| Çamuroğlu'nun Rolü Figüranlık |
|
| |

Yeni Harman Dergisi'nde Ali Ersin Kelleci, tanınmış Alevi yazarlardan ve aynı zamanda "2 Temmuz Projesi" ismiyle anılan müze talebinin de öncülerinden Hasan Kaya ile bir röportaj yaptı. Yeni Harman'dan aktarıyoruz:
11 Ağustos 2007 17:22
Hasan Kaya, Alevilerin ünlü isimlerinden, yazar ve şair... 1959 Erzincan doğumlu. 6 yaşında İstanbul'a göçen ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşmiş. İlk ve orta öğrenimini burada gördükten sonra siyasal nedenlerden 19 yaşında yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Kısa bir süreliğine başlayan yurtdışı serüveni, 12 Eylül darbesi ile kalıcılığa dönüştü. "Benim kuşağımdan yurtdışına çıkanların hepsi değilse de büyük bir çoğunluğu siyasi nedenlerden dolayı çıkmıştır. Ben de onlardan biri olarak yurtdışına çıktım" diyor. İsviçre'de yayınlanan ilk Türkçe gazetelerin yayın hayatına girmesinde katkısı oldu. O, uzak bir diyarda kendince sürgün, kendince göçmen bir hayatın unsuru olarak dikiliyor hayatın karşısına. Ülkemizin içinden geçtiği bol fırtınalı yıllarda soluğu yurt dışında alanlardan biri Hasan Kaya.
O her daim, içinde Anadolu sevgisini ve özlemini son zerresine kadar taşıyanlardan biri. Bugüne kadar hayata kazandırdığı 4 kitabı olan yazar ve şair Hasan Kaya, ufukta 2 kitabının daha olduğunu müjdeliyor bizlere. Aynı zamanda Alevi dünyasının hatırı sayılır isimlerinden biri olan kendisi ile edebiyatı, üretimlerini, Aleviliği ve Alevileri konuştuk. Çok sıcak ve samimiyet dolu bir röportaj oldu.
Eminim, siz de o samimiyeti ve sıcaklığı hissedeceksiniz. Söz konusu kişi Hasan Kaya olursa bunun tersi düşünülemez bile. Buyrun...
Ali Ersin Kelleci
— Hasan Kaya kimdir? Okurlarımıza kendinizi tanıtır mısınız?
Mart 1959 Erzincan doğumluyum. 6 yaşımda İstanbul’a göçen ailemle birlikte İstanbul’a yerleştik. İlk ve ortaöğrenimimi burada gördükten sonra 19 yaşımda yurtdışına çıkmak zorunda kaldım. Kısa bir süreliğine başlayan yurtdışı serüvenim 12 Eylül darbesi ile kalıcılığa dönüştü.
Değişik işlerde çalışarak yaşamımı kazanmanın yanı sıra değişik sosyal aktiveler içinde oldum. İsviçre’de yayınlanan ilk Türkçe gazetelerin yayın hayata girmesinde katkım oldu. Bu uğraş ile gazeteciliğe amatör olarak başlarken yazın hayatım da resmen başlamış oldu.
— 20’li yaşlarınızın başında İsviçre'ye yerleşiyorsunuz. Bu mekan değişikliğinin sebepleri nelerdi? Ekonomik ya da politik bir muhtevası var mı bunun?
Benim kuşağımdan yurtdışına çıkanların neredeyse hepsi değilse de büyük bir çoğunluğu siyasi nedenlerden dolayı çıkmıştır. Ben de onlardan biri olarak yurtdışına çıktım.
— Yazar ve şair yönü ağır basan bir kişisiniz. Sizi edebiyata yönlendiren etkenler nelerdir? Edebi bir şeyler üretebilme ihtiyacını neye bağlı olarak duydunuz?
