Gençlik Hacıbektaş'ta Buluşuyor Gazeteler
                                   Alevilerin İlk ve Tek Günlük Gazetesi  
 

Haftanın Çok Okunanları
Devamını Oku Çalışma Arkadaşları Arıyoruz
Devamını Oku İstanbul'da Gençliğin Büyük Hazırlığı
Devamını Oku Türkiye'nin Dört Yanından Hacıbektaş'a Gidiyoruz
Devamını Oku Hemşin'de Neler Oluyor?
Devamını Oku BarışaRock 2008 Programı Açıklandı

En Son Yorumlananlar
Devamını Oku Abant Buluşması Gerçekleşti
Devamını Oku Genelkurmay CHP'yi Fişlemiş!
Devamını Oku Ecevit'in Uğur Mumcu'ya Teklifi
Devamını Oku Uras'ın Yemini: "Ne Mutlu Solcuyum Diyene"
Devamını Oku Hukuku Umursayan Yok, Önemli Olan Piyasa

Tele Rehber - Televizyon Rehberi

Basında

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum

Sitemiz
Mozilla Firefox
Internet Explorer
Opera
Safari
ile test edilmiştir.




RSS / XML
RSS 0.91

Alevi Siteleri Listesi

Anasayfa> Hasan Harmancı> Abant Labirentinin İdeolojisi
 Abant Labirentinin İdeolojisi
Hasan Harmancı Kaybetme ile kazanmak arasındaki ayrım toplumun kabulü ile belirlenebilir bir ayrım değildir. Tüm insanlığın kabul ettiği bir sınırlama, belirleme vardır. Aleviler arasında son yıllarda yaşanan önemli bir örgütlenme ‘kazanmak’ ve ‘kaybetmek’ arasında sıkışmış durumda.  Tarih bilinci ve birikimi açısından ayakları üzerinde kafasını taşıyabilen Alevilik, tersi bir konuma çevrilmeye çalışılıyor. 



Öz-İslam, Öz Alevilik tanımları ile vahşi bir katliam başlatılmış durumda Alevilik öğretisine karşı. Alevilik insanlığın evrensel birikimlerinin meyve verdiği bir ifade alanıdır. Açık, tanıma ihtiyaç duymayacak kadar yalın unsurlar içerir. Tarih mücadelesi, ne olması gerektiğini yeterince göstermiştir.  Ne yazık ki günlük ihtiyaçlar temelinde kirletilmekle karşı karşıya. Hiçbir inanç, öğreti bu kadar çok kirlenme karşısında bırakılmamaktadır günümüzde.

Bu satırlar “Sözleşmeli Aleviler” makalemizden. Makalenin aktörü İzzettin Doğan ve şürekası. Bu yazının devamında, eleştirimizde İ. Doğan çevresini, “Kutupsal davranmada gözükara, ihlal etmede başarılı bir yol izliyor” biçiminde değerlendirmişiz.  Devamında ise; “Bu oluşumun, bu tutumları ile nerede kim ile kesişeceği konusunda çelişki doğurmaktadır” biçiminde kaygıdan öte öngörümüzü dile getirmişiz. Davranışlarının bu kadar kısa sürede bilinen bir noktaya gelmesi ne hazin. Çünkü bunun daha uzun bir zaman dilimine yayılarak yapılmasını bekliyoruz. İçlerinde bir ‘köylü kurnazlığı’ hareketi bekliyoruz. Yanılıyoruz. Onlar liberal ve postmodern davranışlarla karşılıyorlar beklentilerimizi.

