|
Aleviler için önemli bir dergah olan Hubyar ile ilgili tartışmalar Alevi kamuoyunun duyduğu ama bir türlü eğilmediği bir konu. Kendi insanımız arasındaki bu soruna mahkemelerin, AKP'nin karışması bizleri rahatsız ediyor. Bu sorunun çözümünün Alevi kamuoyunun konuya müdahalesinden ve yol göstericiliğinden geçtiğini düşünüyoruz. Bu yüzden Hubyar sorunu ile ilgili bir yazı dizisine başlıyoruz.
Hubyar Dergahı’ndaki anlaşmazlık, dikkatimizi sürekli çekiyor. İki tarafı da Alevi mücadelesinin önemli noktalarında bulunan insanların birbirleri arasındaki bu sorunun Alevi toplumunun vicdanını rahatsız ettiğini düşünüyoruz. Ama nedense bu konu Alevi kamuoyunda yeterince tartışılmıyor. Bu durum bir “istismar” olgusunu da yanında getiriyor. Son günlerde işi “Alevi örgütlerine saldırmak” olan bazı kişi ve yayınları nedense bir “Hubyar merakı” sardı. Bu fırsatı veren de meşru Alevi kamuoyudur. Çünkü ortada bir sorun var. Alevi kamuoyu bu sorunu çözmezse başkalarına malzeme olur ve kendilerine karşı kullanılır. Nitekim son günlerde görevi “Alevi örgütlerine her platformda saldırmak” olan bazı grupların Hubyar sorununa karşı gösterdiği duyarlılık da “nedensiz” değildir.
Biz bu konuyu Alevi kamuoyunun tartışmasına açmak istiyoruz. Derneklerde, kurumlarda yanyana getirilmeyen, bunun için belki de yeterli çaba gösterilmeyen konunun taraflarını internet sitemizde yanyana getiriyoruz. Site olarak amacımız Alevi toplumunda belirli bir saygınlığı bulunan, Avrupa ve Türkiye’deki Alevi örgütlenmesi içinde önemli görevler almış olan tarafların arasında bir diyalog süreci başlamasıdır. Bu görev aslen Alevi derneklerine düşmektedir. Bu yayına başlarken başta Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Sayın Turgut Öker, Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Sayın Selahattin Özel ve Hacıbektaş Dergahı postnişini Veliyettin Ulusoy olmak üzere tüm Alevi önde gelenlerine bir çağrı yapmak istiyoruz. Sorun bizim sorunumuzdur. Taraflar bizim taraflarımızdır. Lütfen sorunun çözümü için federasyonlar “kamuoyu önünde” üzerlerine düşen görevleri yapsınlar. Bu sorunun belli dışlanmış kişiler tarafından istismarına izin vermesinler.
Biz oluşturmak istediğimiz diyaloğu sadece Alevi dernek ve federasyonlarından istemekle yetinmek de istemiyoruz. Bu diyaloğun oluşması için kendi üzerimize düşen görevi de yapmak bizim görevimizdir. Ve bugünden itibaren Hubyar sorununu Alevi kamuoyunun tartışmasına açıyoruz. Ve en güzel tartışmaya açma biçiminin de konu hakkında yorumlar yapmak değil; konunun taraflarını dinlemek olduğunu düşünüyoruz. Bugünden itibaren “Hubyar’da Neler Oluyor?” ismiyle bir yazı dizisine başlıyoruz. Konunun taraflarına internet sitemizi açıyor ve konuyu tartışmaya açıyoruz. Yazı dizimiz şekillenirken amacımız objektif bir şekilde konuyu gündeme getirmektir. Asla ve asla Aleviliğe zarar vermek, sorunu kaşımak, tarafları tekrar karşı karşıya getirmek gibi bir amacımız yoktur. Alevi kamuoyu olarak, biz gündeme getirmedikçe başkaları “kaşımakta”, biz tarafları diyalog sürecine sokmadıkça taraflar farklı şekillerde “karşı karşıya” gelmektedir.
