Alevilerin İlk ve Tek Günlük Gazetesi  
 

Haftanın Çok Okunanları
Devamını Oku Alevi Gençlik Forumu Yapıldı
Devamını Oku 17 Ağustos Etkinliğine Dair
Devamını Oku Keçiören'de Şeriat mı Var?
Devamını Oku İçki satan Alevi gence zabıta dayağı!
Devamını Oku Gençlik Forumu'na Danimarka'dan da Destek

En Son Yorumlananlar
Devamını Oku AKP Kankası "Ulusalcı"
Devamını Oku Suluca Karahöyük Gazetesini Duydunuz mu?
Devamını Oku İZMİR'DE ŞOK PATLAMA..
Devamını Oku Alevionline Ekibinde Güncelleme
Devamını Oku Sesonline Nereye Koşuyor?

Tele Rehber - Televizyon Rehberi

Basında

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum

Sitemiz
Mozilla Firefox
Internet Explorer
Opera
Safari
ile test edilmiştir.




RSS / XML
RSS 0.91

Alevi Siteleri Listesi

Anasayfa> Röportaj> LeMan Çizeri Can Barslan'la Söyleşi
 LeMan Çizeri Can Barslan'la Söyleşi

LeMan Çizeri Can Barslan'la SöyleşiLeMan ve L-Manyak dergilerinin usta çizeri Can Barslan, Alevionline'ın yazarlarından Ali Ersin Kelleci'nin sorularını Renkhaber için yanıtladı. "Hain Evlat Ökkeş" ve "Terelelli Pictures" gibi ünlü karikatür ekollerini yaratan Barslan'ın televizyonlar için senaryoları da bulunuyor. Röportajı Renkhaber'den aktarıyoruz:





'Politikacılar mizah duyguları gelişkin insanlar olsaydı Dünya daha yaşanılır olurdu'

 

 

- Ayıptır sorması yaş kaç Can Bey?

Sorması biraz ayıp oldu evet.. Yok şaka, neredeyse 50 diyorum bu soruya.. 48 küsur..

 

- Nerede doğup büyüdünüz?

Bu sorunun cevabı biraz karışık.. Doğduğum yer belli, Ankara.. Ama büyüme kısmı

biraz parçalara ayrılmış durumda. Babam subaydı ve o yüzden birçok yerde büyüdüm.     Ankara, Siirt, Diyarbakır, yine Ankara, Sivas vs..

 

- Çizmeye nasıl başladınız?

Çizmeye tabii ki elim kalem tutmaya başlayınca  başladım, bütün çocuklar gibi.. Elime kalem, önüme kağıt verildiğinde her çocuk gibi karaladım. Gerçi babam fark etmiş belli bir yeteneğim olduğunu. Çünkü onun da resmi iyidir ve ek olarak heykel yapardı. Halen de yapıyor. Yine de karikatüre olan ilgim çok da erken başlamadı. Lisede Gırgır okumaya başlayınca ilgilenmeye başladım. Resim herkes yapabilir ama karikatür için sadece iyi çizmek yetmiyor. O ruhu ve espri yeteneğini de bulundurmanız gerekiyor. Gırgır Dergisi, hem ilk politik bakışımı yerleştiren etkenlerden biriydi hem de kendimdeki karikatür hevesini açığa çıkarmıştı.

 

- Gırgır'a mı götürdünüz ilk olarak işlerinizi?

Liseyi Bandırma'da okuyup bitirdim. Sonra Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık bölümünü kazanıp İstanbul'a kesin dönüş yaptım.. Artık mizah dergilerinin vatanındaydım. Üniversite 1. sınıftan itibaren iyice kafama koymuştum bu işi. Gırgır Dergisi'nin Çiçeği Burnunda Karikatürcüler sisteminin nasıl çalıştığını öğrendim. Haftada bir gün (Salı ya da pazartesiydi galiba) karikatürcü olmak isteyen hevesli gençler dergiye gidiyor ve Oğuz Aral'ın toplantılarına katılıyordu. Ben de öyle başladım. İlk çizgilerimi bu şekilde piyasaya sürdüm. Amatörlük hayatımda sadece Gırgır'a götürdüm işlerimi. Çarşaf gibi başka dergiler de vardı ama onlara gitmedim.