Alevilerin politik örgütleri de bu saflığı sürdürmektedirler halihazırda. Aleviliğin bir parçalanma veya farklı algılandığı için farklı kulvarlarda tartışıldığı sanısına katılıyorlar. Ancak bu hiç de böyle değil. Aleviliği hep ‘nokta’ durumlarda çıkan sorunlar üzerinden savunuyorlar veya tartışıyorlar. Aleviliğin devlet katındaki karşılığı nice zamandır. -Ki bunu en iyi bilenlerden biri Abant süvarilerinden Ali Yıldırım’dır.- İranlılar ile Tansu Çiller döneminin yöneticileri arasında Aleviliğin pazarlık konusu edilerek: “Ya siz Sünnileştirin ya da bırakın biz Şiileştirelim” biçiminde formüle ettiğimiz günlerde aleni olarak devletin zirvesine taşınmıştır. Katliamlardan öte asimilasyon formülleri bu tür görüşmelerde başlatılmıştır.

Abant Öncüsü Denemeler
2006 yılı içinde gerçekleştirilen sempozyumla, Süleyman Demirel Üniversitesi’nde zirveye çıkan Aleviliğin nasıl formüle edileceği, -ki bundan önce Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi’nin uzun süreli, hala süren çabalarını yabana atmamak gerek- tartışmaları özellikle protokol konuşmalarından belli olmuştur. Gazi Üniversitesi’nde de, S. Demirel Üniversitesi’nin de baş mimarı Devlet Bakanı Mehmet Aydın’dır. S. Demirel Üniversitesi’ne katılanları ve Alevi olup da aykırı bulunan bir iki isim sıraladığımızda bu daha kolay anlaşılacaktır. Şakir Keçeli, Ali Rıza Selmanpakoğlu, Ahmet Yaşar Ocak, Hüseyin Tuğcu, Necdet Subaşı. Ayrıca çağrılı olup da katılamayanlar ise; Reha Çamuroğlu, Havva Engin ve Rıza Zelyut. Başka isimler de var. Onların iyi niyetli ve orada kurulan kumpasın bileşenleri olmadıkları görülebiliyor. Geri kalanı ise ilahiyat tayfası zaten.  Aleviliğe yeni ‘don’ biçmeye çalışanların çalışanları vs.

Şimdi biraz da Abant Toplantısı’nın öncesinde gerçekleştirilen diğer etkinlikten biraz bahsedelim. Gazi Üniversitesi aracılığıyla gerçekleştirilen etkinlik kamuoyundan kaçırılarak bir yemek olarak formüle edilmişti ve Alemdar Korkmaz’ın “öyle değil, şöyle”  gibi geçiştirmeleriyle ve Bakan Mehmet Aydın’ın “haberim yokları”yla geçip gitmişti. Gazetelerde bazı isimleri okumuştuk; Oradaki formül ‘Aleviliği ne yapmalı’ üzerine kuruluydu. S. Demirel Üniversitesi’nin tüm katılımcıları ve konuşmaları neyse ki bir kitap olarak yayınlandı da, herşey ortada. Artık birşey saklanmaya gerek duyulmuyor sanırım. Buradaki protokol konuşmalarından bazıları ile ‘sosyal amacı’ yeniden gündemimize taşıyalım.

“Avrupa Birliğiyle ilişkiler çerçevesinde ve uyum sürecinde dile getirilen Alevilik ile ilgili konular bilimsel bir platformda ortaya koyup değerlendirmek; bunu yaparken Alevi ve Bektaşi zümrelerinin halen yaşadıkları sosyo-dini hayatlarının bilimsel bir fotoğrafını çekmek. Bu fotoğrafa Almanya, ABD, Arnavutluk, Makedonya, Yunanistan ve Bulgaristan gibi ülkelerde yaşayan ve Türkiye ile doğrudan veya dolaylı bağları bulunan Alevi ve Bektaşi zümrelerini de eklemek.”

