AKP konusu memleketin solcuları arasında yoğun kafa karışıklığına sebep oldu. Özellikle şu meşhur e-muhtıra ülkemin solcusunun kafasını o kadar karıştırdı ki, muhtıra sola verilseydi bu kadar tesirli olamazdı. Bir kısım solcu, muhtıranın sivil savunucusu haline geldi. Bir kısım solcuysa tepkiden midir bilinmez AKP'nin solcu savunucusu oldu birden bire. Elbette aklı başında hiçbir solcu; elinde silah bulunduran bir kuruluşun siyasete müdahalesini onaylamamalı. Deniz Baykal, türünün tek örneği bu konuda. Lakin AKP'nin 22 Temmuz zaferini "Bu da halkın muhtırası" diye yorumlamak da bir başka sıra dışı örnek olarak göze çarpıyor.
Sosyal demokratından, liberaline, sosyalistinden, muhafazakarına son günlerde AKP neredeyse "demokrasi kahramanı" ilan edilecek. Yakın zamanda yaşanan bir olayı hatırlayalım.
Birkaç gün önce; cumhurbaşkanının gözleri önünde bir linç girişimi izledik. Fransa'da Abdullah Gül'ün katıldığı bir toplantı gayet güzel gidiyordu. "Al gülüm, ver gülüm" şeklinde işleyen demokrasi AKP'nin hobisi haline geldiğinden dolayı; Gül, demokrasinin başkentlerinden birinde, AB'ye "Bakın ne demokratız" mesajları ulaştırırken, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı kaptı kazara mikrofonu. Dedi ki; "Almanya'da 5 Türk'ün öldürüldüğü Solingen'e Alman Hükümeti müze kurdu. Türkiye'de 35 Türk'ün öldürüldüğü Madımak Oteli, et lokantası olarak işletiliyor. Bu ne yaman çelişki?" Yapma gözünü seveyim. Etme. Tabi "vatanına, milletine, dinine bağlı" topluluk gene tahrik oldu. Tahrik dedim de, aklıma geldi. Yahu AKP iktidar olalı, ne kadar çok tahrik izliyoruz televizyonlarda?
Peki bu linç sahneleri tanıdık geldi mi bize? Hakikaten sıradanlaşmadı mı biraz bu linçler? Lincin bizim için sıradanlaşmaya başlaması sanırım 6 Nisan 2005'e dayanıyor. Duyarlı her insanın kanını donduracak görüntüler izlemiştik o gün. Yüzlerce kişi 4-5 genci araya almış dövüyorlardı. Birkaç gün sonra AKP yetkililerinden açıklamalar geldi. "Halk tepkisi", "Trabzon'da bildiri dağıtanlar halkı kışkırtıyor". Keza devamı da geldi. Sonra da Rize'de benzer bir olay yaşandı. Belediye Başkanı'nın tepkisi tarihi idi. "Baktım bir olay yaşanıyor. TAYAD'lılar olduğunu bilsem, iner biriki tane de ben vururdum". Sonra 30 Ağustos'ta AKP'nin Lübnan'a asker göndermesini protesto eden öğrenciler linç edilmeye çalışıldı. Emniyet müdürü "Vatandaş güzel bir tepki vermiş" diyerek gene tarihi bir demeç verdi.
Oturup düşünüyorum, şu karmaşık tarihimizi. Böyle bir dönem gözüme çarpmıyor. Demokrasi kültürümüz çok gelişmiş olmayabilir. Ama yüzlerce kişi, birkaç kişiyi dövmeyi de meşru görecek bir toplum değildik. Delikanlılık kültürümüze linç dediğimiz bu hadise sığmazdı. Ta ki AKP iktidar oluncaya kadar. Tesadüf müdür linç dediğimiz kavrama bu kadar uzakken, AKP ile 2 yıl içinde lincin normalleşmesi?
Hayır tesadüf değil. Zaten Abdullah Gül, bu konuda gerekli açıklamayı linci "durdururken" yapıyor: "Böyle şeyleri uluorta konuşmayalım. Tepki oluyor. Heyetlerle görüşebiliriz." Ne zaman? Hiçbir zaman muhtemelen.
Demokrasiyi savunmak adına AKP'yi savunanlar, veyahut azıcık dahi olsa bu yüzden AKP'ye sempati ile bakanlar, birkez daha düşünmeliler. Radikal Gazetesi'nin 9.9.2006 tarihinde "Trabzon'da dört TAYAD'lının linç edilmeye kalkışılmasıyla görülmeye başlayan 'politik linç'ler giderek yaygınlaşıyor" biçiminde bir haberi haberi var. Bu haberde ülkemizde son 1.5 yıl içindeki linç kronolojisi verilmiş. Saydım. 20'den fazla linç girişimi.
Ya bizim bildiğimiz demokrasi kavramı biçim değiştiriyor, ya da ülkemizde yeni bir demokrasi kavramı oluşturuluyor. "Teknik olarak demokrasiyi en iyi ben savunurum. Ama söylediklerin için birileri seni linç edebilir. Sonra da seni kurtarıp gene demokrasi kahramanı olurum." şeklinde naçizane bir tiyatro sahnelenmekte. Evet demokrasi; kuralların çoğunluk kararı ile alınmasını içerir. Ama demokrasi çoğunluğun ülkeyi yönetmesinden ibaret değildir. Demokrasi, azınlığın da fikirlerini özgürce açıklayabilmesidir. Ülkemiz hızla sivil bir baskı rejimine kaymakta. Oy oranından veya kalabalık oluşundan aldığı gücü, muhalif sesleri susturmak için bir baskı aracı haline getirmeye çalışanlar; görülmek istenmiyor. Üstelik görmek istemeyenler solcular, demokratlar, özgürlükçüler. Bu ülkede demokrat olmanın bir gereği muhtıralara, anti-demokratik uygulamalara karşı çıkmak olabilir. Fakat demokratlığın bu gereğini yerine getirenler; 6 Nisan 2005'ten beri tanıştığımız linç kültürü üzerine lütfen oturup samimiyetle biraz kafa yorsunlar. Bu kadar linç vakası tesadüf müdür? "Madımak müze olsun" diyen birine bile "Atın bu şerefsizi dışarı" diye tepki vermek neden normalleşmiştir bizim ülkemizde? Eğer buzdağının görünmeyen bir yüzü varsa, işte bu linç kültürünün arkasında yatmakta. Tehlikeli bir oyun oynamaktasınız. Ülkemiz demokrasisini savunmanın, ülkemizde demokratlığın, özgürlükçülüğün yolu; muhtıraların demokrasideki yerini incelemek kadar, linç kültürünün hayatımızda edindiği yeri de incelemekten geçer. Belki de daha fazla. Çünkü biri açık. Diğeri sinsice�
Ceyhun Günal
ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Sitemizde yayınlanan tüm yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Herhangi bir başvuruda, bu yorumları yazanlara dair her türlü bilgi, adli mercilere ulaştırılacak, gerekli hukuki önlemlerin
alınmasına yardımcı olunacaktır. Editörlerimiz; hukuk veya ahlak dışı mesajları yayından kaldırabilir; sorumluların
saklı tutulan bilgilerini hukuk danışmanı aracılığıyla adli kurumlara iletir.
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|