|
Barış yaşanabilir bir şey midir. Hayatımızın bir parçası gibi düşünürüz her daim. İçimizde bir barış vardır. Bu duygu bizi sürekli barış içinde olduğumuza inandırır. Bombalar altında bile bir barış taşırız içimizde. Bu barış kendimizin kurduğu bir barış mıdır o ayrı bir sorun. Yüreklerin barış aradığı yerde başkaları olabilir mi. Bu nedenle insan kendini 'barışsever' bile ilan eder. İçimizde değil mi bu barış. Neredeyse doğal dürtülerimizden biridir bu haliyle.
|
İçimizin saf, hoşgörülü ve yaşayarak yaratıcısı. Ancak bu barış bize muhalefet de olabilir. Bizi bize karşı kışkırtabilir. Böyle bir an barış anı mıdır. Barışın karşıtı savaş mıdır. İçimizdeki yaratıcılığı boğan hangisidir acaba.
Tarihin bize anlatılabilen yüzlerce yıllık serüveni içinde bir şey var dikkatimizi çeken. O da barışın dışarı topraklar üzerinde yapılabileceğidir ancak. Bizim topraklarımızda barış zaten kendiliğinden bir haldir. Yani doğaldır. Biz barış çocuklarıyız! Kiminin doğuştan asker olduğuna inanması ayrı bir kandırılmışlık tabii ki.
Öyle büyük bir barışın çocukları olunur da, başkaları için burnumuzdan kıl aldırır mıyız. Yüreğimiz insanlığa yeter. Yetmezse bileğimiz. O da yetmezse tek tek kırılma ile… Barış konuşuyorduk sanırım. Savaş değil. Sarıyorum geriye o halde.
İçimizdeki savaşı durdurabilmek için nice can vermeye hazırız. Biz yaşadığımız sürece bu topraklar bölünemez. Ancak sömürülebilir. 'Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine' şiarı bu sömürü için geçerlidir ancak. Paranın kardeşiyiz biz. Bizi satın alacak paranın. Mümkün olan en iyi strateji budur bizim için. Bizim barış ajandamızda bunlar yazılıdır. Daha da sarıyorum…
Lozan Antlaşması'ndan önce; Türk ve Kürt halkı, Lozan Antlaşmasından sonra; Türk halkı. Bu böyle biline. Kim ki barışımızı bozmaya kalkar, satın aldığımız demokrasimizle ezeriz onları. Bu ülkede herkes savaşlara karşı, bu nedenle birlik ve bütünlük içindeyiz. Bizim verecek avuç toprağımız yok. Kimsenin de gücü yetmez. Barış için savaşmak gerektiğinde de hazırız. Hepimiz bayrak renginde kanlarımızı Genelkurmaya göndermeye de hazırız -gerçi ben göndermeyeceğim, saklayacağım. Çünkü bunun için ağlama seremonileri düzenleyenler oluyormuş-. Yeter ki istenmeye devam etsin, barış için. Barış adıyla sanıyla sadece bir slogan değildir bizim için. Sürekli eylem ve varolma koşulumuzdur. Mutluluk kaynağımızdır hatta. Biz bunun üzerine kurulmuş bir ceddin çocuklarıyız. Cermen ırkları gibi talanımız, yıkmışlığımız bilinmez.
Biz iç huzurumuz için aktif barışçıyız. Savaşçıyız mı demek gerek acaba. En vazgeçilmez olan şey nedir bizim için. Tabii ki barış. İç savaş koşullarını tetikleyen hiçbir gerekçe, barışımızı bozamaz. Küçük bir olasılık da olsa savaşın gerekçesini oluşturan her şeyi ortadan kaldıracak gücümüz var. Topumuz, tüfeğimiz, askerimiz gerekirse halkımız. O da yetmezse kiraladığımız uçaklarımız ve stratejik ortaklarımız var. Onlar bizden daha büyük hedefler için çıkmışlardır yola; dünyanın sömürülmesi. Yok yok barışı. Hangisi olduğu gün gün ölümlerle, katliamlarla ortada. Kimse yanılmasın bunun adı barış. Bu ortaklığımız barış anlayışlarımızda da stratejik ajandalarımızı oluşturmamıza yardım ediyor.