Konuşmanın sahibi ‘toplantı yürütücü’sü Prof. Dr. M. Saffet Sertkaya. Sertkaya’da formüle edilmiş amaç biraz daha açılıyor SDÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof Dr. Ekrem Sarıkçıoğlu tarafından. Ona göre Aleviler ve Bektaşiler birinci sınıf Sünniymiş. Noktasına imlasına dokunmadan yer veriyoruz;

“1826’da Yeni Çeri Ocağının kaldırılması yüzyılların meşru Bektaşi tarikatının birdenbire gayri meşru ilan edilmesine sebep oldu. O zamana kadar devletin birinci sınıf Sünni Müslüman sayılan tarikatı, siyasi bir olayla gayri meşru sayılıverdi. Devlet baskısı ve yasaklaması onları camilerden uzaklaştırdı ama ortadan kaldırmadı. Devlet idarecilerinin yok saymasıyla yok olmadılar. Farklı söylem ve yorumlar geliştirerek günümüze kadar geldiler. Kabul etsek de etmesek de kendilerini Sünni toplumdan ayıran, farklı bir cemaat oluşturdular. Günümüzde kurdukları Cem Evleriyle biz cami cemaatinden farklıyız mesajını fiilen dillendirmeye başladılar. Sosyal hayatta asırlardan beri de birlikte, iç içe yaşadığımız sayıları kendilerine göre milyonları bulan farklı bir kardeş cemaatın varlığı bir gerçek. Ülkemizin sosyal ve dini bir gerçeği.”

Bu konuşmaya ek olarak Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı’nın konuşmasından bir alıntı eklememek olmaz. Onun formüle eklediği söylem, İslâm içindeki yönünün ne kadar öne çıkarılabileceği ve değiştirilebileceği. Yani Kuran kaynaklarına ne kadar dayandırılabileceği;  

“Alevilik ve Bektaşiliğin öncelikle genel İslâm çerçevesinde geliştirdiği inanç örgüsü bağlamında ele alınması, hangi şartlarda ve hangi teolojik formülasyonlardan neş’et ettiğinin bilimsel yöntemlerle ortaya konması gerekir. Bu yapılırken Alevilik ve Bektaşiliğin tarihsel birikiminin ve günümüzdeki literatürünün tezahür biçimlerinin çok iyi okunması şarttır.”

Ardından kürsüye gelenlerden SDÜ Rektörü M. Lütfi Baydar bu toplantının amacını açıklıyor. Toplantıya Bektaşi ve Alevi inancını yaşayanları çağırmış. Herhalde üniversitelerde kimin Alevi, kimin Sünni olduğunu biliyorlar. Sicillerinde işli olmalı.

“Üniversite olarak biz de Alevi-İslâm anlayışının doğru öğretilmesinde üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu ifade etmek isteriz. Onun için buraya özellikle Bektaşi ve Alevi inancını yaşayanları davet ederken onların kendilerini bilimsel bir ortamda ifade etmelerini istedik. Böylece konu art niyetli düşüncelerden ve tek taraflı bakışlardan uzak bütün muhatapların katıldığı çok yönlü bir platformda ele alınmış olacak.”

Konunun nasıl oluşturulduğunu ve kimin fikri olduğu konusunda Diyanet İşleri’nden sorumlu Devlet Bakan’ının konuşması yeterince açık. Bu konuşma Abant toplantısının da öncüsü anlaşılan;

“’Her konuda ihtiyacımız var, ama özellikle bu konu çok ciddi olarak ele alınmak, çalışılmak, etüt edilmek, bilimsel olarak üstüne gidilmek gereken bir konudur ve bunun da ortaklaşa yapılması lâzım’ Bilim adamlarımızın, düşünce adamlarımızın içerisinde kendilerini Sünni olarak adlandıranlar vardır, Bektaşi olarak adlandıranlar vardır, Alevi olarak adlandıranlar vardır. Bunlar çalışmalarını ayrı ayrı da yaparlar. O dediğim çerçeve içinde elbette benim düşündüğüm o zaman bu idi.  Ama bunlar birlikte de yapabilirler, birlikte de düşünebilir, bir diyalog içinde hatta diyalojik bir anlayış içerisinde karşılıklı olarak birbirlerini anlayarak, birbirlerinden öğrenerek ve birbirlerine öğreterek böyle bir anlayış işini birlikte yapabilirler ve bunu yapmak zorundayız”

