|
Son yıllarda her Sivas anmasında moda bir anti-tez vardır? "Kaşımayın. Unutun Sivas'ı. Olan olmuş. Ayrılığı körüklemeyin." Nedir bunların derdi? Ayrılığı körükleyen, Sivas'ı hatırlayanlar mı? Ne istiyorlar peki? "Sivas hatırlanmasın" mı?
|
Küçücük bir çocuğun gözlerinden hatırlıyorum Sivas'ı. Gündüz "Sivas'da namaz çıkışı protesto gösterileri başladı" anonslarıyla kesilen yayınlar belleğimde başlangıcını oluşturuyor, Sivas'ın. Sonra "Gazamız mübarek olsun." ve "Şunların ruhlarına Fatiha okuyalım." şeklinde halkı sakinleştiren (!) görevliler. 11 yaşında bir çocuk olarak o kalabalık ve çirkin güruhun orada iyi birşey için toplanmadığını farketmişim çoktan. Ama "ne yapmak" ve "neden yapmak" istedikleri konusunda bir fikrim yok. Gün boyu değişik yerlerde karşımda Sivas'ı buluyorum. Baktığım bütün yüzlerde bir tedirginlik hakim. Tedirginliği, sessiz bir öfke beslemekte. Herkesde bir farklılık var 2 Temmuz'da. Saatler ilerledikçe televizyonların yayınları daha çok Sivas'a ayrılmaya başlıyor. Gene o çirkin kalabalığın, ağzı olduğunu tahmin ettiğim yerlerinden çıkan, uğultularla; televizyon keyfini değişmenin sancısını yaşıyorum.
Hava kararmaya yüz tuttuğunda televizyon ekranlarından günün yeni bir niteliğe evrilişinin tanığıyım, küçücük gözlerimle. Ateş ve dumanın gölgesinde hissetmeye başlıyorum artık o isimsiz tedirginliği. Soru sormuyorum. İyi şeyler olmadığının farkındayım. Etraftan yapılan garip yorumlarla pek ilgili değilim. Pek de anlamıyorum zaten. Fakat önümdeki ateş ve dumanın arkasında "Alevilerin" olduğunu biliyorum. Ve sanırım bu "Aleviler" iyi insanlar. Gün boyu etrafımdaki insanlardan edindiğim izlenim bundan ibaret. Dakikalar ilerledikçe televizyondaki dram büyüyerek sürüyor. Cami, namaz, çember sakallılar, sloganlar, polisler, askerler, otel, aydınlar, Hasret Gültekin, Aziz Nesin ve ateş. Sivas denince aklıma bunlar gelmekte. Küçücük bir çocukken nefret ediyorum artık Sivas kelimesinden.
Hasret Gültekin. Bu isim en çok tanıdık gelen televizyon anonslarından. Evimizde ve komşularımızda bulunan veya sağda solda dinlediğim türkülerinden hatırlıyorum bu ismi. Ve sanırım televizyon ekranlarından yükselen o ateş ve dumanın arkasında, ismini bilip yüzünü bilmediğim bu kişi de bulunuyor. 11 yaşında bir çocuğun duyabileceği bütün tedirginliği, öfkeyi ve hüznü duyabiliyorum; bu karmaşık duyguların arasında. Televizyonlarda yarım gün boyunca "bizim" diri diri yakılışımızın; bir "maç" edasında naklen yayınlandığına tanık oluyorum.
İşte Sivas'ın belleğime kazıdığı o kavramlar; gelişerek yerini sağlamlaştırıyor beynimde. Siz önce 11 yaşındaki bir çocuğu inandırın "Unutalım Sivas'ı. Kaşımayalım. Ayrımcılık yapmayalım." masalınıza. Yaşadığı şehirle, köyüyle, mahallesiyle, ailesiyle bir "naklen katliama" tanık olurken; beyninde "ne olduğunu", "neden yakıldığını" şekillendiren bir çocuğa; unutturun Sivas'ı. Sonra yeniden "ayrımcılık" konusunu tartışırsınız. Akşama kadar "Allah için", "din için" sevdiği bir sanatçının diri diri yakılışını bir maç gibi seyreden çocukla; sonra yeniden tartışırsınız "zorunlu din dersi" veya "nüfus cüzdanında din ibaresi" konularını.
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|