|
Bu yaşadığımız topraklara yayılan kaosa çözümü yurttaşlık felsefesinin 'politik' erdemlilikle çözülebileceğini görmek gerek. Etnik, dini farklılıklar ile kültürel unsurları ortak özgürlük ve onu sürdürebilen kurumlar ve gelecek tasarımları güçlendirme yoluna yönelmeliyiz. Kurtuluş Savaşı nasıl ki bir yurtseverlik -milliyetçi değil yurtseverlik- savunması ile gerçekleştirilebildi.
|
"Denizin yanında kuyu kazılmaz"
Bu yaşadığımız topraklara yayılan kaosa çözümü yurttaşlık felsefesinin 'politik' erdemlilikle çözülebileceğini görmek gerek. Etnik, dini farklılıklar ile kültürel unsurları ortak özgürlük ve onu sürdürebilen kurumlar ve gelecek tasarımları güçlendirme yoluna yönelmeliyiz. Kurtuluş Savaşı nasıl ki bir yurtseverlik -milliyetçi değil yurtseverlik- savunması ile gerçekleştirilebildi.
Özgürlükleri nefes alınamayacak kadar daraltmak, kasvetli, militarist, baskıcı koşulları yasalaştırmak ortak geleceğimiz için kaygılanmayı arttırmaktadır. Ülke yaşayanını dar kafalılığa, bağnazlığa, hoşgörüsüzlüğe iten, insani ve evrensel değerleri kirletir duruma sokmak iyi bir şey olsaydı, Hitleri ve Mussolini gibilerini alkışlıyor olanlar artardı.
Yakın tarihin sıklıkla bize örnekler sunduğu gibi; bir halk etnik, dinsel, politik ve ekonomik krizle yüz yüze geldiğinde ya yurtseverlik ya da milliyetçilik dili, kurguları hakim olmaya başlar. Bununla birlikte içerden kendi özgürlüklerini ve vicdanını yemeye, kirletmeye veya çürütmeye başlar. Bunu entelektüel alanda da yapmaya başladığında toplum artık sağduyusunu yitirmeye başlar. Dini ve etnik ayrımcılık hoşgörüsüzlük de bu entelektüel birikimin tekabül ettiği ekonomik ve bağlı kaldığı siyasal çeşmeden beslenir.
Ortadoğu başta olmak üzere, Mezopotamya, Anadolu, Kafkasya ve Balkanlar hoşgörü sınırını yıkmıştır. Bu coğrafyalar milliyetçi ve dinci partilerin örgütlenme batağına dönüşmüştür. Bu bölgelerde milliyetçili ve dini etnik yapıların özgürleştirilmesi sağlanamadan barışın kaosun yerine geçmesi pek mümkün görünmüyor.
Milliyetçiliği ve bu yeni dinsel gelişimi öncelikle 'sol' duruş göğüsleyebilir. Laiklik de genel özgürlüklerde ancak buradan doğabilir. Yoksulluk, işsizlik artarken orta sınıflar çökerken aşağılanan, hor görülen umutsuz insanlar kendilerini onurlu sayacağı veya onurunu koruyacağı, övüneceği bir şey olarak milliyetçiliğe, dinselliğe sarılıyorlar. Entelektüellerde bu noktada şaşkın hatta yüzsüz ve kirlidir. Entelektüelin muhafazakâr şoven döngülerde yaşam alanı bulmaya çalışması toplumsallık açısından bir sorumluluğu olmadığını göstermektedir. Toplumun katmanlaşması, toplumsallığın özgürlükler temelinde değil; fakir ama hiç değilse Türküm, Kürdüm Aleviyim veya Müslüman'ım vs. olarak yüzeyleşiyor. Toplumsal değişim yaratacak güçler bu haliyle sağa, muhafazakârlığa biraz daha geçmiş geçirilmiş oluyor.
Piyasaya sürülen milliyetçilik tarihi bir avuntudur. Piyasaya sürülen cennet vaatli dincileşme çevresi9nde bulunan kendinden farklı olan herkesi yutmaya veya yok etmeye hazır hale gelmiştir. Bu sınır bu dönemde fazlasıyla zorlanmaktadır. Alevilerin bu oyunun bir parçası olması da tarihte olduğu gibi onları gelip bulmak üzeredir.