- Oğuz Aral'la muhabbetiniz var mıydı usta-çırak bağlamında?

Oğuz Aral hemen herkesin bildiği gibi, sadece bir sanatçı değil, hoca, yaşam koçu, hatta birçoğumuz için baba figürü gibiydi. Daha tıfıl gençler olarak onun çevresinde olduğumuz için çok şanslıydık. Ama aynı zamanda (şimdi saçma geliyor ama) çekinir ve korkardık. Gerçi bunda ciddi bir adam ve büyük bir karizma sahibi olmasının da etkisi vardı. Sonradan kendisine de Huysuz İhtiyar deyip bu isimle yazılar da yazdı zaten. Ancak, Oğuz Aral'ın eğitiminden, hocalığından geçmiş hiç kimse şunu asla reddedemez. Oğuz Abi, başlı başına bir meslek ve sanat devrimcisiydi. Karikatürün bilinen bütün yollarının dışında bambaşka bir yol daha açmıştı. Bu anlamda üzerimizdeki etkisi ve hakkını asla inkar edemeyiz… Mesleki ilişkimiz ise dediğin gibi tamamen usta çırak, alaylı formatındaydı. Zaten, akademilerde resim ve çizgi bölümleri vardı ama karikatür bölümü olmadığı için bir anlamda da Gırgır toplantıları karikatürün okuluydu..

Gırgır Dergisine kadrolu olarak girişimin ise şöyle ilginç bir öyküsü vardır. Bir yıl kadar çiçeği burnunda olarak dışarıdan gidip geldikten sonra, Oğuz Abi bendeki ilerlemeyi beğenmiş olacak ki, benim artık sürekli dergiye gelmemi ve o havayı solumamı istedi. Bu, Gırgır Dergisi'ne profesyonel olarak kabul edilmek demekti ve inanılmaz bir şeydi. İlk kez, amatör toplantısı dışında o Cuma günü dergiye gidecektim. Çok heyecanlıydım. Bayram çocuğu gibi Perşembe gününden hazırlandım. Çok zor uyudum… Ertesi sabah uyandığımda ise sağdan soldan marş sesleri, Hasan Mutlucan türküleri ve Kenan Evren konuşmaları geliyordu.. Şansa bak ki 12 eylüle denk gelmiştim… Sokağa bile çıkamadım, çok bozulmuştum… Sokağa çıkma yasağı biter bitmez dergiye koştum…

 

- İlk köşenizin adı neydi?

İlk köşe çizişim çok sonralara, hatta Limon Dergisine rastlar. Mimarlık okuyordum.

Ağır ve çok zaman gerektiren bir okuldu. Gırgır'a girdikten sonra karikatür çizmek yerine daha çok espri bulmaya başladım. Benim bulduğum esprileri başka usta çizerler çiziyordu. Benim çizgim henüz amatör sayılırdı. Bir yandan geliştirmeye çalışıyordum ama okul zorluyordu. Oğuz Abi tabii ki çok uğraştırıyordu. Esprilerim komikti ama başkası çizince o ruhu tam yansıtamıyorlardı. Bazen tek karikatürler dışında genelde espri, çizgi hikaye hatta uzun çizgi romanlar yazıyordum ama çizmiyordum… Sonra okul bitti, askere gittim geldim. Kağıt üzerinde mimar olmuştum ama hiç yapmadım. Daha öğrenciyken karikatür ve mizahı seçmiştim. İlk paramı da ondan kazandığım ve tabii ki çok da sevdiğim için işim bu oldu… Askerden sonra artık daha çok uğraşmaya başladım. Çizgim ilerledi. Oğuz Aral tam bana Gırgır'da bir köşe vermek istediğini söylemişti ki, biz birkaç arkadaş ayrıldık. Limon Dergisi'ni çıkartmaya başladık. Karikatürlerden oluşan ilk köşemin adı yoktu. Kendi adımla çıkıyordu… Sonra o köşe içinden Hain Evlat Ökkeş doğdu ve bağımsızlığını ilan etti… Gel zaman git zaman ise Terelelli Pictures adı doğdu…

 

- Absürdizmin ustası olarak kabul ediliyorsunuz. Nedenini sizden öğrenebilir miyiz?

