlu din dersi kaldırılsın. Yanlış mı? Başkasının özgürlüğüne müdahale mi var? Bundan öte başkasını ilgilendiren birşey mi var?
Benim ibadethanem cemevi. Ben kendi yaşadığım mahallelere, köylere özgürce cemevi yapabilmek istiyorum. Diğer ibadethanelere tanınan imtiyazların bunlara da tanınmasını istiyorum? Bunda başkasını ilgilendiren, rahatsız eden ne var? Ne olabilir? Nasıl "mâzur" görülebilir?
Benim ödediğim vergilerin Diyanet İşleri Başkanlığı isimli, başka insanların dini ihtiyaçlarını karşılayan kuruluşa gitmesini istemiyorum. Bunda başkalarını rahatsız eden ne olabilir?
Evet Sayın Mert. Bunların neresi 3. Dünya demokratlığı? 1. Dünya ülkelerinde bunlar gerçekleşmiyor mu? Aleviler bu hakların hemen hepsine Avrupa ülkelerinde sahipler. Avrupa ülkelerinde tartışma dahi yapılmayan haklar, Türkiye'de de istenince bunun neresi abzürdlük oluyor? 1. Dünya'da normal olan şeyi, normal kabul eden mi 3. Dünyacı oluyor; yoksa kıvırtan mı? Anlatın 1. Dünya'da nasıl yürüyor bu işler, onu bilelim.
Sayın Mert, bir tatil mevzusundan bahsediyor. Resmi tatiller, bütün toplumu ilgilendiren bir meseledir Sayın Mert. Her ülkede, belirli günler resmi tatil kabul edilir. Bunlar insani bir ihtiyaçtır. Ve elbette ki bugünler belirlenirken, nüfusun büyük çoğunluğunun dini inançları da gözönünde bulundurulur. Şimdi kalkıp "E bu ülkede resmi tatil belirlenirken din gözönüne alınıyor, o zaman Alevilere haklarını verirken de laiklik gözetmenin bir manası yok." demenin kendisi biraz "3. Dünya kıvırmacılığı" olmuyor mu?
Sayın Nuray Mert, kusura bakmasın ama ya iki farklı konuyu ayıramıyor; ya da AKP savunusu hakikaten zor bir iş haline gelmiş, kendisini zor durumda bırakıyor. Alevilerin yukarıda saydığım hakları, geçiniz laikliği, en temel bir insan hakkı. Onyıllar önce kapatılmış İnsan Hakları Beyannamesi'ne bakarsanız bunların "tartışma" konusu olmadığını göreceksiniz.
Özetle köşe yazarları aslında "kıvırmamızı" salık veriyorlar. "Tamam hakkınızı versin ama siz de biraz AKP'ye yanaşın." Hayır! Bu ahlaki değil. İnsani değil. Adil de değil. Bunlar Alevi toplumunun en temel haklarıdır. İstiyoruz. Alırız, alamayız o ayrı mevzu. Ama "bunları alabilmek için" AKP'ye yanaşmak, tarihimize, toplumumuza yapılmış büyük bir ayıptır. "Yanaşmalık" yapılarak alınacak bir hak, istemiyoruz. En temel ve kimseyi sıkıntıya sokmayacak haklarımızı almak için bunu da yapamayız. Gerekirse, kalsın o haklar.
Şunu iyice idrak etmekte yarar var sayın "köşeci" abilerim, ablalarım. Şu Çamuroğlu'nun çıkıp "AKP'ye karşı çıkmak için karşı çıkıyorlar" dediği kişilerdenim. AKP isterse bütün kabinesini Alevilerden oluştursun, ülkenin her yanına cemevi açsın. Gene de AKP'ye bakışım değişmeyecek. Orası ayrı mevzu. Bunu hiç kıvırmadan söylüyorum zaten. Ama tartışmamız zaten o değil. Yukarıda saydığım talepler en temel insan haklarıdır. Önce çıkıp AKP bu hakları teslim etsin; sonra kendisine "yanaşacak" Alevi arasın. Benim gibi "müzmin" AKP karşıtlarına da diyecek söz kalmasın. AKP bunları yapsa bile, ben AKP'ye karşı çıkacağım evet. Bizim kültürümüzde takiyye yok. Baştan söyledim zaten AKP karşıtlığımı. Ama zaten bunları yapmıyor ki açılımcı AKP... AKP diyor ki; "Siz gelin bana biraz yanaşın. Bana biraz meşruiyet kazandırın. Ondan sonra sizin haklarınızı düşünürüz." Onun için daha laiklik, demokrasi, AKP'nin kimliği gibi konulara girmeye bile gerek yok. Onlar zaten ayrı mevzu.
Ortada bir açılım yok. Olsaydı, ona da karşı çıkacaktık AKP'nin kimliğinden dolayı. Ama ortada olmayan açılımı, açılımmış gibi göstermek; bu ülkenin yazarlarına, aydınlarına yakışmıyor. Toplumu yanılttığınızın farkına varmanızı umuyorum. Ben Alevi toplumunun "AKP'nin elini" hiçbir koşulda sıkacağına inanmıyorum, bunu da istemiyorum. Ama halen ortada uzatılan bir el yok. AKP önce Alevilerin en temel insan haklarını teslim etsin. Sonra çıkıp ortaya "Siz bana güvenmiyorsunuz ama ben size haklarınızı teslim ettim" deyip bizim gibi müzmin AKP karşıtlarını köşeye sıkıştırsın. İşte hendek, işte deve. Ama biz "Şunların bir nabzını yoklayayım. Eğer buradan bana ekmek çıkacağını hissedersem, birşeyler koklatırım." zihniyetiyle pazarlık yapmıyoruz. Gayet normaldir. Olması gerekendir. Nitekim olmuştur.
Şimdi bu ülkenin köşe yazarlarına düşen görev de; doğruyu teslim etmek, gerçeği ters yüz etmemektir. Bu nedenle "Uzatılan eli sıkmadınız." diyerek sizler gerçeği bırakın ters yüz etmeyi, saçından tutup yerlerde sürüklüyorsunuz. Alevi geleneğinde yeri olmayan, hatta Alevi geleneğine rağmen yapılan bir şov yemeğine katılmamayı kabalık, olmayan bir açılıma destek vermemeyi uyumsuzluk olarak servis ediyorsunuz. Ve bu tür tavırlar her zaman aydınıyla toplumunun arasını açmış, aradaki uçurumu arttırmıştır. Önce hakkında yazılar yazdığımız toplumu anlar, geleneklerini bilir, hassasiyetlerini gözönünde bulundurursak; devamında "aydın olma" gereklerini daha rahat yerine getirebiliriz.
Ceyhun Günal / Alevionline
ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Sitemizde yayınlanan tüm yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Herhangi bir başvuruda, bu yorumları yazanlara dair her türlü bilgi, adli mercilere ulaştırılacak, gerekli hukuki önlemlerin
alınmasına yardımcı olunacaktır. Editörlerimiz; hukuk veya ahlak dışı mesajları yayından kaldırabilir; sorumluların
saklı tutulan bilgilerini hukuk danışmanı aracılığıyla adli kurumlara iletir.
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|