Hubyar sorunu ile ilgili ilk olarak sitemizi Alevi Bektaşi Federasyonu yöneticilerinden ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği” yöneticisi Ali Kenanoğlu’na açıyoruz. Sayın Kenanoğlu kendisine gönderdiğimiz soruları samimi bir şekilde yanıtlıyor:
TÜRKÜLERİN SESİ: Hubyar'daki sorun hakkında bizleri bilgilendirir misiniz? Nedir bu sorunun ayrıntıları? Tarihsel bir altyapısı var mıdır? Nasıl ortaya çıkmıştır? Tarafları tam olarak kimlerdir?
ALİ KENANOĞLU: Hubyar‘daki sorunun başlangıcı Hubyar Türbesine Osmanlı'nın müdahalesi sonucunda ortaya çıkan yeni durum ve statüyle başlamaktadır. II.Mahmut döneminde bir Alevi İnanç merkezi olan Hubyar Köyü diğer Alevi inanç merkezleri gibi tahribata uğrar ve Hubyar evlatları gözlem altına alınır. Hubyar Türbesi o dönemde kısmen tahrip edilir. Hubyar Köyüne cami yapılıp bir sipahi asker görevlendirilir. Köye yerleştirilir. Hubyar evlatları Dedelik-Analık görevlerini yerine getiremez olurlar. Tekke ziyaret edilemez tahrip edilip, kapatılır.(Miladi-1826) Bu buhran dönemi atlatıldıktan sonra Hubyar Köyünden Hıdır Baba isimli bir şahıs öncülüğünde köylüler Tekkeyi tekrar açarlar ve burayı yeniden inanç merkezi konumuna getirirler. Tekke bir Dergah olarak Hubyar’ dan sonra Hubyar Vakfı mütevellileri yani Hubyar Evlatları arasında dönüşümlü ve Köylülerin razılığı ile açık tutulup tarihsel görevini yerine getirmiştir. Ancak Köylülerin razılığı ile Buhran döneminden sonra Tekkeye Dede olarak görevlendirilen Hıdır Baba. Köylülerin bu görevlendirmesini yeterli bulmayıp, dönemin şeyhülislamlık makamından Tekke Bakıcılığı belgesi istemiştir. Yapılan inceleme sonucunda; zaten bu tür Tekkeleri kontrolüne geçirmek isteyen şeyhülislamlık bu talebi kabul etmiş ve 1872 yılında (Miladi) Hıdır Baba’ ya Tekke Bakıcılığını içeren bir Berat vermiştir. Beratı eline alan Hıdır Baba; Osmanlı zulmünde boğulan Hubyar evlatlarına ‘’Bu Tekke artık benim, Osmanlı benim arkamda’’ tarzındaki tutumunu köyde uygulamaya başlamıştır ve kendisi de Osmanlı şeyhülislamlık makamının bir görevlisi olarak Tekke’ ye oturmuştur. Hıdır Baba bu uygulamasıyla, kuruluşundan o güne kadar ki İnanç Önderliği uygulamasını İnanç Ağalığına dönüştürmüştür. Kendisi ölmeden önce de aynı Şeyhülislamlık belgesini oğluna feragatla yeniletmiştir.