Limon Dergisi çok daha bağımsız, hesap vermeden ve işlerimizi Oğuz Abi gibi bir figüre beğendirmek zorunda olmadan özgürce çalıştığımız bir dergi oldu.. Tabii ki o özgürlük içinde tamamen kendi istediklerimizi çizebilme imkanımız vardı ve bu da farklı tarzların çıkmasına olanak sağladı. Ben kendi adıma o zamanlar isimlendiremediğim ama el yordamıyla bulmaya çalıştığım, "saçmanın mantığı" üzerine bir üslup kurmaya çalışıyordum.. Kendime en yakın anlayışı kağıt üzerine geçirmek için bayağı bir sancı çektim.. Ama günün birinde izlediğim bir film birden o pencereyi açıverdi.. İşte bulmaya çalıştığım şey buydu… Başkası bulmuştu ama olsun J O filmin adı Top Secret'ti ve absürd mizahın kült işlerinden biriydi… Biraz Top Secret'in bende açtığı yoldan, biraz kendi yerel üslubumdan bir mix yaparak -eğer bir Can Barslan tarzı oluşmuşsa- bunu sağlayan çizgime ulaştım… Tabii ki seneler içinde aynı kalmadı, değişti, farklılaştı, saçmadan biraz daha mantık çizgisine geldi ama her zaman beni en çok eğlendiren ve neşeyle çizmemi sağlayan, ve de üzerime yapışmasından hiç de rahatsız olmadığım bir ifade biçimi oldu absürd…

 

- Çizginizi, tekniğinizi nasıl yorumluyorsunuz? Özgünlüğü, diğerlerinden farkı nedir size göre?

Dediğim gibi sanatta olması gereken en önemli şey özgünlüktür. Bu çooook zor bir şeydir ama olmazsa olmazdır. Yoksa, ne kadar yetenekli olursanız olun, teknik usta olmaktan ve başkalarının benzeri olmaktan kurtulamazsınız. Müzikte, edebiyatta, resimde, sinemada, karikatürde, sanatın her dalında diğerlerinden bir adım önde olan her sanatçı, kendisine özgü olabilenlerdir.. İmzasına bakılmadan, kimin tarafından yapıldığı belli olan eserlerin sahipleridir gerçek sanatçılar… Ben eğer böyle bir farklılık yaratabilmişsem tabii ki bazı nedenleri vardır. En önemlisi disiplindir bana göre. Tabii ki bir yetenek de olmak zorundadır ama çalışma disiplininiz yoksa yerinizde sayar, zaman içinde kaybolur gidersiniz… Başkalarından farklı olmak, değişik bir çizgi yakalamak pek de planlayarak ve hesaplayarak olabilen bir şey değil. Dediğim gibi, içten gelen bir şey ve daha da çok disiplinle çalışarak onu geliştirmek…

 

- Sizin mizahı algılama biçiminiz, yorumlama şekliniz nedir? Mizah nedir size göre?

Mizahı algılama biçimim, hayatın ve birey olabilmenin ta kendisidir.. Sadece mizah ya da espri yapabilmekle ilgili bir şey değil. Onu anlayabilmek, keyif almak ve takipçisi olmak da insan olabilmenin en belirli ölçülerinden birisidir… hayata sadece mantık, sadece matematik, sadece zeka, sadece siyaset, sadece din, sadece aşk, sadece vs. olarak bakmak hep eksik kalmak demektir. Bütün bu kavramlarla biraz da alay edebilmek, biraz kafa bulabilmek, biraz eğretilemek ve bu çok ciddi olma halini kırmak için mizah çok gerekli ve çok da hayati bir şeydir bence… Bizim dışımızdaki durum ve kişilerden önce kendimizi alaya alabilme yetisi olgun insan olmanın ilk koşuludur… Soruya geri dönecek olursak, mizah komik bir şeyler yazmak ya da çizmekten çok öte, insan olabilmek ve hayatın en güzel yerinde olabilmeyi sağlayan bir olgudur…

- Türkiye'de mizah en iyi nerede ve nasıl icra ediliyor?