Bakan’ın bunları ne amaçla yaptığı daha da ortada. Amaç hiçbir zaman tek yönlü değil;

“Ve biz bunu söylemek zorundayız. Bu sadece teolojik bir mesele değil, sadece bilimsel bir mesele değil. Bunun üzerine siyaset inşa etmek istiyorlar. Bunun üstüne küresel boyutta siyaset inşa edilmek isteniyor. Biz burada yetmiş milyon oturup, bizim üzerimizde bu türden siyasetlerin yönetilmesine, inşa edilmesine seyirci kalırsak gelecek kuşaklar bizim birliğimizi geleceğe taşımak bakımından sorumluluğumuz hakkında ne söylerler? O yüzden gerçekten bu ciddi konuları ciddiyet içerisinde devam ettirmek, öyle bir, iki, üç, beş sempozyumda değil, çok ciddi bilimsel araştırmalarda devam ettirmek zorundayız.”

Alevilerin talepleri sistemi değiştirecek boyuttadır. Bu ülkede Türk-İslam adına kurumsallaştırılan tüm alanları yıkacak güçtedir. Dinsel kurumların lağvedilmesi, özgürlük, adalet bir yönüyle Aleviliğin kendini özgürleştirip ‘satışa’ çıkmaması durumunda, onun sacayakları üzerine kurulacaktır.

Alevilik açısından politik alternatiflik ve taraflılık olarak değerlendirme kanılarımız daha çok zaman dışı bir kuramsal çerçeveye oturmaktadır. Aleviliğin öğreti normları kurumsallaşırken iktidar hedefleri, karşı kültür kalıpları görüntüsü içinde ‘yeni sol’ liberal değerlerle örtüşme noktasına geldiği görülmektedir. Müzikte, dilde, giyimde ve taşınan sembollerde yapmacık bir yaşam ve kültür akımı görünmesine rağmen, gerçekte evrensel iddialarını ‘liberal’ bir alt kültür çeşnisine doğru birleştirmektedir. Alevilik, kendini özgür metinler çerçevesinde yeniden tartışırken aslında başka bir metne dönüştüğünü, kendi düşünce birikimini edebiyat, sanat, şiir alanında çoğaltırken hakim olma çabasını da yitirmeye başladığını göstermektedir. Yapboz bir tanımlama olan ‘Alevi İslam’ı’, ‘öz Türklük’ gibi kavramlar aslında Sünni yaşam biçimine sinmiş devletçi bir resmi anlayış olmasına karşın,  Alevi kültür ve politika üreticiliklerinin -Aleviliği süreklileştirme anlamında- bir iz bırakma ve Aleviliği yaralama tavrı olarak sözde postmodernist kuramlarla uyumlu olma sürecidir.

Gelenekçi tutumları evrenselci bir uyuşmaya çekmeye çalışan bu ‘iletişim uzmanları’nın, ‘toplum mühendisleri’nin aslında bir laik, anti laik süzgeçte sistem yakını bir montaj fikrine sahip olduklarını görmemek mümkün değildir. Toplumun bazı noktalarda bunalım özelliği taşıdığı, geleneksel Alevi kır hayatını kentte de uyuşurcasına, ‘Cemevi’ formülasyonunda, yeni bir ilahi toplumsal geçiş noktasında -sembolik olarak- yalnızca çoğalma anlamında örgütlemektedir. Aslında anti kentleşme olarak değerlendirebileceğimiz Aleviliğin postmodern yüzü sadece mekansal anlamda görünen değil de, Aleviliğin talepleri çerçevesinde sözcük oyunlarında toplumsal farklılıkları, kırılganlığı ve uyuşmazlığı olarak da görmek mümkündür. Cemaat duygusunu kent moderliğinde politik projelere döken Alevilik aynı zamanda kentsel postmodernist muhafazakarlaşmanın gerilimini de yaşamaktadır. Sivas Katliamı’nı ve Gazi Olayları’nı Alevilerin kendilerini attıkları postmodernist ateşte, aslında yaşadıkları kültürel coğrafyanın sınırlarını değiştirebileceklerine inanmaya yöneltmektedir. Aleviler için dünyanın küçülmesi gibi kavramların daha çok kullanılmaya başlanması, temelde Aleviliğin iktidara yakın ama tükenmiş, siyasal bakış açıları dağılmış modern kimlik benzeşmesinde, Alevilik rolünü yitirmiş özel bir alana dönüşmüştür. Bu nedenle de sistemin yedeğine nasıl alınacağı üzerine hesaplar artmıştır.