Aynı inanç ağalığı Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. Sorun Hubyar Köyündeki İnanç ağalığıdır. Bu ağalık sistemi doğudaki toprak ve aşiret ağalığının kötü bir taklidi olarak Hubyar Köyüne yerleşmiştir. Gücünü de tüm Hubyarlıların ortak atası olan Hubyar Sultan’ ın türbesinin maddi ve daha da çok manevi rantından almaktadır. Cumhuriyet döneminde Cumhuriyetin getirdiği tüm ilerici kazanımlar bu ağaların kabul etmemesi sebebiyle Hubyar Köyüne girememiştir. Bunlardan en önemlisi bu ağaların köye yapılacak bölge yatılı okuluna karşı çıkmaları ve bu talebi köy muhtarlığına red ettirmeleri olmuştur. Köyün tek eğitmenini bölücülük yapıyor diye Ankara‘ ya şikayet etmişler ve eğitmenin köyü terk etmesine sebep olmuşlardır. (Daha sonra tekrar köye dönmüştür) Yine köyün yoluna, derneğine kısacası kendi inanç ağalıklarına zarar gelir düşüncesiyle her türlü gelişime karşı koymuşlardır. Ta ki köyden kente göçlerin başlaması sonucunda kentte meydana gelen gelişime kadar. Göçlerle İstanbul'a ve Avrupa’ya göç eden Hubyar evlatları okumuş, bilinçlenmiştir. Ama köyü ile de bağlarını koparmamıştır. Her köye gittiğinde bu inanç ağalığının başka ve günümüz versiyonlarıyla devam ettiğini görmüştür. Bunun sonucunda da artık buna bir dur denmesi gerektiğine karar verilmiştir.
Bugünkü durum; Bugün sorun başka bir boyut almıştır. Hubyar Köylülerinden oluşan bir komite (Bu komite Köyün eski dernek başkanları, eski ve yani muhtarı, Dedeler, Analar, Aşıklar ve köyün ileri gelenlerinden oluşmaktadır.) bu duruma itiraz ederek sorunu Alevi Kamuoyu ile paylaşmıştır. Sorunun Alevice çözümü için de tüm yurt içi ve yurt dışındaki Alevi kurumlarından yardım istemiştir. Saygın Alevi Dedeleri ile Sserçeşme mürşidi Veliyettin Ulusoy’a müracaat edilmiştir. Bu müracaatlar sonucunda uzlaşı görüşmeleri aranmış ancak sorunun diğer muhatabı; bugün ailenin temsilcisi konumundaki Hıdır Temel tarafından kabul edilmemiştir. Hıdır Temel’in red gerekçesi ise Hubyar Sultan türbesinin kendi babalarının malı olduğu, dolayısıyla kendi mallarını kimseyle tartışmayacakları şeklindedir. (Bu söylem Alevi Bektaşi Federasyonunda yapılan görüşmede bizzat Hıdır Temel tarafından sarf edilmiştir.) Sorunun çözümü de bu tavırlar nedeniyle olmamıştır. Aksine ortaya bir de mülkiyet sorunu çıkmıştır. Bir Alevi İnanç Önderinin Türbesini, Temel ailesi kendi adlarına tapu ettirmek üzere Tokat-Almus Asliye Hukuk Mahkemesinde Köy muhtarlığı ve hazine aleyhine dava açmışlardır. (Dosya No: 2006/5) Hubyar Köylüleri bu aşamada bir vakıf kurarak (Hubyar Vakfı) bu dava karşısında hukuki ve sosyal mücadele vermektedir. Hubyar Köylüleri sorunun Alevice çözümü kabul edilemeyip, taraflar kaderine bırakıldıktan sonra, İlgili idari makamlara bir dilekçe vererek Hubyar Türbesinin Hubyar Köyü tüzel kişiliği olan Muhtarlık makamına tahsisi konusunda talepte bulunmuşlardır. Bu talepler de dava açılmış olması sebebiyle kabul edilmemiştir. Sorunun yasal boyutu mahkemenin neticesini beklemektedir.Şu an bu meselenin bir tarafını Hubyar Vakfı ve Köy Muhtarlığı diğer tarafını ise Temel ailesi oluşturmaktadır.
TÜRKÜLERİN SESİ: Soruna Alevi örgütlerinin ve kamuoyunun "duyarlılığını" nasıl buluyorsunuz? Soruna yeterince eğiliniyor mu? Alevi önde gelenlerinin sorunun çözümü konusunda üzerlerine düşenleri tam olarak yaptığına inanıyor musunuz? Alevi kamuoyundan bu konuda beklentileriniz var mıdır?