Bence, Türkiye'deki mizah konusunda yıllardır değişmeyen tek şey, en iyi ve amacına en uygun şekilde mizahın mizah dergilerinde kullanıldığıdır. Zaten bu, biraz da eşyanın tabiatı gereğidir. Günlük gazeteler ve hele televizyon kanallarında doğru ve zengin bir mizah yapılması asla mümkün değildir. Belki zaman zaman iyi örnekler görülebilir ama reyting, tiraj, siyaset, para, zeka vs gibi bir sürü kaygılar taşıyan büyük kartel medyalarında mizahın özgürce kullanılması bir hayalden öteye gitmez. Kaikatüre dönersek, İtalyanca karikare, yani saldırmak fiilinden gelen karikatür kavramı, bu anlamıyla bile büyük ve güdümlü medyaları ürkütmeye yetmektedir. Bu nedenle, hem komik hem politik tarafıyla mizahın ve karikatürün en özgürce kullanıldığı alanlar, bağımsız mizah dergileri olagelmiştir… Tabii ki son dönemde ve gelecek için de internet kullanımını yabana atmamak gerekir…

 

- Siyasetin mizahtan beslenmesi durumunda nasıl bir tablo ortaya çıkardı?

Siyaset mi mizahı bozardı, yoksa mizah mı siyaseti şenlendirirdi bilemem ama, ikinci seçenek olsaydı kesinlikle her şey çok daha eğlenceli ve çok daha düzgün olurdu… Şundan kesinlikle eminim, eğer mümkün olsaydı da politikacıları mizah ve espri duyguları gelişkin insanlardan seçebilseydik dünya çok daha yaşanılası bir yer haline gelirdi…

 

- Bireysel olarak çizmenizdeki amaç nedir?

Çizmekteki amacımın ne olduğunu inan hiç düşünmedim… Derler ya, bu bir yaşam biçimi diye.. Tabii ki öncelikle sevdiğim için çiziyorum.. Nerdeyse 30 yıldır karikatür çizerim ve bu sevgi hiç azalmadıysa, esas amaç bu sevgidir diye düşünüyorum.. Komik çizgiler ve patates burunlu adamlarla kendini ifade edebilmek çok güzel bir şey…

 

- Yıllardır LeMan'da 'Terelelli'yi ve 'Hain Evlat Ökkeş'i çiziyorsunuz. Keza, L-Manyak'ta da 'Dedektif Sanlı'yı. Hiç sıkıldığınız oldu mu bunca yıl içerisinde?

