|
Bugün yazarlarımızdan Sayın Ali Polat'ın yazısını okuma fırsatı buldum. Sayın Polat "Hubyar'da Alevilik Kazansın" başlıklı yazımızın içindeki birkaç ifadeyi eleştirmekte. Özellikle "tarafsızlık" konusuna değiniyor Ali Polat. Hubyar'da bir taraftan tarafsız olduğumuzu belirtirken, aslında "taraf" olduğumuzu iddia etmekte.
|
Öncelikle şu ifademizden yola çıkarak “Hubyar ile ilgisi olmayan, herhangi bir tarafı desteklemeyen bizler; bu sorunun Alevi örgütlerimizin rehberliğinde, Alevi kamuoyu içinde dostça çözülmesi taraftarıyız” taraf olmadığımızı söylüyor sayın Polat. Doğrudur. Fakat ardından yazdığımız “Hepimizin sorunu olan bu sorunun çözümü için başta Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu başkanımız Turgut Öker, Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu başkanımız Selahattin Özel ve Hacıbektaş Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy olmak üzere Alevi örgüt ve önde gelenlerini konuya ilgi göstermeye ve taraflara rehberlik yapmaya çağırıyoruz” anlatımı ile taraf olduğumuz iddia edilmekte.
Şimdi sayın Ali Polat'ın ya Hubyar'daki sorunun ayrıntıları hakkında bir bilgi eksikliği var veyahut yazıyı baştan sona yanlış anlamış. Olayın bir yanında AABF yönetiminden sayın Hıdır Temel, diğer tarafında ise ABF yönetiminden Ali Kenanoğlu'nun temsil ettiği dernekler bulunmakta. Bizim çağrımız da bunlaradır. Bunların arasında taraf değiliz. Yazımızdan da nereden bakarsanız bakın, böyle bir sonuç çıkmaz. Yani ortada bir sorun ve iki taraf var. Ve açıklamamımızla, duruşumuzla bu taraflardan birine diğerine oranla daha yakın olmadığımızı belirtiyoruz o açıklamada.
Cümlede Ali Polat'ın dikkat ettiği bir diğer nokta da AABF ve ABF başkanları için "başkanlarımız" ifadesinin kullanılmasıdır. Bunun "tarafsızlığa" gölge düşürdüğü vurgulanıyor. Bunu da anlamak mümkün değil. Hubyar'daki iki derneğin de "başkanı" olan bu başkanlara bu açıklamada "başkanımız" denmesi neden tarafsızlığa gölge düşürsün? Hubyar'daki hangi tarafa haksızlık yapılmış olunuyor böyle bir ifade kullanınca. AABF Başkanı Turgut Öker, AABF yönetiminde bulunan Hıdır Temel'in "başkanı" olmuyor mu? Veyahut olayın diğer tarafında yer alan ABF yöneticisi Ali Kenanoğlu'nun, ABF Başkanı Selahattin Özel "başkanı" değil mi?
Eğer ortadaki sorun bağımsız bir Alevi sitesinin onbinlerce üyesi bulunan iki Alevi federasyonun başkanına "başkanımız" ifadesi kullanmasıysa o farklı bir konu. Bağımsız olmakla birlikte Alevilerin binbir emekle kurduğu, gerektiği yerde "Alevi" ismini kullanmak için hukuk mücadelelerine giriştiği Alevi federasyonlarına saygımızı her koşulda dile getirdik. Alevilere yönelik yayın yapan bir site olarak onbinlerce Alevinin üyesi bulunduğu bu federasyonların, seçilmiş başkanlarına "başkanımız" ifadesini kullanmaktan daha doğal bir durum olamaz. Kaldı ki bu ifadeyi herhangi bir kişi, herhangi bir kuruma saygı gereği kullanabilir. Örneğin bir partinin genel başkanı, başka bir partiyi ziyaretinde o partinin başkanı için "başkanımız" ifadesini kullanmıştır çoğu zaman. Bu karşıdaki kişinin konumuna ve yerine bir saygının ifadesidir. Üye dernek ve merkezleri ile, bu derneklerin şubeleri ile bu şubelerin üye sayıları ile Alevilerin tartışılmaz meşru örgütleri haline gelmiş federasyonların