|

6 Kasım 2006 19:04
Alevi Bektaşi Federasyonu'ndaki tartışmaları bir süredir çeşitli kaynaklardan izlemekteyiz. Internet sitelerinde ve yazılı basında gündeme gelen tartışmalarla ilgili olarak, merak ettiklerimizi Alevi Bektaşi Federasyonu'nun en yetkili isimlerinden genel sekreter Fevzi Gümüş'e sorduk. Fevzi Bey sorularımızı içtenlikle yanıtladı.
Öncelikle merhabalar Sayın Gümüş. Bir süredir ABF'deki bazı tartışmalar hakkında çeşitli kaynaklardan yazılar okumaktayız. Son olarak Serçeşme Dergisi'nde yayınlanan röportajları takip ettik. Sitemiz ziyaretçilerine vereceğiniz bilgiler için teşekkür ederiz. TÜRKÜLERİN SESİ: Serçeşme'deki röportajlardan Selahattin Özel'in röportajı dikkat çekiyor. Özel'in röportajındaki açıklığı sorunların çözümü adına “işlevli” mi görmektesiniz, yoksa bu tarz ABF'nin kurumsal kimliğini yıpratır mı? FEVZİ GÜMÜŞ: Sayın Özel, Serçeşme Dergisine maalesef Alevi Örgütlenmesi açısından talihsiz beyanatlarda bulunmuştur. Bu türden bir yaklaşımların ve sözlerin ABF’de yaşanan gelişmelere ve Alevi Örgütlenmesinin geleceğine katkı sunacağına inanmıyorum. Sonuçta ABF, emek verip geleceğe taşımayı görev bildiğimiz bir örgütlenmedir. Bunu ABF’ye sahip çıkan herkesle birlik ve beraberlik içinde yapmak gerekmektedir. ABF kendisine sahip çıkan herkesin örgütlenmesidir. ABF’de birileri ‘ev sahibi’, birileri ‘misafir’ değildir. Bu türden yaklaşımlar kimden gelirse gelsin ABF’ye zarar vermektedir. ABF’nin sorunları hepimizin sorunlarıdır.
ABF’de yaşananları kişiler üzerinden değerlendirerek çözemeyiz. Bunu yapmak sorunu doğru kavramamak anlamına geldiği için tehlikelidir. Açıklığı, ABF’nin geldiği noktada çıkmazlarını doğru teorize ederek sağlamamız ve bunu da geleceğimize çözüm üretecek argümanlarla ortaya koymalıyız. TÜRKÜLERİN SESİ: Özel'in röportajında Atilla Erden'e ve Kazım Genç'e yönelik eleştiriler dikkat çekmekte. İsim verilerek bir kanat”tan söz ediliyor. ABF içinde bir bölünmeden söz ediliyor. Açıkçası ziyaretçilerimiz bu kanatları merak etmekte. Kimdir bu kanatlar? Kimler hangi tarafta yer almaktadır? Bu fikir ayrılığı içinde ABF'deki son yönetim değişikliğine bakarak bir yanda siz, Ali Kenanoğlu, Atilla Erden ve Kazım Genç gibi isimlerin; diğer yanda da Selahattin Özel, Tekin Özdil gibi isimlerin yer aldığını söyleyebilir miyiz? FEVZİ GÜMÜŞ: Sayın Özel, olayları ve olguları konuşsa ve bunlar üzerinden bir yönelim farklılığına işaret etse bence daha doğru yapardı. ABF Türkiye’de yılların mücadele süzgecinden geçerek bu günlere gelmiştir. ABF Alevilerin köyden kente göçü ile artık ifadesi kaçınılmaz olan sorunlarının 1960 yıllardan itibaren örgütlenmeye dönüşmüş birikiminin geldiği en üst örgütlenmedir. Bu kadar uzun bir örgütlenme tarihinde her birimiz sadece bir noktayı temsil edebiliriz ancak. 