Bu biraz ikircikli bir mevzu… İnsan yıllardır aynı karakterleri çizmekten tabii ki bir yandan sıkılabilir. Ama diğer yandan da o çizdiğiniz tipler, karakterler giderek markalaşıyor, alışkanlık yaratıyor ve bir anlamda sizin alamet-i farikanız haline geliyor. Ben bu konuda daha şanslı olduğumu düşünüyorum. Sürekli çizdiğim karakterler dışında Terelelli Pictures son derece özgür bir alan. O bir sayfada her türlü manyaklağı deneyebilme gibi bir lüksüm var… Bu anlamda, sorduğun sorudaki Terelelli Pictures'i bunun dışında tutuyorum, çünkü orası benim bu monotonluğu kırma alanım gibi bir şey… Eskiden bir ara Hain Evlat Ökkeş'i çizmeyi bırakmıştım. Ömrünün dolduğunu düşünmüş, belki de kendim sıkılmıştım.. Ancak çok fazla sordular bana.. Bir yıl kadar sonra tekrar başladım.. Hain Evlat Ökkeş artık bir karakter olarak çok yerleşti ve simge haline geldi.. Bu yüzden onu bitirmem biraz haksızlık diye düşünüyorum… Ama her şeyi ben istersem çizerim, istemezsem çizmem sonuçta… Böyle bir inisiyatifim var… Önce kendim keyif almalıyım ki, diğer insanlar da keyif alsınlar… Çizer-karakter ilişkisi garip bir durumdur. Bazen başından atamadığın sevgili gibisindir, bazen çizgi karakter senin bile önüne geçer… Hemen bir anektod: Yıllar önce Limon Dergisi'nde benim yazdığım Ercüment Menemen diye bir karakter vardı.. Türkçeyi doğru kullanamayan, yazar, şair, köşe yazarı bir tipti bu.. Kendi imzamı kullanmadan yazıyordum… O dönem de kredi kartları yeni çıkıyor ve bankalar bu konuda çeşitli promosyanlar yapıyordu. Bazı ünlü gazetecilere ücretsiz kart yollamak gibi.  Birgün Yapı Kredi bankasından Ercüment Menemen adına bir zarf geldi. Açtım, içinden Ercüment Menemen'e hazırlanmış bir kredi kartı çıktı. Ki o zaman henüz benim kredi kartım yoktu daha. Belki de bir hayali karakter adına düzenlenmiş dünyadaki ilk ve tek kredi kartıydı. O kartı senelerce sakladım, ama bir taşınma esnasında kaybettim, çok üzülürüm buna…

 

- Senaryo yazarlığınız da söz konusu değil mi? Neler yaptınız bu alanda bugüne kadar?

Senaryo da yazdım evet… Ağırlıklı olmak üzere televizyon dizileri yazdım.. Birkaç sahne show'u da var arada… Bunlardan çok fazla söz etmeyi gerekli bulmuyorum. Sonuçta televizyona yapılan işler suya yazı yazmak gibi. Kalıcı olmuyor ve daha çok ekonomik amaç taşıyor… Ama 92-93 yıllarında Türkiye'de yazılmış ve çekilmiş ilk sit-com örneği olan ve TRT'de 120 bölüm kadar yayınlanan Gülşen Abi benim en sevdiğim ve gururlandığım işlerden bir tanesidir.. Şimdilerde yazıp bitirdiğim bir uzun metraj sinema senaryom var. Ona yapımcı bulmaya uğraşıyorum… Umarım ilk sinema senaryom da böylece hayata geçer…

 

- Bir ara Radikal gazetesinde sinemayla ilgili yazılar da karalıyordunuz. Sonra bir anda bitti…

Radikal Gazetesi'nde o zamanlar İstanbul Film Festivali süresince yazmamı istemişlerdi. Sonra yazılar çok beğenilince sürekli hale geldi… Ben de çok özenerek ve severek yazdım bütün Radikal yazılarını… Aslında sinema hakkında bir otorite değilim. Benim oradaki yazılarım, filmlerden yola çıkarak Türkiye'ye ve insanlara ait her şeyle ilgiliydi… Ama daha önce sorduğun, o sıkılmakla ilgili soru var ya. Burada geçerli… Son dönemde rutinleştiğini hissettim ve ara vermek istedim. Eğer yeni bir soluk ve üslup bulabilirsem ve karşılıklı olarak da tekrar istersek belki yeniden başlayabilirim.. Belli mi olur?.. Ama tabii ki Radikal ya da başka bir yerde yazmak için önce kendimi hazır hissetmem ve o enerjiyi biriktirmem gerekiyor. Şu ara günlük ya da haftalık düzenli yazılar yerine, senaryo ya da kitap yazmaya daha sıcak bakıyorum.

 

- Fanatik Fenerbahçeli olduğunuz biliniyor. Her maça gidiyor musunuz?