Edebiyat olan ilgimin çocukluğuma kadar uzandığını söylemek sanırım çok klasik olacak ama öyle. Çocukluğumda dinlediğim masallar ve destanların bunda çok büyük bir payı var. Ve sanırım en büyük etki de, daha yirmili yaşlara gelmeden değişik üç coğrafya, dil ve kültür içinde yaşamış olmanın sonucu diye düşünüyorum. Dinlediklerim, yaşadıklarım ve okumalarımla söyleyecek sözün şekillenmesi bazen kısa öyküler veya şiir olarak dışa vurdu…
— Bugüne kadar kaç kitap yazdınız?
Basılmış dört kitabım var. Bunlardan biri 3 baskı yaptı. Ama henüz gün yüzüne çıkmayı bekleyenler de var.
— İsimleri nedir bunların?
Bir Başka Gözle Alevilik Kızılbaşlık, Göç Yolları, Ecelsiz Ölümlere Yaz Beni ve ilk şiir kitabım olan Yalnızlık Türküsü.
— Eserleriniz çok geniş bir yelpazeye sahip. Araştırma, deneme ve şiir türü üzerinde yükselmiş genel olarak. Bu farklılık bilinçli bir tercih mi?
Hayır, bu bilinçli bir tercih değil. Türkiye’de yazmak isteyen biri bazen hiç hesapta olmayan konularda yazmak zorunda kalıyor. Benim de kitaplarımın yazılıp yayınlanmasını, daha çok benim dışımdaki gelişmeler belirledi. Yalnızlık Türküsü ve Ecelsiz Ölümlere Yaz Beni adlı şiir kitaplarım dışındaki kitaplarım araştırma içerikli. Göç Yolları benim de içinde yaşadığım göçmenlerin sorunlarını ele alan ve genel olarak dünyada ve Türkiye den göçün nedenlerini irdelemeye çalışırken, yurtdışında yaşayan Türkiyelilerin karşılaştıkları sorunları ve yaşamları üzerine bir resim çekmeyi hedefliyor. Alevilik ile ilgili çalışmam en çok ilgi gören kitabım oldu. Bu kitapla, Alevilik üzerine yapılmış onlarca çalışmada, kimi kasıtlı kimi konuyu bilmemekten kaynaklanan hata ve çarpıtmaları gözler önüne sererken, konuya nasıl yaklaşılması gerektiğini, Alevliğin ne olduğunu ve nasıl ele alınması gerektiğini ortaya koymaya çalıştım.
— Edebiyat yanında ne işle meşgulsünüz?
Yazım dışında asıl yaptığım ve geçimimi kazandığım iş fabrika işçiliği. Yazarlık ve gazetecilik, bu işimden arta kalan zamanlarda yapabildiğim bir uğraş alanım. İşim doğrusu uykularımdan çalarak yazdım, yazmaya devam ediyorum.
— Bileğinizi ve zihninizi birlikte çalıştırıyorsunuz yani...
Evet, biraz öyle…
— Alevi dünyasının da hatırı sayılır isimlerinden birisiniz. 2 Temmuz 1993'te yaşanan katliam nedeniyle Madımak Oteli'nin müzeye dönüştürülmesi kampanyasını siz başlatmıştınız yanılmıyorsam, anlatabilir misiniz bu süreci?
2 Temmuz 2004 yılına gelindiğinde, Madımak yangını ile yaşanan acıların küllenmeye başladığını, Madımak anmalarının küçük topluluklar ile gerçekleştiğini gördük. 2004 yılında Sivas’a giden, Madımak önünde olanların sayısı 30 kişi bile değildi. Bunun üzerine başlattığımız imza kampanyası ile yeniden canlandı. Benim ve arkadaşlarımın yaptığı, belleğimizi tazelemekten başka bir şey değildi. Başlattığımız imza kampanyası ile aslında demokratik kitle örgütleri ve Alevi kuruluşları olaya sahip çıkarak önce 2005 de 3 bin kişinin Madımak Oteli’nin önünde toplanmasını sağladık. Ardından 2006 da bu sayı 10 bini buldu. Bu sene de artarak, anmalar Türkiye geneline yayıldı. Öncelikle şunu söylemek gerekir. Madımak Yangını salt Alevileri ilgilendiren bir konu değil ve olmamalıdır. Türkiye de yaşayan ve vicdan sahibi olan herkesi yakından ilgilendiren bir konudur diye düşünüyorum.