1995 yılından itibaren bir parçası olduğum bu örgütlenmede kendimi hala böyle görüyor ve böyle değerlendiriyorum. ABF içinde görev yapmış, yapan, yapacak olan herkesin de kendini böyle görmesinin doğru olduğunu düşünüyorum. Hiç kimse kendini Alevi Örgütlenmesinin merkezi olarak görmemelidir. Bu türden bir yaklaşım örgütlenmemize zerre kadar emek vermiş arkadaşımıza da yıllarını vermiş arkadaşımıza da büyük haksızlık olacaktır. Daha 1998 yılında birlik ve beraberliğin sağlanamadığı, birlik ve beraberliğin sağlanması için verilen büyük çabalarda küçük engellerin olduğu günleri hatırlıyorum. Geldiğimiz noktayı bu bakımdan çok önemsiyorum. Bırakalım örgütsel bir form altında yan yana gelmeyi, ortak iş ve etkinlik yapmakta, toplantılar düzenlemekte çok büyük engellerle karşılaşıyor ve Alevi toplumundan gelen ‘beraber olun’ baskısı karşısında çaresiz kalıyorduk. 1998 yılından sonra bu güne gelmemizde adını anmamız gereken çok değerli ağabeylerimiz, yol arkadaşlarımız vardır. Bunların başında hiç şüphesiz kendisini saygı ile anmamız gereken Ali Doğan gelir. O yaşında, 25-30 yaşlarında olan bizlere gösterdiği tahammül birlik ve beraberliğin en kayda değer harcı olmuştur. Genç yaşına rağmen heyecanlı ve yapıcı tutumu ile PSAKD Önceki Başkanlarından Necati Yılmaz’ı anmamadan geçmemek gerekiyor. Bilgili ve inatçı yapısı ile PSAKD Önceki Başkanlarından Ali Balkız’ı anmadan geçmemek gerekiyor. Yine yazar ve aydın kimliğini örgütsel potada eritmeyi becerebilen Ali Yıldırım, Sanatçı Arif Sağ birlik yolunda çok önemli emeği geçen ve bir çırpıda adı aklıma gelen isimlerdir. Hiç şüphesiz Sayın Atilla Erden ve Sayın Kazım Genç de kendi genel başkanlıkları döneminde özellikle birliğin sağlanmasında çok önemli katkılar sundular. Daha adını anmak isteyeceğimiz onlarca isimlerin katkısı hiç yadırganamaz. Bu çabaları sıcağı sıcağına yaşayan arkadaşlar bakımından ABF ve onda kristalize olan Alevi Örgütlenmesinin birlik fikri ve yürüyüşü halen heyecan vermektedir. Meseleye böyle bakmak gerekir. Ben bu birlik ve beraberlik heyecanını yaşayan ve önemseyen arkadaşlarla, ABF’nin sözcülüğünü yaptığı siyasi taleplerin gerçekleştirilmesinin mümkün ve olanaklı olduğunu düşünenlerdenim. Böylesi bir bakış açısı ile ABF’deki gelişmeleri değerlendirdiğimizde, Alevilerin örgütsel forum içinde ifade edilecek, çözümü amaçlanacak sorunları bellidir. Kişisel çekişmeler, toplumsal olaylar ve olgular ile örgütsel ihtiyaçlar karşısında eni sonu mahkûm olurlar. ABF içinde bir bölünme yoktur ve buna kimse izin vermez. Tehlikeli olan örgütsel bölünmedir. ABF kendisini örgütsel bölünmeye götürecek kişisel yaklaşımları ve söylemleri aşarak doğru bir iradeyi açığa çıkarmıştır ve çıkarmaya da devam edecektir. Kişisel çelişkilerin örgütsel çelişkiye dönüştürüldüğü, kişisel ilişkilerin örgütsel ilişkilerin önüne geçirildiği dönemler geri de kalmıştır, kalmalıdır da. TÜRKÜLERİN SESİ: Genelde sorularımızı yönelttiğimiz kişilere Serçeşme'deki Ulusalcı/Avrupacı iddiasını sorduk. Fakat siz dergideki röportajda bu durumu açıkça reddetmişsiniz. Ama “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” gibi yaklaşırsak konuya; böyle bir