başkanlarına "başkanımız" diye hitap etmenin Hubyar'daki tarafsızlığımıza gölge düşüreceğini sanmıyorum. Hubyar'daki tarafların da buna itiraz edeceğini sanmıyorum. Alevi örgütlerine, kurumlarına saygı göstermenin; onlara karşı yıpratıcı değil de, destekleyici bir dil kullanmanın taraflılığı ortadadır. Bu konuda tarafsız değiliz. Binlerce, onbinlerce insanımızın üye olduğu Alevi derneklerimizi ve federasyonlarımızı destekliyor ve onların seçilmiş başkanlarına saygı duyuyoruz. Alevi toplumuna yönelik bir sitenin bu konuda taraf olmasından ahlaki bir durumun olduğunu da sanmıyorum. İsim verebileceğim, ama konunun ekseninin kaymaması için isim vermeyeceğim birkaç "Alevi" isimli haber sitesi gibi tüm veri trafiğini "Alevi örgütleri içindeki iktidar savaşına ayıran" bir sitede olmadığımıza göre Alevi örgütlerinin başkanlarına saygımız gereği kullandığımız "başkanımız" ifadesinden daha doğal birşey olmaz. Bu en başta bu kişileri Alevi kurumlarının başına getiren o kurumların binlerce üyesine bir saygımız gereğidir.
Veliyettin Ulusoy ile ilgili iddialara gelince bu konuda Milliyet gazetesinde çıkan bir yazıya verdiğimiz bir yanıt vardı. Aynısını Ali Polat'a da iletmek gerekiyor gibi. Veliyettin Ulusoy'un "kendisini" bir lider gibi görme olayı söz konusu değildir. Veliyettin Ulusoy, Bektaşiliğin "Dedeganlar" koluna göre Hacıbektaş Dergahı'nın meşru postnişinidir. Hele ki konuyu 1950'li yıllardaki "1950’lerde Bektaşi dergahına bağlı köyleri dönemin lüks arabaları ile dolaşıp ekini yanmış ailelerden bile para veya benzeri maddi kaynaklar almak alıcılık mıdır vericilik midir?" gibi kişisel ve magazinsel konulara zaten girmeyiz. Bu tür tartışmaları yapmak da bana düşmez. Alevilerin büyük oranda "postnişin" kabul ettiği bir insanı bu dille tartışmaya açmak benim tarzım değildir. Öyle olsaydı bu site kişilerin ve kişisel tartışmaların yapıldığı bir site olurdu. Alevi ismini kullanıp internette bu işlerle uğraşan başka siteler var. Türkülerin Sesi'nin ben o noktaya kadar düşmesini arzulamam, şahsen.
Bunun yanında "Kim tarafından getirildi sorusunun cevabı açık başta AABF Başkanı Sn.Turgut Öker olmak üzere aynı düşüncede olan dernek ve vakıf başkanlarınca Postnişinliğe getirildi." şeklinde ifade edilen düşünce ya bu konuda ciddi bir bilgi eksiliğinin sonucudur, ya da konu bu şekilde görülmek isteniyor. "Veliyettin Ulusoy'u Turgut Öker postnişinliğe getirdi." gibi ifade; tarihse sürecin yukarıdaki gibi "magazinsel" biçimde incelenmesi sonucu ortaya çıkabilir ancak. Ulusoy, Bektaşiliğin Dedeganlar koluna göre meşru postnişindir. Herhangi bir kişinin onu bu makama getirmesi, Alevi ve Bektaşi toplumuna, değerlerine karşı "uygunsuz" bir ifadedir. Buraya Dedeganlar koluna göre Hacıbektaş Dergahı postnişinlerinin listesini yazmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. Ali Polat kendisi bir araştırma yaparak da; Ulusoy'un postnişinliği ile Turgut Öker'in bir bağlantısının olmadığını anlayabilir. Google bunun için yeterli bir kaynaktır görüşündeyim.
Son olarak ben de Ali Polat'ın yazısının sonuna katılıyor ve yazımı aynı dilekle kapatıyorum: Olayları tek pencereden bakıp değerlendirmek yerine farklı pencerelerden bakıp değerlendirmek üzere…
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|