|
Alevilik üzerine çok şey yazılmıştır. Ancak bu yazılanların doğruluğu oldukça tartışmalıdır. Alevilik, yaşayan bir kültür olmasına rağmen dinsel- etnik kimliği bir türlü yerli yerine oturtulamıyor.
|
Üstüne üstlük siyasal-sosyal konjektiviter, duruma bakılarak her seferinde yeniden tanımlanıyor. Böyle olunca da Aleviliğin tarihi her gün doğrusu bile bilinmeden -yeniden- bozuluyor, tahribata uğratılıyor. Alevilik içinde yer alan Bektaşiliğin biraz ayrıma ihtiyacı var bu doğru. Bektaşilik İslami bir Heterodoksi (yani İslam içinden belirgin öğeler) içeriğine sahipken, Alevilik böyle değil. Yani İslam’la bir ilişkisi, açık eklentiler dışında ‘ortak’, benzeşir bir yönü bulunmamaktadır. Aleviliğin tarih içinde merkezi otoritelerle barışık olamadığına öncelikle buradan bakmak gerek. Hatta Camisi olmayan köy ve mahallelere cami yaptırılması politikası, bu dönemde de yeniden gündeme getirilmiş ve planlanarak uygulamaya sokulmuştur. Bu Aleviliğin tarihle zorudur, sorunudur. Devlet, genel olarak Cumhuriyet, Koçgiri ayaklanmasında, Dersim ayaklanmasında Alevi topluluklara nasıl davranılması gerektiğini göstermiştir. Bu durum sonrasında lokal olarak en gelişmiş haliyle Maraş katliamı ile hızını alamayıp, belirgin diğer Alevi yerleşimlerde de kendini göstermiştir. Sivas katliamı, Gazi olayları zaten herşeyin su yüzüne çıktığı yakın dönem durumlarıdır. • 80’lerde Alevi köylerine Askeri Konsey talimatlarıyla cami yapılmaya başlanması birçok şeyi açıklıyor. Bu sorunları yaşayan Aleviliğe Batılılarca gösterilen ilgi ve çözüm arayışları yeni değildir. Dergahları yıkılmış, ocakları İslamlaştırılmış, Bektaşiliği Kemalistleştirilmiş Alevilik için özel bir dönemdir. • 1856’da Hattı Humayun’a dayandırılarak Batılı misyonerler tarafından Aleviliğe (Kızılbaş topluluklara) özel bir statü için çaba harcanmış ancak başarılı olunamamıştır. • II. Abdülhamit tarafından 1886’larda geliştirilen ümmetçi politikalar çerçevesinde Sünnileştirilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Alevi merkezlere camiler yapılmaya başlanmıştır. • Şimdi ise AB tarafından bu yönde bir çaba oluşturulmaya çalışılmaktadır. Ancak Aleviler-Bektaşiler o kadar merkezileşmiş, yozlaşmış, kirlenmiş, sindirilmiş ve statükolaştırılmışlar ki değişim ve kendilerine yönelik yeniliklere direnmektedirler.