ayrım fikrine insanlar nasıl ulaşmış olabilir? Eğer gerçekten böyle bir “kutuplaşma” yok ise, gerçek kutuplaşma bu şekilde “perdelenmek” mi istendi? FEVZİ GÜMÜŞ: ABF de geçmiş dönem yönetimlerden bu güne homojen bir AB karşıtlığı veya yandaşlığı hiçbir zaman olmamıştır. ABF deki son gelişmelerde yönetim kurulu üyelerinin ayrışmasına gruplaşma dense bile, bunun ideolojik ve siyasi ekseni AB Sürecine ilişkin bakış açıları değildir. AB Sürecine karşı düşünceler Aleviler içinde her daim olmuştur ancak bunda bir netlik olmamıştır. ABF ve Alevileri örgütleri için AB’ye tam destekçi veya AB karşıtı gibi bir keskinlik zaten hiçbir zaman olmamıştır. Bütün örgütlenmeler içinde her iki kesimden de üyeler yer almaktadır. Ancak belirtmek gerekirse, genel eğilim olarak AB konusunda lehte görüşler daha fazladır ki, kişisel olarak ben de Türkiye’nin AB üyeliğini savunmaktayım. Bu iddia öyle sanıyorum ki, üsluptan kaynaklanan kimi sorunların üzerini örtme ve ayrışmayı siyasi zemine çekme amacıyla ortaya atılmaktadır. Kuruluşundan beri ABF Yönetim Kurulu üyesiyim ve bu süreçte defalarca AB temsilcileriyle görüşmeler yapan heyetler içinde yer aldım. AB karşıtı olarak lanse edilmeye çalışılan grubun her bir üyesi diplomatik sınırları dikkate almış ve bu görüşmeler konusunda karşı bir duruş sergilememiştir. AB konusunu maalesef ABF içindeki bazı arkadaşlar kılıf olarak kullanıp; buradan sonuç çıkarmaya çalışmaktadırlar ve belli ki kamuoyunu da bu konuda yanlış bir bilgilendirmektedirler. TÜRKÜLERİN SESİ: Gene görüş ayrılıkları noktasında Hubyar sorunundan söz ediliyor. Size bu konuda daha önce de sorular yöneltmiştik. Hubyar'ın ABF üzerindeki etkisi nedir? Ortada kesinlikle bir sorun olduğu gözlemlenmekte. Fakat Hubyar sorunu ABF'deki diğer sorunların bir tuzu biberi midir, yoksa tartışmaların temel konularından biri midir? FEVZİ GÜMÜŞ: Hubyar konusu Alevi kamuoyunun gündemine yaklaşık iki yıl kadar evvel geldi. O tarihte de ABF de yönetim kurulu üyesi olmam sebebiyle konuyla ilgilenmek ve bilgilenmek amacı ile kimi görüşmelerde bulundum. ABF üyesi Hubyar Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu ABF’nin Yönetim Kurulu üyesi olması sebebiyle, bu konunun daha çok bir tarafını dinleme imkanı bulduğumuz bir süreci olduğunu itiraf etmeliyim. Bu süreci de doğal saymak lazım. Taraflar bu süreçte zaman zaman yönetici arkadaşların gayri resmi girişimleri ile bir araya getirilerek üslup ve sorunun karşılıklı diyalog içinde çözümü konusunda uyarıldılar.Örneğin hubyar.org’daki bir taraf aleyhine olan kırıcı ifadelerin çıkarılması vs. türünden mutabakatların sağlandığını hatırlıyorum. Ne var ki, sorunun bu türden indirgemeci yaklaşımlarla çözülemeyecek kadar kapsamlı çok boyutlu olduğu zamanla daha çok hissedilir oldu. Çünkü sorun Ali Kenanoğlu ve Hıdır Temel arasındaki bir sorun olmanın ötesinde başka düzlemleri ve aktörleri de içinde barındırıyordu. 