Genel politikaların belirlediği şeyler, eğer demokratik bir toplumsal düşün, üretim, tüketim ve yaşam üzerine kurulmazsa neler olabilir. Bir köy toplumsal örnekleme açısından elbette açık ve kesin bir örnek olarak öne çıkarılamaz. Ancak bazı örnekler önümüze çıkan sorunun yapılanmasında keskin bir derecelendirme sunar bize.
Aleviliğin kurumsal sorunları yaşam alanında gittikçe büyümekle birlikte çatışma ve çelişkilerini de arttırmaktadır. Konya-Beyşehir-Şamlar köyünde günlük hayatın bir parçası gibi sürer koşullanmalar. Yaşam çoktan köye bağlı olmaktan çıkmış durumda. Yaşayanlar köylerini terk ederek ya Beyşehir- Seydişehir'e ya da gözü daha kara olanlar Avrupa'ya, özelliklede Norveç'e yerleşmişler. Neredeyse tüm Alevi yerleşimlerinde olduğu gibi doğanın nimetlerinin en verimli olduğu bir yer Şamlar'ın kurulduğu yer. Köyün kuruluş tarihi bilinmiyor. Tüm Tahtacılara atfedilen göç ve yerleşme hikâyesi onların arasında da geçerli.
Dertli Divani'nin talipleri olan Şamlarlılar, Beyşehir'de Niyazi Baba'nın evinde görgüye girmek, bir yılın özeleştirisini vermek için, günlerdir planladıkları günün bir gün öncesinde kendi aralarında bizimde katıldığımız sohbetteyiz. Dertli Divani'nin talipleri ile gerçekleştirdiği ceme Ankara'dan zakirler Ferhat Karaca ve Can Kalaycıoğlu ile Adıyaman'dan Ozan Garip Kamil birlikte katılıyoruz. Selamlaşmalarla nefeslerle başladı akşamın kızıllığı. Nice ulu ozandan nefesler dile geldikten sonra gece hasbıhale döndü. Canlardan biri nefes söyleyenlere "nur olasınız erenler" diyerek gecenin değişen anlamı içerisinde konuşmaya çevirdi sözlerini. Günlük konuşmalardan sonra söz Aleviliğin ve kendilerinin yaşadığı sorunlara geldi.
"Zaman gazetesi bizden daha iyi Alevicilik yapıyor" diyor bir can, sözü günlerdir boğazına düğümlenmiş olduğunu belli ederek. Arada bir bu gazeteyi eline aldığında bunu kendisinin de fark ettiğini söylüyor başka bir can. Bir başkası: "Karacaahmet'in yıkılmasını bilen Alevi unutur mu Tayyibi." Bir başkası devam ediyor; " Yüreği sıkışmadan bazı Aleviler camiye gidebiliyor" diyor. Bir başkası; "Taziyeye gelen eline alıyor Kuran'ı Arapça okuyor. Bizim yolumuz farklı ve bizim taziyemizi, yasımızı nasıl yerine getireceğini bilen insanlarımız var. Ama böyle Arapça okuyanlara tepki göstermiyoruz ne yazı ki." Bir başkası; "Kuran Kursları hayatımıza girdi. Orada bir Kızılbaşı Müslüman ediyoruz diyorlar." Başka bir can; "İki toplumunda çürük meyveleri var ancak kendimizde eksiklik. Bence önce kendimizi yargılamalıyız." diyor. Konunun nasıl başladığını anlamakta gecikiyoruz. Ancak anlaşılıyor ki aralarında yaşadıkları sorunların bir öncesi var.
Gençler devreye giriyor. Onlarında sorunları ve soruları birikmiş. Gecenin koyuluğuna daha fazla katılan oldukça sorularda, tartışanlarda çoğalıyor. Gençlerden biri izin alarak giriyor söze; "Gençler olarak Kuran'a yakın olacak mıyız? Onu öğrenecek miyiz? Hem camiye hem cemevine gidebilir miyiz? Boşlukta bir köprüdeyiz. Bir o taraf, bir bu taraf var. Nereye geçeceğiz. Cuma günü ekmek davasına camiye gidiyoruz. Yanımdaki beş kişi gidiyor, bende gidiyorum."