Ancak bizim geleceğimizi oluşturacağımız gerçek barışın bu anlayışlarla bir ilgisi yok. Barış hayatın, adaletin ve vicdanın kurallarıyla yaşanır. Yoksa bencilikler, etnik çıkarlar ve güçlü olmalar üzerine kurulmuş bir süreç değildir. Barışın kurumsal bir işleyişi vardır. Zora dayanmayı ve ikna edilmemeyi reddeder. Bu nedenle narin bir durumdur. Ancak uygulanamaz değildir. Nasıl ki savaş kazan- kaybet formülüyse, barış da kazan-kazan formülüdür.
Bu formülün ilk uygulanabilme hareketini -savaş diliyle konuşursak- ajandalarımıza, barış için nasıl bir strateji, politika oluşturacağımızı toplum olarak yazmamız ve adım atmamızla başlatabiliriz. Bu, ortalıkta dolanan negatif enerjinin azaltılması için önemlidir. Yoksa kinetik enerji dediğimiz yararlı ve kullanılabilir, verimli enerjiyi elde edemeyiz. Bunun çözüm hamlesini bataklığa bomba atarak kurutacağınızı düşünürseniz, en ilkel ve barışa gitmeyen yolu süreklileştirirsiniz. Barış için s/ilaha bütçe ayırırsanız olmaz. Ancak iyi bir analizle işe başlarsanız ve bütçenizi barışın kullanım/yaşam alanlarını genişletmek için hareketlendirirseniz bir doğru adım açmış olursunuz.
Bu adımda yalnız olmadığınızı da bilmelisiniz. Örneğin Türkiye Barış Meclisi bir adımdır ve analizi şöyledir -tabi silahlar susup, bu önerileri bir kabul yeri olursa-; "Birlikte yaşama iradesinin bir ifadesi olarak; dışlayıcı tanımlardan ayıklanmış bir ortak siyasal kimliğin oluşmasını sağlayacak şekilde bütün yurttaşların hukuksal eşitliğini ve özgürlüğünü güvence altına alan ve onları eşit haklar ve sorumluluklar ile donatan yeni bir anayasa hazırlanmalıdır."
Şimdi bu hedef barışın şanına yakışır bir adım değil midir. İkinci adım; "Barış dilde başlatılmalı; ötekileştirici, yabancılaştırıcı ve düşmanlaştırıcı tüm söylemler terk edilmeli, siyasetin dili, şiddete yol açan ayrımcılıktan ve milliyetçilikten arındırılmalıdır. Siyasette soy mensubiyetine dayandırılan milliyetçi söylem ve özcü yaklaşımlar, karşıtını da doğurmakta, yurttaşlar arasındaki güven ve birlik ortamının oluşmasına zarar vermektedir." Devletin dili -silahlı, seçilmiş- bunun tersi ne yazık ki. Yukarıdaki kurguya göre sistem bir kere kendisine yabancı. Kendine yabancı olan halkına ve yaşanan topraklara yabancı demektir. Bu yasaklı ve kötü yönetilen veya yönettirilen bir sistem demektir.
Kalıcı bir barışın peşindeysek, can damarlarımızda akan kanın durmasını sağlamalıyız. Tabii savaş ve küreselleşme el ele yürüyor. Önce bunun bilincinde olmalıyız. Medya manyağı ve inanırı bir toplum olmaktan kurtularak yola dizilmeliyiz. Silah kördür, medya körleştirir. Bunların peşinden gidenler daha çok Yemen türküleri söylüyor olacaklar. Kapılıp gitmemek için bu savaş medyasına ve partilerine, önce onların demokrasisine inanmamak gerek. Barışın altyapısının daha da azalmasına artık fırsat verilmemeli. Susmak buna hizmet etmez. Susmak tarafsızlık değildir. Taraf kalmaktır, savaşanlar cephesinde çürümektir.
Hasan Harmancı hasan.harmanci@hotmail.com
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|