2005 yılı Ağustos ayında tarafların ciddi olarak gerginlik yaşaması ve tarafların yada taraflardan birinin talepleri üzerine, ABF’nin iki taraflı bir çözüm girişimi oldu. Bu toplantı Hıdır Temel tarafının yapmış olduğu Hubyar Anma etkinliğinden hemen sonra yapılmıştı. Dönemin Genel Sekreteri Atilla Erden başkanlığında ABF yönetimi toplantısına iki taraf çağırıldı. Toplantıya ABF yönetim kurulu üyesi olmayan kimi alevi örgüt yöneticileri de katılmıştı. Hıdır Temel ve Kardeşi ile Ali Kenanoğlu’nun yanı sıra bu gün Hubyar Vakfının Başkanı olan Cemal Çoşkun da tarafları temsilen toplantıya katılmıştı. Bu toplantıda çözüm konusunda bir araya getirilen taraflar birlikte yönetim kurulu toplantısına katılmayı dahi reddederek, ayrı ayrı bilgilendirme yaptılar. Sanırsam bunu Hıdır Temeller istememişti. Yine bu toplantıda Ali Kenanoğlu ve Cemal Çoşkun tarafı ABF’nin hakemliğini kabul ettiklerini her türden kararını kabul ettiklerini söylemişler, Hıdır Temel tarafı ise toplantıya ABF’nin sorunu çözmesi için gelmediklerini, Babaları Mustafa Temel'in selamını getirdiklerini ve ABF yi bilgilendirmek için geldiklerini söylemişler, bunun üzerine de yönetim kurulundaki arkadaşlarda toplantının sonuçsuz kalmaya mahkum olması nedeniyle gereksizliğine vurgu yapan konuşmalar yapmış, Hubyar Anma etkinliğine ABF’nin resmi olarak davet edilmemesinden kaynaklı kimi eleştiriler ifade edilerek, tarafların iyi niyetli ve kırıp dökmeden ilişkilerini sürdürmeleri temenni edilerek toplantı sona ermiş ve bir çözüm sağlanamamıştı. Aradan 8 ay kadar zaman geçtikten ve Hıdır Temelin ABF yöneticisi olması ile Hubyar sorunu bir kez daha ABF gündemine geldi. Ancak bu kez çözümüne yönelik çabalardan ziyade, AABF Genel Başkanının ve Hıdır Temel’in peşin hükümlü bir tarzla Ali Kenanoğlu’nun ABF den ve alevi örgütlenmesinden tasfiye edilmesi istemleri ön plana çıktı. ABF yönetim kurulu doğal olarak bu türden bir istemi ağırlıklı eğilim olarak reddetmesi nedeniyle bu durum ABF içinde ve ABF ile yurtdışı örgütlenmesi arasında gerginlikler yarattı. Çünkü AABF Genel Başkanının ve Hıdır Temel’in, Ali Kenanoğlu’nun ABF den ve alevi örgütlenmesinden tasfiye edilmesi istemine Sayın Selahattin Özel ve bir bölüm yönetim kurulu üyeleri destek vermişlerdi. Öte yandan bu noktada sorundan kaçmanın çözüm olmadığına inanan kimi iyi niyetli çabalar geliştirilmek istendi, örneğin örgüt başkanları yazarlar ve Veliyettin Ulusoy’dan oluşan heyetle yada iki tarafın da kabul edeceği ortak bir irade ile çözümü çabaları oldu. Ne var ki, bu iyi niyetli çabalarda tarafların ya da bir tarafın reddetmesi sonucunda sonuç vermedi. Bütün bu gelişmeler üzerine ağırlıklı hubyar gündemli bir ABF yönetim kurulu toplantısında ' Hubyar Sorununda tarafların kabul etmesi durumunda hakem olunması, hakemlik ve hakemlik çabalarının ötesinde soruna tarafsız kalınması' yönünde oybirliği ile çok açık karar alındı. Bu yıl Hubyar Tekkesinin bulunduğu Almus’da iki etkinlik yapıldı. Birincisi 15 Temmuz 2006’da Ali Kenanoğlu ve Cemal Çoşkun çevresi