Madımak Oteli’nin müze olması konusunda benden önce yazıp çizen birkaç aydınımız oldu. Bu çok doğru ve çok yerinde bir istemdi. Ancak bu söylem hiçbir zaman bir eyleme dönüşmedi, dönüştürülemedi. Birileri zaman içinde bu acının unutulacağını bekledi. Aslında haksız da değillerdi. Daha önce de böyle olmamış mıydı? Maraş, Çorum, Malatya unutulduysa Madımak neden unutulmasın ki?
.
— Alevilerin ve Aleviliğin sıkça tartışıldığı bir döneme girdik birkaç yıldır. Televizyon kanallarından, gazetelere kadar çok çeşitli mecralarda masaya yatırılmaya başlandı Alevilik ve Aleviler. Siz, bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
Alevilik Türkiye’nin bir gerçeği ve tartışılması oldukça gecikmiş konularından biri diye düşünüyorum. Ancak bir konunun tartışılması sorunun kabulü veya çözülmesi için adımların atılacağı anlamına gelmiyor. Aleviliğin tartışılması konusunda da bunu yaşıyoruz. Alevilik tartışmaları daha çok dinin tartışılması ve gündelik yaşamın daha dindarlaştırılması amacına yönelik gündeme geliyor. Televizyon ve gazetelerde bize anlatılan Aleviliğin, yaşayan Alevilikle ilişkisini kurmak mümkün değil. Bu tartışmaların gelip dayandığı noktaya baktığımızda bu söylediklerimiz daha da anlam kazanıyor.
— Geçtiğimiz aylarda, Abant Platformu'nda Alevilik tartışıldı. Bugün AKP'den milletvekili adayı olan ve belki de dergimizin yayına girdiği Ağustos ayı itibariyle milletvekili olmuş olan Reha Çamuroğlu toplantının baş konuğuydu. Bu toplantıyı, toplantıda Alevilik ile ilgili söylenenleri ve Reha Çamuroğlu başta olmak üzere katılımcıları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Abant bir başlangıç olmaktan çok bir sonuçtu. Yıllar öncesinden başlayan bir çalışmanın son adımlarından biri olarak hayata geçirildi. Sonuç bildirisinde atıfta bulunulan iki toplantıdan söz ediliyordu. Biri Hollanda da, diğeri Karacaahmet’te yapılandı. Bu toplantılar ve yukarıda sözünü ettiğim gazete ve dergiler ve TV kanallarında sürdürülen tartışmalarla hazırlandı.
Amacı çok açık ve hedefi çok net; Aleviliğin asimilasyonu… Türkiye’nin yüzde 99’un Müslüman olduğunda karar kılanlar Alevileri de bunun içine almak istiyorlar.
—Peki neden?
Devlet daha çok Sünni bir geleneğe dayanıyor ve diyanet eli ile Alevileri de Sünnileştirmek istiyor diyerek kimseyi ikna etmek olanaksız. Bunun, ABD’nin Ortadoğu ve Türkiye üzerine hesapları ile doğrudan ilgisi var. Büyük Ortadoğu Projesi içinde Türkiye’ye ılımlı İslam rolünü öngörenlerin bu öngörüsünü, 20 milyona yakın Alevi kitlesine rağmen gerçekleştirme şansı olamaz. İşte bu yüzdendir ki Aleviliğin İslam içi olup olmadığı tartışmaları gündeme getirildi ve bu he fırsatta gündemde tutuldu. Bir tek cümle ile de Reha Çamuroğlu’ na değineyim. Çamuroğlu ve onun benzeri unsurların bütün bu plan içinde ne gibi bir rol üstelendiğini bilmek mümkün değil ama bu rolün, figüranlığın çok ötesinde olduğunu sanmıyorum.