ALİ KENANOĞLU: Alevi kamuoyu olayı ilk önce hafife aldı. Sıradan bir köy meselesi hatta bir mezar kavgası olarak gördü. Ancak sorun büyüdükçe olayın farkına varabildiler. Alevi kurumları taraflardan Hıdır Temel’in uzlaşıyı ve hakemliği kabul etmemesi sebebiyle etkisiz kaldı. Bir sorunu çözmek için iki tarafında sizi kabul etmesi gerekir. Bu sebeple Alevi kurumları bir şey yapamadılar. Ancak Alevi kurumları özellikle Alevi Federasyonları bir yanlış yaptılar. Bu yanlış da meseleyi çözme yönünde baskı unsuru oluşturmak yerine taraflardan birinin yanında yer alarak yaptılar bu yanlışı. Her iki tarafın yanında yer alanlar da bulunmaktadır. Oysa burada çözümden yana zorlama yapılmalı ve baskı oluşturulmalıydı. Hıdır Temel’in Almanya'da oturması ve yıllardır Almanya Federasyonu etrafında yer alması sebebiyle özellikle Almanya Federasyonu ve Başkanı, Hıdır Temel lehinde açıkça tavır aldı. Hatta bu meselenin Hubyar Vakfı ve Muhtarlık tarafını hiç dinlemeden kayıtsız şartsız taraf oldular. Bu sorunu çözüm zemininden uzaklaştıran hatta kılıçların daha da keskin çekilmesine sebep olan bir tutumdu. Alevi kurumlarından Temel ailesi lehinde taraf olanların gerekçesi ise, buranın Devlete teslim edildiği, Alevi Dedeliği yapan Mustafa Temel’in Dedelikten dolayı yargılandığı gibi sebeplerden dolayı Hubyar Vakfı ve etrafındakilerin haksız olduğu gerekçesiydi. Bu arkadaşlar bu gerekçeyi söylerken bile bu söylediklerinin doğru olup olmadığını hiç araştırmadılar. Oysa asla böyle bir durum söz konusu olmamıştır. Hubyar Sultan Türbesi halen de köy tüzel kişiliğinindir. Öyle olmasaydı Temel ailesi tapu davasını muhtarlık aleyhine açar mıydı? Dedelik davası diye bir dava da hiç açılmamıştır. Başka sebeplerden dolayı bir savcılık soruşturması yapılmış ve takipsizlikle dosya kapanmıştır. Aynı soruşturmalar konunun diğer tarafındaki bazı şahıslar için de yapılmıştır.
TÜRKÜLERİN SESİ: Bu sorunun çözümü mümkün müdür sizce? Ve çözümü size göre nasıl bir yolla gerçekleşebilir?
ALİ KENANOĞLU: Sorun öyle ya da böyle çözülecek ama burada önemli olan sorunun çözüm yoludur. Bu sorun şu anda Alevi Kamuoyunu ciddi bir şekilde meşgul etmektedir. Ulusal basında dahi yer almış bir sorundur. Bu sorun şu anda Avrupa ve Türkiye Alevi Federasyonlarında ciddi iç sıkıntı da yaratmaktadır. Hubyarlılar ve Hubyar Talipleri içerisindeki sıkıntısı ise had safhadadır. Bu sorunun çözümünde rol oynayanlar büyük itibar kazanacaklardır. Bizim özlemimiz bu sorunun bizzat Hubyar Köylüleri tarafından çözülmesidir. Hubyar Köyünde böyle bir eğilim vardır, ancak yüksek sesle konuşulamamaktadır. Olmazsa Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu ve Serçeşme mürşidi Veliyettin Ulusoy’a bu tarihi görevi yerine getirme sorumluluğu düşmektedir. Bir federasyon toplantısında sayın Genel Sekreterimiz şöyle demişti; ‘’Hubyar Sorunu yanan bir alev topu, kimin kucağında kalırsa onu yakıyor.’’ Bu tespit doğrudur. Ama Alevi üst kurumuna düşen görev de Alevilerin bir inanç merkezinde yaşanan bu sorunu çözmektir. Serçeşmeye düşen görev de önemli bir Alevi Ocak merkezinde yaşanan bu sorunu çözmektir. Taraflar taleplerini bu kurula ve mürşidimize yazılı olarak vermeli ve çıkacak sonuca da razı olacaklarını baştan tahhüt etmeliler. Taraflar çözümde samimi ise irade teslim etmeleri gerekir. Aksi takdirde çözüm mümkün değildir. Gerek federasyonumuz gerek se de Serçeşme'de oturan mürşidimiz Veliyettin Ulusoy bu tarihi sorumluluktan kaçmamalıdırlar. Çözümden yana olmayanları da topluma açıklamalıdırlar. Doğru olan ve Alevi Hukukuna yakışan da budur. Ayrıca mahkeme kararıyla gelecek bir çözümün toplumsal bir çözüm olacağına inanmıyorum. Sıkıntıları ve gerginlikleri daha da arttıracağı kanaatindeyim. O sebepten dolayı mutlaka uzlaşıyla bir çözüm olmalı yani Alevi Hukukuna uygun bir çözüm. Konu Alevi hukuku içerisinde çözülmediği taktirde taraflar her yolu kendilerine mübah görmeye başlıyorlar. Bu meselede AKP den bile yardım isteyenler oldu. Yani gidişat kötü, bu sebeplerden dolayı bile Alevi Bektaşi federasyonu konuya el atmalıdır.
Ali Kenanoğlu’na bize gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür ediyoruz. Hubyar sorunu ile ilgili yazı dizimiz devam edecektir.
Haber Yorumları (12 adet)
|
Siyam
|
|
İnat
|
| Sevgili Pirsultanca,Hıdır Temel masaya oturmamakta ısrar ediyor.
Çözümsüzlüğün nedeni de budur. |
| 14.09.2006 13:41:03 |
|
azat
|
|
KILAVUZ DEDENİN ZAMANLAMASI
|
| Hasan KILAVUZ Dede nin alevi com daki HUBYAR ile ilgili yazısını okudum doğrusu bu hassas dönemde dedeye pek yakıştıramadım. Toparlayıcı olması gereken insan konumunda olan Sn. KILAVUZ tek taraflı bilgilenmiş anlaşılan. HUBYAR da herkesin dede olduğunu ve o ocağının devamında bütün HUBYAR lıların enaz TEMEL ailesi kadar payının olduğunu bilmesi gerekirdi Böylesi dönemlerde bu tip söylemler olayı farkına varmadan kaşımak ve kışkırtmak olur.Birde merak ettim acaba KILAVUZ dede o köyün diğer dedeleriyle analarıyla görüştümü acaba ? Bahsettiği etkinlikte kaç tane yerli HUBYAR köylüsü canımız vardı acaba* Bizim duyumumuz HUBYAR ın yerlilerinin o etkinliğe katılmadığı yönünde .Acaba TEMEL dede misafirlere şirin gözükmeyi iyi becerirken kendi özbe öz akrabaları ve köylüleri ile neden anlaşamamaktadır o köyün % 90 ı haksız olamaz herhalde bunları sorgulamalıydı KILAVU dede.Dedeye düşen görev federasyonları harekete geçirip HUBYAR sorununa kalıcı ve adil bir çözüm bulmaktır. Yoksa HUBYAR ın falan torunu burdan gitmiş şuraya gelmiş meselesi deyildir kanımca. HUBYAR lılar geçmişte tek yumruk olmuşlar ve kültürlerini geleneklerini bu güne taşımayı başarmışlar anlaşılan. Yoksa bu işler tek ailenin gayretiyle falan olacak iş deyildir dedeciğim.Saygılarımla.. |
| 14.09.2006 01:22:38 |
|
pirsultanca
|
|
ÇÖZÜM İSTİYORUZ
|
| Aleviler basınç oluşturmaya devam etmeli. Konunun tarafları masaya oturmalıdırlar. Masaya oturup konuşmak bu kadar zor olmasa gerek. |
| 14.09.2006 00:40:13 |
|