tarafından, ikincisi 30 Temmuz 2006’da Hıdır Temel çevresi tarafından organize edildi. ABF olarak her iki etkinliğe de ' Hubyar Sorununda tarafların kabul etmesi durumunda hakem olunması, hakemlik çabalarının ötesinde soruna tarafsız kalınması' yönündeki kararımız uyarınca mesafeli durulması ifade edilmişti, çünkü çözüm bir tarafından yanında durmak ve görünmekle sağlanmayacak bir boyuttaydı. ABF olarak bağlı derneğimiz olan Hubyar Alevi Kültür Derneği tarafından organize edilmiş olmasına ve Genel Başkan Yardımcımızın da içinde bulunduğu 15 Temmuz etkinliğine katılmayarak ve destek olmayarak yönetim kurulu kararımız ve eğilimimiz uygulanmıştır. Ne var ki, 30 Temmuz etkinliğine, Genel Başkan sıfatı ile Sayın Selahattin Özel’in ve bir yönetim kurulu üyemizin, yönetim kurulu kararımızı yok sayarak kişisel inisiyatiflerini kullanarak katılması, ABF'nin Hubyar Sorunundaki pozisyonunu tartışmalı hale getirmiştir. Geldiğimiz nokta Hubyar Sorunun ABF ve Alevi Örgütlenmesi için bir gerginlik yaratmaya devam etmesidir. Hubyar konusunun esasının ise çok daha karışık ve karmaşık olduğu, dahası tarihsel ve güncel arka planlarının bulunduğunu, bu anlamda da hepimizin daha çok bilgilenmeye ve bilgilendirilmeye ihtiyaç duyduğumuz çok açıktır. Geldiğimiz noktada Hubyar Sorununda ABF’nin pozisyonunu gözden geçirmeye de ihtiyaç vardır. Çünkü bu sorundan kaçmak ABF yi ve alevi hareketini rahatlatmamakta aksine yeni sorunların uç vermesine, sorunun daha da karışık ve karmaşık hale gelmesine sebep olmaktadır. TÜRKÜLERİN SESİ: Burada bir noktayı daha merak etmekteyiz. Serçeşme Dergisi'nde Atilla Erden'in de AABF ile ilgili bazı açıklamaları var. Genel bir gözleme dayalı olarak da kafamızda AABF-ABF ilişkisi ile ilgili bir soru oluştu. AABF'nin ABF üzerindeki etkisi nedir? Bir müdahil olma” durumu söz konusu mudur? Ya da AABF en azından ABF içindeki tartışmalarda taraf olmakta mıdır? FEVZİ GÜMÜŞ: Ben ve şu an kongre sürecinde birlikte hareket ettiğimiz grup, Alevilerin kültürel ve siyasi sorunlarının çözümünde, Alevi kimliğinin kabul edilmesinde Türkiye ve Avrupa örgütlenmesini bir bütün görmektedir. Alevi örgütlülüğünü, Avrupa veya Türkiye kanadı şeklinde kategorize etmek, Alevi örgütlenmesini ve gücünü coğrafi sınırları esas alarak ayırmak doğru bir yaklaşım değildir. Bu yaklaşım Türkiye’deki kadrolar açısından benimsenen, savunulan bir pratik olmamıştır. Bizler Türkiye ve Avrupa’daki federasyonu bir bütünün parçası görüyor; geçmişteki pratiklerimizi de bu savımızın kanıtı olarak gösteriyoruz. Pratiğimiz ve söylemlerimiz her zaman, Alevilerin gücünü birleştirmeye dönük olmuştur. Kurumlar arasında Aleviliğin kendisinde var olan musahiplik ilişkisine önem veriyoruz; ancak zaman zaman bu ilişkinin üsluptan kaynaklanan sorunlarla zedelendiğini düşünüyoruz. Amaçları ve yürüdüğü yolları aynı olan kurumların birbirleriyle ilişkilerinde karşılıklı hak ve hukuka uygun davranması, eşit ilişki kurması önemlidir. Kurumların iradelerine