|
Demek ki, çocuklara roman yazmak için "basit olmak" da yeterli olabiliyormuş. Bir topluluğa kara çalmak, iftira atmak; bir edebiyatçı için bu kadar "basit" olduğuna göre, sadece çocuklar için basit düşünme gibi bir olgu yokmuş, bu yazarda. Herneyse. Ömer Seyfettin'in durumu da aslında yaşadığı çağlardaki bilinç, haberleşme olanakları, bilgi kaynaklarının azlığı gibi şartlarda değerlendirilebilir. Belki de Ömer Seyfettin'i kendi yaşadığı çağda değerlendirmek ve aşağıdaki basitliği onun için bir nebze anlayışla karşılamak da gerekebilir:
“Harem”, Örgün Yayınevi, sayfa 29, Nazan ile Sermet konuşuyorlar:
“…Evvel zamanda, insanlar daha hayvanlara pek yakın iken, ferdi izdivaç yokmuş. Sürü halinde yaşarlarmış. Kabilenin bütün erkekleri, bütün kadınların musavi surette kocası imiş. Nazan şaştı: Olur iş değil… Neye? Basit bir teşkilatın basit neticesi? Doğan çocukların anası babası da kabilenin, bütün halkı imiş. Bu hal ayin gibi hala bazı cemaatlerde devam eder. Mesela KIZILBAŞLAR gibi…Ne ise…”
Ömer Seyfettin'i geçtik. Peki yukarıdaki satırların Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çocuklara tavsiye edilmesine ne diyorsunuz? O bakanlığın başındaki kişi cemlere katılıp Alevilere vaazlar veriyor. Daha geçenlerde Cem Vakfı isimli kuruluş bu bakanı eski MHP'lilerle birlikte binlerce yıllık değerimiz olan cemlerimize soktu. Bu bakana kürsüden Alevi yurttaşlara vaaz verme imkanını tanıdı. Eleştirilere karşı da "Biz aslında bu insanlara propoganda yapıyoruz" gibi bir mealde cevaplar verildi. Nedir yaptığınız propoganda? Neyi başardınız? Ceminize çağırdığınız bakan'ın kurumu önce Alevilere yapılan hakaretleri çocuklara tavsiye etme politikasını gözden geçirsin. Buyrun işte. Sosyal pedagog Tamer Dursun bu bilgiyi kamuoyuna ulaştıralı günler geçti. Var mı atılan bir adım?
Veya bir de şu soru geliyor akıllara. "Ben de Aleviyim" diye konuşmalar yapan bir bakanımız daha var. Abdullatif Şener de bilir ki, Alevilere verilen bir başka isim de kızılbaştır. Demek ki kendisi de bir kızılbaş o halde. Yukarıdaki kızılbaş tarifine bir itirazını halen göremedik. Devlete bağlı bir bakanlık tarafından çocuklara mensubu olduğu Alevi toplumu bu halde tanıtılıyor.
Ha bir de "kraldan çok kralcı" bir güruh var içimizde her zamanki gibi. Abdullatif Şener "Ben de Aleviyim" deyince, Alevi temsilcileri tepki göstermişti. Bir tanesi çıktı, kendisini dernek başkanlarından falan daha çok "Alevi temsilcisi" gören, "Şener'i asalım mı?" gibisinden kelamlar etti. Ne anlama geliyorsa bu asmak. Kimsenin asmaya falan kalktığı yok. Madem Aleviyse sayın bakan, işte buyursun bir samimiyet sınavı. "Hop kardeşim. Ben de Aleviyim. Buna müsade etmem." desin. Ondan sonra "Alevi dernekleri Alevileri temsil etmiyor" diyen ve asıl Alevi temsilcisinin kendileri olduğunu sanan bu "köşe" yazarları "Bravo bakanım. Yaşa bakanım. Bakanıma laf söylettirmem." derler; bize de susmak kalır.
Yukarıda bu "MEB tavsiyeli hakaret" haberi ile ilgili verilmeyen tepkilere değindim. Peki verilen tepkiler nelerdir? Tepki vermesi beklenip de tepki vermeyenler kimlerdir? Biraz da buraya değinelim.