14.04.2007 00:34:17
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

Bu habere henüz yorum yazılmamış...




Hasan Harmancı Bölümünden Son Yazılar
Devamını Oku 03.07.2008 14:04:15 - Alevi Köye Alevi İmam
Devamını Oku 24.06.2008 14:07:47 - Gerçeklerde Yalan Olmaz
Devamını Oku 12.06.2008 13:20:52 - Aleviliğin Sessiz Gücü
Devamını Oku 27.05.2008 07:47:03 - Kırılamayan Gençlik
Devamını Oku 16.05.2008 13:11:28 - Çocuklara Tanrı Anlayışı
Devamını Oku 05.05.2008 11:40:58 - Nefes Tazelemek
Devamını Oku 23.04.2008 11:02:12 - Eklektikten Kurtuluş
Devamını Oku 10.04.2008 12:27:49 - Boşlukta Köprü: Nereye Gideceğiz
Devamını Oku 31.03.2008 16:06:23 - Hakk Olan Delil İster
Devamını Oku 20.03.2008 07:06:54 - Nereye Ey Güzel İnsanlar
Devamını Oku 10.03.2008 17:27:34 - Susma Barışı
Devamını Oku 27.02.2008 14:18:54 - Karanfillerin Semahı
Devamını Oku 14.02.2008 12:22:22 - Sol Havaleler
Devamını Oku 30.01.2008 12:41:40 - Ölümsüzlüğe Umut
Devamını Oku 12.01.2008 02:23:42 - Kerbela'nın Acı Suyu
Devamını Oku 07.01.2008 10:59:38 - Bir Alevi Köyüne Daha Cami Projesi
Devamını Oku 25.12.2007 21:59:51 - Korkularımı Yenemiyorum
Devamını Oku 28.11.2007 18:05:32 - Sistem Sayıklamaları ve Aleviler
Devamını Oku 24.10.2007 10:14:00 - Bir Can Daha Eksildik
Devamını Oku 03.10.2007 11:39:11 - Güvercin Kardeşliği
Haberi Değerlendirin
Gereksiz bir haber
Yayınlamanız gerekmezdi
Faydalı bir haber olmuş
Gerekli bir haber
Haberiniz çok çok isabetli
Bu haber için oy kullanan 11 ziyaretçimizin puan ortalaması: 2,55
Haber İşlemleri
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yorum Yaz
Yorumları Oku

Ateşe Semah Durmak
 
Çalışma Arkadaşları Arıyoruz
Çalışma Arkadaşları Arıyoruz Alevionline ekibinin de içinde yeralacağı yeni bir proje için çalışma arkadaşları arıyoruz. Internetle ilgili olan bu faaliyetlerde Alevionline ekibi ile yepyeni projelere imza atmak isterseniz ve aradığımız niteliklere uygunsanız bizimle iletişime geçebilirsiniz....
Her Hafta 1 Alevionline Okuruna 1 Kitap
Koçgiri Kültür Merkezi'nin Web Sitesi Açıldı
0,34 saniyede derlendi.
ALEVIONLINE REKLAM

1 dakika içinde kapanacak veya Kapat