saygı, her şeyden önce Aleviliğin gereğidir. Ancak üzülerek belirtmek gerekirse zaman zaman AABF, Türkiye ABF’si üzerinde daha fazla etkili olma, Türkiye ABF’si içindeki tartışmalarda taraf olma durumuna düşmektedir. İlişkiyi karışık ve karmaşık bir hale getiren bir nokta da, bu durumu Türkiye ABF sinde etkili olmak isteyen bazı arkadaşlar açıkça istemekte ve AABF'yi kendileri için taraf olmaya davet etmektedirler. Zaman zaman bu durunum üsluptan da kaynaklı olarak ABF’yi Avrupa örgütlenmesinin müsahibi, partneri olarak görme yerine şubesi gibi görmesine uç verecek pratiklere ve eğilimlere dönüşmektedir. Bu durum ise örgütsel iradelere saygı, kurumlar arası musahiplik ilişkisine ve dahası ortak karar, ortak eylem ilkesine uygun düşmemektedir. Su akar yatağını bulur. Kurumlar arasındaki ilişkilerde üsluptan kaynaklanan kimi yanlışlıkların zaman içinde doğru potada eritileceğine inanmamız için bir engel yok. ABF içinde yaşanan ayrışma, Alevi Örgütlenmesinin mücadele içinde açığa çıkardığı değerli kadroların, örgütsel yönelim ve iş yapış tarzından kaynaklı yaşadığı dönemsel bir ayrışmadır ve Alevilerin siyasi taleplerinin gerçekleştirilmesi mücadelesinde eni sonu doğru kanalda buluşmayı başarır. Böylesi bir gerçekliğe, kimden gelirse gelsin, ‘taraf olmayan bertaraf olur’ türünden radikal İslamcı hareketin söylemeleriyle veya Aleviliğin edep ve erkânına, yol arkadaşlığına yakışmayan ‘hakarete ve küfüre’ varan sözlerle yaklaşmak yanlıştan da öte ayıptır. Kurumların iradelerine saygı, her şeyden önce Aleviliğin gereğidir. Aleviliğin gereğini yerine getirmek ise, hepimizin görevidir. Teşekkür eder, başarılar dileriz.
(BG Editör: admin)
ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Sitemizde yayınlanan tüm yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Herhangi bir başvuruda, bu yorumları yazanlara dair her türlü bilgi, adli mercilere ulaştırılacak, gerekli hukuki önlemlerin
alınmasına yardımcı olunacaktır. Editörlerimiz; hukuk veya ahlak dışı mesajları yayından kaldırabilir; sorumluların
saklı tutulan bilgilerini hukuk danışmanı aracılığıyla adli kurumlara iletir.
Haber Yorumları (2 adet)
çağlar
|
|
|
| BİR OLALIM,DİRİ OLALIM.BİRBİRİMİZE SAHİP ÇIKALIM.YAKILDIK AMA YIKILMADIK,ARKAMIZDAN VURULDUK AMA VURMADIK.BİZİ ARTIK GÖRMEYİ KABULLENMEK İSTEMEYENLER GÖZLERİNİ İYİ AÇSIN.SANDIK BAŞINDA KİME OY VERDİKLERİNE İYİ BAKSINLAR.AMERİKA MANDASI OLDUĞUMUZUN FARKINA VARSINLAR. |
| 15.11.2006 11:42:16 |
azat
|
|
DOĞRU TESPİT.
|
| FEVZİ BAŞKANIN HUBYAR KONUSUNDA VE DİĞER KONULARDAKİ TESPİTLERİNE KATILIYORUM.HUBYAR KONUSUNDA HUBYAR VAKFI BAŞKANI CEMAL COŞKUN VE HUBYARLILARIN HEM ABF YE HEMDE VELİYETTİN ULUSOY YA KAYITSIZ KOŞULSUZ İRADE BEYANINDA BULUNDUKLARINI KESİNLİKLE ALINACAK KARARI PEŞİNEN KABUL ETTİKLERİNİ HEM Hubyar org. DA HEM www.hubyarvakfi.org.tr DE OKUDUM SERÇEŞMEYE HEYET HALİNDE GİTTİKLERİNİDE OKUDUM.O ZAMAN SUYU TAŞIYANLA TESTİYİ KIRANI AYIRALIM LÜTFEN.SAYGILAR |
| 07.11.2006 01:37:58 |
|