— Alevilerin temel talepleri içerisinde olan; Cem evlerinin yasal statüye kavuşturulması, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın lağv edilmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması gibi istemlerin gerçekleşebilmesi ülkemiz şartlarında mümkün mü sizce?
Bunların hepsi mümkün ve yapılması çok da zor şeyler değil diye düşünüyorum. Bunun yapılabilmesinin tek koşulu, devletin laik bir cumhuriyet olma iradesini ortaya koymasıdır. Bu anlamda Cem evlerinin resmi statüsü gibi bir istemi doğru bulmuyorum. Olması gereken devletin tüm dinlere ve inançlara aynı mesafede durmasıdır. Bu olursa zaten bir çok sorunun çözülmesi de kendiliğinden mümkün olacaktır. Bu anlamda diyanetin lağvedilmesi ve din derslerinin okullardan çıkarılması gerekir…
— İktidarlar nezdinde sürekli Aleviliği yok sayma ya da olduğundan farklı gösterme güdüsü söz konusu. 'Alevilik Ali'yi sevmekse, en büyük Alevi benim' diyen Tayyip'inden, 'hepimiz müslümanız' diyen diğer iktidar sözcülerine varan geniş bir yelpaze var. Bu sözleri nasıl yorumluyorsunuz? Samimiyet ya da ucuz bir popülizm mi görüyorsunuz burada?
Devletin, hükümetlerin Aleviliği görmezden geldiği yeni değil. Bu, bütün Cumhuriyet tarihinin genel geçer politikası olmuştur. Siyasilerin sorun çözer gibi gözükmesi, Alevilere yakınlığını göstermesi, seçim dönemlerinde sıklıkla rastladığımız bir şeydir. Alevileri sevdiğini söyleyen ve onların sorunları konusunda duyarlı olduğunu ileri sürenlerin, genelde Aleviliği bilmediğini ama kendilerince bir Alevilik tanımları olduğunu görüyoruz. Aleviliği çok basit bir şekilde Ali yanlısı olarak görmek ve Ali severliğe indirgeyerek İslam içinde kabul etmek, Aleviliği hiç bilmemekle eş anlamlıdır. Kimi zaman bilmemekten, ama çoğunlukla Aleviliği İslam içinde asimile etmeye yönelik bu tür söylemlerin bazı Alevileri etkilemesi mümkün olsa da, sonuçsuz kalacağını düşünüyorum. Anadolu’nun geçmişine sahip çıkmakla eş anlamlı olan Aleviliğin, bu tür ucuz popülist söylemler karşısında ayakta kalabilecek bir iç dinamiğinin olduğuna inanıyorum
— Son sorumuzla birlikte tekrar size dönecek olursak, ufukta yeni bir kitabınız ya da farklı projeleriniz görünüyor mu?
Zaman içinde biriken ve şu an son şeklini vermekte olduğum bir öykü kitabı ile denemelerimden oluşan iki kitap hazırlığı içindeyim. Ayrıca diğer kitaplarımı, yeni baskıları için gözden geçiriyorum.
— Vermiş olduğunuz samimi cevaplar için teşekkür ederiz. Çalışmalarınızda başarılar dileriz
Ben teşekkür ederim…
Yeni Harman

(BG Editör: admin)
ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Sitemizde yayınlanan tüm yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Herhangi bir başvuruda, bu yorumları yazanlara dair her türlü bilgi, adli mercilere ulaştırılacak, gerekli hukuki önlemlerin
alınmasına yardımcı olunacaktır. Editörlerimiz; hukuk veya ahlak dışı mesajları yayından kaldırabilir; sorumluların
saklı tutulan bilgilerini hukuk danışmanı aracılığıyla adli kurumlara iletir.
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|
|
|
Haberi Değerlendirin
Bu haber için oy kullanan 55 ziyaretçimizin puan ortalaması: 2,91
|
|