|
2 Temmuz gününe doğru hazırlanırken içimizdeki çatışma, karamsarlık ve vicdanlara su serpilmesi beklentisi 14. yıla rağmen hala sürüyor. 2 Temmuz Katliam yanğınının içimizde yarattığı travmanın çözümüne yönelik çözümler arıyor veya öneriyoruz.
|
Bununla ilgili öne çıkardığımız ve insanlık tarihi için önemli bir belge ve bellek işlevi göreceğine inandığımız 'Katliam Oteli Madımak'ın' müze olmasıdır. Bunun için de örnek olarak Solingen'de yaşanan katliam sonrasında, katliamın yaşandığı yere yapıldığını bildiğimiz ''Katliam Müzesi'dir.
Hepimiz orada bir müze yapıldığını biliyoruz. Kamuya yansıyan bilgiler bu yöndedir. Ancak böyle bir müze yok. Geçtiğimiz aylar içinde Almanya'da bir seminer sırasında gidip ziyaret etme şansı bulduğum ve herkes gibi müze olduğunu düşündüğüm bu katliam yerinde bir müze bulunmamaktadır. Orada bir küçük anıt 'kütük' dikilerek, katledilenlerin adları bu kütüğü işlenmiştir. Yakılan evin olduğu yerin çevresi telle örülerek, katledilen insanların anısına, sayıları kadar ağaç dikilmiş. İnsanlığa küçük de olsa bir özür sembolüdür bu davranış.
Bu bile önemlidir. Çok şeyi anlatmaktadır. Öncelikle orada insanlık adına birer ağaç yeşermektedir. Ancak, ülkemizde katliam yerinde evrensel insanlık değerlerine uymayan, hoşgörü yerine yoksaymayı ve katliamı onaylayan bir umursamazlık ve vicdanlarımızın sızlamasının sürdürülmesi sözkonusudur.
Solingen Katliamı’nın Almanya için belki yaşadığı diğer faşist katliamlar yanında, o kadar yeri yoktur. Ancak hukuksal ve vicdani açıdan sonuçlanmış bir katliam ve davadır. Her coğrafyanın tarihini kendi içinde okuduğumuzda yakın çağ açısından 1978’de yaşanan Maraş Katliamı’yla birlikte –öncesini unutmadan, sorgulamadan- bu ülkede hukuksal karşılığını ve katliamı yapanların yeterince cezalandırılmadığı iki katliam daha vardır. Bunlardan biri 1996 yılında gerçekleşen Güçlükonak Katliamıdır, öteki ise Sivas Katliamı’dır.
Bu katliamların karşılığı olan aklanma, hukuki çözüm ve yargılamanın adil yapılması gibi önemli moktalar es geçilmiştir. Maraş Katliamı’nın mahkemesi yapılmadı neredeyse. Güçlükonak Katliamı kapatılıp gitti ayrıntılarıyla. Sivas Katliamı’nın yargılaması ise sanıkların hala dışarıda cirit atmasıyla meşhurlaştı. Başka birçok bireysel katliam ise ortada duruyor. Türkiye böyle bir ülke. Böyle bir ülke olmaya devam ediyor. Seçim süreci ile aklanılmamış, vicdanları yaralayan Sivas Katliamı etkinlik olarak üst üste oturan bir tarihe denk geliyor. Böylesi bir üst üstelikte başka sorunlar olsa siyaseten tartışılır veya gündeme getirilir. tüm partiler ne yapabileceklerinin sınırını olur olmaz zorlarlar ama bu noktada sessizliklerini koruyorlar. Toplumun kanayan yanları yerine, defterlerinin beyaz sayfalarını ötekileştirme, yoksayma veya kullanma üzerinden hesaplarla devam ettiriyorlar.
Katliamı doğru bulanlar, destekleyenler ve sessiz kalarak kendisinin yanmamasına sadece şükredenler ise ayrı bir noktadalar. Onlar hiçbir zaman, -sıra kendilerine gelse bile- seslerini çıkarmayacaklardır. Onların beklentisi insanın insanca yaşaması, ötekileşmeden yaşamasının sorunlarının çözümü değildir.
Türkiye’nin geldiği bir nokta yok böyle olunca. Kimisi karşı olmak için müze olmasa da uzun süre yaşayacak ağaçlar dikmekte ve kütüklere isimleri kazımaktadır. Ancak susmaktır bu ülkenin varlığı. Susturmaktır bir de. Bir katliam değil binlerce katliam karşılığında susan bir toplumu sadece belleğinin, bilincinin unutmak üzerine kurulduğunu söylemek mümkün değildir. Bu toplum kendisini vareden değerlere ne saygı duyuyor ne de kendisine de gerekeceği iddiasında bulunuyor. Bu toplum yaşamının böyle kuralsız ve biçimsel olarak sürmesine taraftardır. Varlığım katliamlara armağandır diyor. Unutmaya çalıştığı şey katliamına armağan sunmaktır. Katliamları geleceğe miras bırakmaktır. Ne mutlu bu topluma ki bırakacağı bir şey var, bu katliamda olsa.
HASAN HARMANCI
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|