Bu haberi ilk olarak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği resmi sitesi Pirsultan.net'de gördüm. Pirsultan.net direkt olarak Tamer Dursun'un yazısını aktarmıştı. O günlerde bizim Türkülerin Sesi'nde bazı problemler olduğu için bu haberi aktaramadık. İlerleyen günlerde de Tamer Dursun'un yazısını haberleştirerek yayınladık ve basın yayın kuruluşlarına gönderdik. Bizim haberimizi de Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu sitesi Alevi.com ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Hubyar.org yayınladı. Bir de Alevihaber'de gördük yazımızı. Onun dışında başka Alevi siteleri ve forumlarına da aktarılmış olabilir. Ama konuya değinen sadece Alevi kuruluşlarının siteleri ve bunlara yakın Alevi siteleri. Bizim sitemizde yaklaşık 700 kez okunmuş. Gönderilen mailleri ve diğer siteleri de sayarsak bu haber en fazla 1500-2000 kişiye ulaştırıldı bizler tarafından. Ateş düştüğü yeri mi yakıyor denir buna?
Aleviler, Türkiye'de her zaman sol siyasetler için "hazır destekçi" olarak görülmüştür. Hemen hemen bütün sol partilerin oy verenleri, destekçileri büyük bir çoğunlukla Alevilerdir. Bir insan hakkı ihlali olur, bir işçi direnişi olur, hapisanelerde bir sorun olur hemen Alevi mahallelerinden ses verilir. Duyarlılık gösterilir. Aleviler hiçbir zaman kendi özel sorunlarını, toplumun genel sorunlarından daha üstün tutmamıştır. Bu konuda Alevi yayınları da sol yayınlara paralel bir görüntü çizmiştir. Günümüzde açılan Alevi televizyonları, oldukça çoğalan sitelerimiz bunlara açık örnek.
Peki sol basın yayın organlarının Alevilerin sorunlarına gösterdiği ilgi ne düzeydedir? Siz Cumhuriyet, Radikal, Birgün veya Evrensel gazetelerinde yukarıdaki konuya değinen bir habere rastladınız mı? Ben rastlamadım. Hadi bunu geçtik. Gazete ayrı bir olay diyelim. Yayın politikası, yer sorunu falan filan. Peki bu gazetelerin internet sitelerinde veya Sesonline.net, Sendika.org gibi sitelerde bu sorunlardan bahsedildiğini gördünüz mü? Keza benzer bir sorun, Sevgili Ali Polat'ın sitemizdeki Karaağaç Tekkesi ile ilgili yazı için de geçerlidir.
Solun ülkede yaşayan bir toplum kesimine duyarlı olmasının yolu; solun tabi destekçiliğini bırakıp "Alevicilik" yapmaktan mı geçer? Bazı etnik gruplara karşı olağanüstü duyarlıdır örneğin sol basın. Bunun sebebi bu kitlelerin kendilerinden kopup milliyetçilik eksenine kaymış olmaları mıdır? "Solculuk" yapmanın yöntemi, işçiler kaybedildikten sonra sendikalara ilgi gösterme, Kürtler kaybedildikten sonra Kürtçülük yapma veya Aleviler kaybedildikten sonra Alevilerin sorunlarına yer ayırmaktan mı geçer?
Günde 10-20 haber yayınlayan internet siteleri, ülkedeki başka etnik ve dini sorunlara oldukça duyarlı olan sol basın, dünyanın öbür ucundaki bir haberi çevirip çevirip yayınlayan kuruluşlar; neden Alevilerin sorunlarına bu kadar duyarsız kalırlar? Milli Eğitim Bakanlığı tavsiyesiyle ülkedeki bir topluma "sapık" demenin ülkemizde kaç örneği vardır? Bu durumun haber değeri yok mudur? Bizim sorunlarımıza ilgi gösterilmesi için bizim de "mezhepçilik" yapmamız mı gerekiyor? Sadece Alevilerin sorunlarını düşünmemiz, kendimiz için partiler kurmamız, sadece kendimiz için yaşamamız mı gerekiyor? Suçumuz solcu olmak mıdır? Kayıtsız-şartsız sola destek olmak mıdır? Hiçbir çıkar beklemeden, hiçbir ayrım gözetmeksizin ülkedeki diğer etnik ve dini gruplardan solcularla aynı idealler altında toplanmamız mıdır? Ateş düştüğü yeri yakacaksa; bizim kendi öznel sorunlarımızı bırakıp ülkenin tamamındaki sorunlarla ilgilenmemizin anlamı nedir?
ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Sitemizde yayınlanan tüm yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Herhangi bir başvuruda, bu yorumları yazanlara dair her türlü bilgi, adli mercilere ulaştırılacak, gerekli hukuki önlemlerin
alınmasına yardımcı olunacaktır. Editörlerimiz; hukuk veya ahlak dışı mesajları yayından kaldırabilir; sorumluların
saklı tutulan bilgilerini hukuk danışmanı aracılığıyla adli kurumlara iletir.
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|