Büyüklerden biri söze giriyor; "İkrar vermen gerek artık." diyor. Konuşan genç yanıtlıyor; "İkrar veremem kendime güvenemiyorum."
O ana kadar sessizliğini koruyan Dertli Divani Dede müdahale ediyor; "Herkes özgürdür. Hazır değilse olmaz. İkrar vermek için yolu anlamak, yola inanmak gerek. "
Gençlerin babalarından biri giriyor söze, susunca Dede; "Oğlum pınara yakın olmazsanız yıkanamazsınız" diyor. Başka bir baba; "Oğlum sizi biz doğurduk. Niye peşimizden gelmiyorsunuz."
Gençler suskun… Devam ediyor konuşan can; "Gençlerimizde yönelme yok."
Genç devam ediyor; "Büyüklerimiz kendilerini yetiştirseler, bilgi sahibi olsalar bizi de eğitirler."
Başka bir genç giriyor araya; "Patron sıkıştırıyor bazen Aleviliğimiz üzerine. Ben de sen nasıl Fetullah'ın, Saidi Nursi'nin peşine düşüyor, onlara saygı duyuyorsan, önlerinde eğiliyorsan, ben de Hacı Bektaşi Veli'ye öyle bağlıyım. Bana saygı duymalısın diyorum." Başından geçen bir olayı anlatıyor arkadaşına dönerek; "Bir gün bana Alevilik nedir diye sordu. Ona biraz açıkladım. O da bir de internete bakalım dedi. Açtı. Önceden ayarlamış ama bunu… Okuyunca, ha siz İslam'ın özüymüşsünüz. Dört kapı kırk makamınız da otuz iki farzın yorumuymuş dedi. Daha fazla tartışmaya girmedim amacı belliydi."
Herkes gençleri dinliyor. Bu olayda olduğu gibi Alevi gençlere nasıl kanca atıldığı tartışılıyor. Yaşlı canlardan biri konuşuyor; "Müftü İmam Hatip Müdürü, Yüksek Okul Müdürü gibi on kadar kişi toplanıyor. Bunlardan biri de Şamlarlı. Konuşma sırasında Müftüye Yüksek Okul Müdürü soruyor; Camisi var mı bu köyün? Müftü; "Onların (Şamlar) cemevleri de çok şükür ki camileri de var." Diyor.
Gençlerden biri değiştiriyor sözü; "Bence yol sırlanmalı, anlatılmamalı. Bize daha yakın zamana kadar, gizlilikle, mum ışığı altında anlatılıyordu. Gizliydi bu, her Perşembe köye gittiğimi (cem tutmaya) kimse bilmemeli. Şimdi Sünni olarak bilinen çevremizdeki bazı köyler eskiden cem tutarlarmış, hala da devam ediyormuş. Biz niye duyuruyoruz ki. Bizim yaşlılarımız da hala delil getiriyorlar. Çevremizdeki Sünni baskı fazla, köylülerimizin çoğu esnaf ve ortam belli." diyor.
