|
Bazı ritüellerin yaşanması doğal haliyle sürerken, onların bir damla kanla kirlenmesi insanda değişiklikler oluşturur. Sivas Katliamı'nın üzerinden onca yıl geçmesine karşın aklımıza imgelenen en önemli nokta oraya gidenler arasında gençlik yıllarını semahla örenlerin varlığıdır. Onca yazarın, sanatçının, ozanın, aydının, örgüt yöneticisinin gidip de kaldığı Madımak Oteli'nde semah dönenlerin, yakıldıkları ateşte karanfiller gibi kızıllaşarak açmalarıdır aklımızda bize simge kalan.
|
Sivas'ta 93'te yapılan etkinliklerin ilk günü tüm katılanların sevinç ve coşkuları arasında sürer. Herkes o günün nasıl da güzel başladığını anlatır. Ya ikinci gün. O 2 Temmuz gününü nasıl anlatıyorlar. Birden bire öğlen saatlerini yüzümüze vura vura hatırlatan güneşin yükselmesi ve öte yanda camilerin etrafında biriken kalabalıkların haykırışları. Bu haykırışların çoğaldıkça şiddete dönen yüzü, gün soluncaya kadar direniyor. Bu gerçek bir direnmedir. Ölümü çoğaltma direnişidir. Bir toplu kıyıma giden direniş. İnsana olan umudun gittikçe tükendiği bir direniş. Kurban ve ateşin birleşmeye, çoğalmaya, öç almaya nefes alıp verdiği bir direniş. Sivas'ta törenler ilk gün Atatürk Anıtı'na çelenk koymayla başlıyor. Ne kadar protokol değil mi. Tam bir devlet geleneği uygulaması. Sonrası uygulamalar da böyle devam ediyor zaten. Bunda kanıksanmayacak bir şey yok. Devlet bir yerde bir etkinlik yapacağı zaman böyle başlar. Bu etkinliklere çoğunlukla polis telsizleri eşlik eder. Tıpkı Sivas'ta olduğu gibi. Bir tiyatro oyunu olarak izlerseniz bunu, karaografide tüm bir Sivas'ı görmek mümkün olmaz elbette. İşte bu nedenle başvurulacak şey belleklerimizden çıkmayan görüntülerdir. Bu görüntüler ne yazık ki katliamın tanığı olmaktan öte bellektir bize, insanlığa. O bellekler de kendimizi unuttuğumuz an, hatırlatmak içindir. Sadece sahne olarak bakarsanız 3 kadın 4 erkek görürsünüz tiyatro sahnesinde. Bu sahneyi bozan şey, birden kimsenin reddedemeyeceği görüntüleri bize sunan sinema kareleri oluverir birden.
Sivas; gazete arşivlerinde birikmiş bildiriler ve yazılar, 93 Temmuz'unun ilk günlerine sığan sinema kareleri; Ankara; ve asla taraflılığından vazgeçemeyeceğimiz kişilerin açıklamaları. Yani Demirel, Çiller Yılmaz, İnönü vs.ler. Sivas kareleri arasında onların adlarının ne işi var demeyin. Onlar sadece o günün değil, tüm katliam yargılaması boyunca karşımızda olanlardır. Mahkemelerin soğuk duvarlarına güç verenlerdir. Bu insanlık ayıbının karartılmasında öncelikli olarak başka kimin emeği olabilir ki o kadar.
Sivas; Saat 14: 00, cami yollarından yürüyerek birikenler; "Şeriat gelecek, zulüm bitecek." Sivas; Saat 14: 00, Kültür Merkezinden çıkanlar; "Türkiye Laiktir, Laik kalacak."
İşte o ismi geçenlerin bize adım adım sundukları Türkiye. Saatler ilerliyor. Kurtuluş umudu arayan telefon trafiği, belgelerle karelerde; Sivas-Ankara; Ankara-Sivas…. Konuşmalar ise oyuncuların ağzında; "gerekli önlemler alındı!" Asker geliyor. Polisler yeterli… Sürüyor umutlar. Polis telsizleri; "kalabalık birikti." Karamollaoğlu konuşuyor; "gazanız mübarek olsun. Şunların ruhuna bir Fatiha okuyalım önce…"
Saat: 15/16, Madımak Oteli'nin içinde tüm adı geçenler. İçerde korku yok. Bekleyiş var. Gençler türkü söylüyor. Şairler ozanlar konuşuyor; "aramızdan biri ölse ne olacak. Yanıtlıyor biri; "Geri kalanlar ölene şiir yazacak…" Kendilerini bekliyorlar anlaşılan, anlı şanlı. Yok yok Godot'u bekliyorlar. Birgün gelecek… Dışarısı daha hareketli, kameralar orada. Pir Sultan Abdal'ın heykeli otelin önünde. Müthiş bir heyecan. Kin, nefret, vecd hali; heykeli tekmeleyenler, sövenler, kafa vuranlar, ısıranlar, üzerinde tepinenler… ve gaz dökülüp yakılmaya başlanan saatler… Heykeli yakıyorlar önce; Pir Sultan Abdal'ın dilinde; "bu kaçıncı ölmem hain…" Saat 19: 20, Polis telsizinden; 3832: "Topluluk (güruh oluşturan beyefendiler) iyice/ne kontrolden çıktı…" Sivas'ta Müslümanlar yargılama ve cezalandırma hakkını kullanıyor. Saat: 19: 55, cehennem ateşi. Kitabın dediği oluyor… Z. Taşpınar: "Yakıyorlar bizi…" Saat 20: 00, Kim boğuldu, kim yandı, kim tükendi. Polis anonsları yoruldu; kin kusuldu. Sustu son cümleyle; 3830: "Madımakta yanıt yok." Olay tamam. El Fatiha. Ortadoğudaki tüm katliamlara ortak bir bahane: Müslümanlar göreve!
Sessiz belgeler çığlık atıyor, ses oyunculara kaldı. Dostlar Tiyatrosu'na. Toplu bir katliam gösterisi bitti. Sivas sokaklarına ve katledenlere her bir katlettiklerinin yüzü asılı kaldı. Dava ne zaman bitti görünüyor; 2002'de. Yer: Ankara. Adalet mülkün temelidir; önemli sanıklardan bazıları hala yakalanamadı. Bazıları milletvekili oldu. Kimisi ödüllendirildi hakkıyla. Devlet orayı katliam müzesi yapmaya korkuyor, ya da polis anonsları susmadı. Susmayan başka bir şey de tragedya ve trajediyi anlatan bitmeyen oyunlar. Belgesel tiyatro oyunu; "Sivas 93". Biz hala oradayız, ya siz… Hasan Harmancı hasan.harmanci@hotmail.com
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|