Kaybedenler Oyunu, Oy Değil İslamlık Aleviliğe önem vermelidir. Çünkü Alevilik insanlığın kolektif belleğidir. Aleviliğin olmadığı yerde kaybeden sadece Aleviler ve Alevilik olmayacaktır. Aleviler bir de iktidar ve modern zamanlara uymak için şekilden şekle girmemelidirler. Dilini kaybetmemelidir. Türk-İslamcı politikalara heba edilmemelidir. Dünya değişirken Aleviliğe sardırmaya devam etmek yerine, sarılmaya muhtaç kalınabilir. Aleviliğin bir inanç olduğuna dair kısa, kolay tanımlar işin kolay yanı. Ancak Aleviliğin okunmasının daha geniş bir boyutu vardır. Alevilik sadece İslam’la uyumlu, İslam’a hoşgörülü bir kültür değildir. Hıristiyan bölgelerde de Hıristiyanlıkla uyumludur. Yahudi bölgelerde (örneğin Selanik) de Yahudilikle uyumludur. Bu Batınî inançların herşeyi dönüştürür gücünden kaynaklanıyor. Bu özellik Aleviliğin toplumsal determinizmi(yararcılığı) öncelikli görmesiyle ilgilidir. Zerdüştlükle, Budizmle, Şamanizmle de uyumludur. Hıristiyan Nasturilerle de Pavlikanizmle de, felsefi olarak Diyonisosçu anlayışlarla da, Yeni Eflatunculukla da, Hitit, İyon kültürleriyle de. Bu noktada bir ‘gömlek’ sorunu yoktur. Aleviliği yakın dönem iktidarları öncelikle yok saymayı tercih etmektedirler. Onlar için Hacı Bektaş’ın felsefi olarak yozlaştırılması ve tektipleştirilmesi, bir anlamda kendisine benzetmesi önemlidir. Abdal Musa’nın Osmanlıya vermediği desteğin de öcünü alırcasına bu dönemde, iktidar düşüncesiyle uyumlu olduğuna dair safsatalarla boğmaya çalışmaktadırlar. Bir anlamda Balım Sultan’la yeniden tasarlanan ancak tamamen değiştirilmeyen, II. Mahmut döneminde Nakşibendi imamlarla, şıhlarla kirletilen Alevilik ve Bektaşilik, Yunus Emre’si Sünnileştirilerek, Kaygusuz Abdal’ı felsefi olarak boşa çıkartılarak, Şeyh Bedrettin’i yok sayılarak, Pir Sultan’ı kirletilerek, yeniden yakılarak simgeselliği çözülmeye, Hatai’si İslamlaştırılarak yozlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Doğru Ayrımcılık Aleviler için pozitif ayrımcılık yapılmadıkça bu ülkenin sosyal-etnik ve dinsel sorunları çözülemez halbuki. Alevi alt topluluklar olan Abdallar’ın, Alevi Romanlar’ın (Çingeneler) Poşalar’ın sorunları çözülmeden (ki bunların çoğu artık kentlerin merkezlerinde kalmış yerleşik topluluklardır) Alevilik sorunları çözülemez. Diyanetin lağvı, dinsel söylemlerin lağvı, demokratik anlamda Kürt sorunu bu durumun zorlu dişleridir. Devlet ve iktidarlar “Yavuzlar’ın Nesli” olduklarını bir tarafa bırakmalıdırlar. Aleviler Alevilik ile ilgili sorunlarını uluslar arası hukukun baskısı ve yaptırımları nedeniyle mahkeme kapılarında çözebiliyorlar. Bazı Alevi gruplar Devletle “barışık” olma tutumundalar. Aleviler değil Devlet barışık olmaya çabalamalı. Devlet bir defalığına Alevilere bir para verdi, bu, o yılki Diyanet bütçesinin % 0.44’ü oranındaydı. Şimdiki bütçenin %0.02-3 ‘ü kadar. Aleviler, asimilasyona uğramış olanları katmazsak bu ülkenin %25-30 ‘unu oluşturmaktadır. Ne aşağılayıcı bir fiyatlandırma bu oysa ki. Devlet Aleviliğin islamlığıyla–değilliğiyle değil, sosyal, kültürel sorunlarıyla ilgilenmelidir. Bunu da yaparken, sadece Alevileri değil toplumun tüm kesimlerini gözönüne alarak gerçekleştirmelidir. .....zındık, kafir, Rafizi demekten vazgeçmelidir. Ali’yi yeniden keşfederek Sünniliğe geçirme çabasından vazgeçmelidir. Alevilerde bu güncel politikalara ‘korku’dan soyutlanarak karşılık vermek zorundadırlar. Herkes kendi şarkısını dillendirebilmelidir. İnsanlığın tüm renkleri, kültürleri notalarıyla, sonatlarıyla, ezgileriyle kayıt altına alınıp, yenilenip yerleşikleştirilirken Alevilik yabancı, yaban düşünce olarak kalmamalıdır. Hasan Harmancı- Sosyal Antropolog
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|