Dertli Divani Dede yeterli buluyor (Bu ara ara not aldığımız konuşmaları. Saatlerce süren karşılıklı konuşmaları, dilekleri, tartışmaları dile getirmek mümkün değil. Birçok konuşma da o meclisin özeli tabiî ki.) ve geceyi mühürlemek için sözü alıyor; "Sizin başınızda mumda yansa arkanızı döndüğünüzde bunlar Kızılbaş, Müslümanlığı ne olacak derler. Siz esnaflıktan üç kuruş fazla kazanmak için bunu yapmamalısınız. Güven verip, sağlam olun. Hatta kendi kendinize bile yetersiniz. Mal, mülk, kefillik, doğruluk konusunda onlar birbirlerine inanmazlar ancak size kefil olurlar. Biz yaratılanı yaratandan dolayı hoş görürüz. Tevrat'a da İncil'e de Zebur'a da Kuran'a da hatta 104 kitabın 104'üne de, kitapsıza da, inanmayana da, inanana da aynı oranda saygılıyız. Bize kimse kendi inancını dayatmadığı sürece saygıda kusur etmeyen bir tabiatımız var. Kendisinden olmayana saygı duymayı ve onu olduğu gibi kabul etmeyi artık insanlar özellikle de yobazlar öğrenmeli. Dik duruşumuzla kendimize özgüvenimizin olmasıyla inancımızı iyi bilip ve doğru ifade edişimizle ancak bizlere sonunda insanca bakacak ve saygı göstermesini öğrenecekler. Siz kendinizi saklamamalısınız. Siyaset icabı yapmaya çalıştıklarınızın yani Camiye gidip, Ramazan orucu tutmanızın yolumuzda, inancımızda yeri yoktur. Öte yandan yola ikrar verdikten sonra orası burası diye bir şey olamaz. İkrar verenin bu yolun dışına çıkma özgürlüğü yoktur. Biz inancımızı doğru yapalım, göreceksiniz başka şeye ihtiyaç duymayacağız. Siz beş vakit Kâbe'de de eğilip doğrulsanız onların gözünde değişmezsiniz. Siz Aleviliğinizi, ceminizi haykırmalısınız. Cemlerimizde saklayabileceğiniz bir şey yok. Eskiden atalarımızın kimliğimi açığa çıktığında maldan, candan oluyordu. Buna rağmen takiyye yapmamış ödün vermemişler. Şimdi ise diyebiliyoruz. Bizim cemimize doğrular girer. Herkes rızalık alır birbirinden. Camide öyle mi. Hırlı hırsız herkes orada. Bilen, bilmeyen imamın peşinde. Ben senin İbadetine dil uzatıyor muyum? Hayır… O zaman sende benim inancıma ibadetime karışmayacaksın. Kişiliğimden davranış ve ahlakımdan bir şikâyetin varsa söyle yoksa başka yönüm seni ilgilendirmez diye tepkinizi gösterin. Hayatınızı Beyşehir'den öteye götürmüyorsunuz. Medyada sonuna kadar tartışılıyor. Artık yırtın, bu korku örtüsünü, kırın kabuğunuzu…
Dertli Divani Dede susuyor… Başka bir can devam ediyor; "Cemde kadın erkek niye bir arada, kadın erkek neden birlikte semah dönüyorlar diye soruyorlar. Semah olayını anlamıyorlarmış."
Dede kısaca yanıtlıyor; "Bizim için kadın ve erkek ceme girince birdir. Cemevinden içeri girince karı-koca bile cinsiyetini unutur. Herkes bir can olur. Özünü Hakk- Muhammet- Ali Yoluna teslim eder." diyor.
Başka bir canın sözü ile gece mühürlenmeye doğru gidiyor; "Bize çok temiz insanlarsınız. Bunu nasıl başarıyorsunuz diyorlar. Ancak bazıları yüzümüze gülüp ardımızdan konuşuyor. Çoğu zamanda bilgisizliğimizden dolayı böyle üstümüze geliyorlar."
Son söz ile gece mühürleniyor; "Bizim kendimizi gizlememiz riyakârlıktır, feza çağında yaşıyoruz artık kendimize, gönüllerimizi birliyeyim yola gidelim." Gece bu tartışmalar ve konuşmalarla sonlanırken yarın akşamki görgü için özler yarı yarıya dara sürüldü bile. Yarın ola hayrola.
Hasan Harmancı
Haber Yorumları (1 adet)
|
Memnune
|
|
Genclere Alevilik asilanmali
|
| Cok degerli bir sohbet...Cok güzel bir zamanda yasiyoruz, bütün dogru bilgileri internetten alma firsati var hemen hemen herkesin. Babam coook sey bilirdi Alevilik hakkinda ama hic bir gün anlatmamisti, sadece Sunni arkadaslarina anlatirken tesadüf dinlerdim, tam ögrenmek istedigimde, dogrulari yazan bir kitap almayi cok istemistim...Sonra 16 yasindaki oglum sorunca kendimi coook zor durumda hissettim, cok az anlatabildim, daha sonra internete bakarak ögrendi, Hz Ali´nin Kilici ´ni gururla tasiyor, cok mutluyum... |
| 26.05.2008 11:22:33 |
|