FF'yim doğru... Fanatik Fenerbahçeli J … Tribün gruplarından çok güzel arkadaşlıklarım var ve daha da artıyor. Fenerbahçe sayesinde aynı dilden konuştuğumuz ve insanda stres yaratmayan bir sürü yeni dost edindim. Özelde Fenerbahçe'yi, ama genel olarak futbolu ve bir takım tutmanın hayatta sağladığı o rengi ve enerjiyi çok seviyorum. Takım tutmamayı bir tür sakatlık ve eksiklik olarak görüyorum. Hayattaki önemli lezzetlerden birini tadamamak gibi acıklı bulurum bunu. Teknik, taktik, kadro, federasyon, rakiplerin sataşmaları, komplolar, futbol yazarları gibi sevmediğim ne varsa uzak durmaya çalışarak sadece çimlerin üzerindeki sarı lacivert çubuklu'dan keyif almaya çalışıyorum… Kombinem var, Şükrü Saraçoğlu'ndaki her maça gidiyorum tabii… Eğer denk düşerse de deplasmanlara…

 

- Çizgi bittiği zaman ne yapmayı planlıyorsunuz?

Çizgi bitmez elbette. Seneler önce ben bazen bunu düşünürdüm, çizilecek çizgi ve bulunacak espri biterse ne olur diye?.. Ama artık biliyorum ki, asla bitmez. Ha, çizebileceğim yer bitebilir belki. Ama ben başka bir iş yapsam da asıl mesleğim olarak gördüğüm karikatür çizmeye kendi kendime devam ederim. Evde kendim çizer, kendim bakar, biriktiririm. İnternet sitesi kurar orada çizerim… Yani elim ve kafam işlediği sürece bir şekilde çizmenin yolunu bulurum…

 



02.05.2008 12:26:14
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

Bu habere henüz yorum yazılmamış...




Röportaj Bölümünden Son Yazılar
Devamını Oku 05.08.2008 15:01:25 - Renkhaber'den Medyayı Sarsacak Röportaj
Devamını Oku 30.07.2008 12:53:45 - "Keşke Parti Kursaydım"
Devamını Oku 10.07.2008 15:34:30 - Kaçmaz: Yol Tv Değişim İsteyenlerin Tv'si
Devamını Oku 16.06.2008 15:45:44 - "Sağlık Durumum Kontrol Altında Tutuluyor"
Devamını Oku 10.06.2008 10:36:16 - Nihat Genç’in Kusuruna Bakmıyorum
Devamını Oku 24.05.2008 05:17:41 - Birgün'ün Turan Eser'le Röportajı
Devamını Oku 22.05.2008 16:59:45 - Hale Soygazi: Sol Olmadan Denge Olmaz
Devamını Oku 02.05.2008 12:26:14 - LeMan Çizeri Can Barslan'la Söyleşi
Devamını Oku 24.04.2008 12:47:25 - Yayını Durduran Esrarengiz Yetkili Kim?
Devamını Oku 01.04.2008 12:31:37 - Kazan: Biz Deniz Gezmiş'i Asmazdık
Devamını Oku 31.03.2008 16:35:28 - HBV Derneği Genel Kurulu'ndan Röportajlar
Devamını Oku 23.03.2008 12:47:25 - Tasdiknameyi Aldım Karikatürist Oldum
Devamını Oku 15.03.2008 14:53:52 - Davayı Kazanacağımızı Düşünmüyordum
Devamını Oku 03.12.2007 09:26:10 - Alevi "Önce Hak" Diyor
Devamını Oku 30.10.2007 20:05:03 - ABF Genel Kurul Sohbetleri: Atilla Erden
Devamını Oku 29.09.2007 10:01:34 - Uykusuz Dergisi'nden Ersin Karabulut ile Röportaj
Devamını Oku 11.08.2007 17:22:58 - Çamuroğlu'nun Rolü Figüranlık
Devamını Oku 21.07.2007 19:26:09 - AABF Yöneticisinin Milliyetçi Bildirisi Gündemde
Devamını Oku 20.07.2007 17:22:42 - + Fevzi Gümüş: Alevilere Milliyetçilik Elbisesi Biçiliyor
Devamını Oku 03.07.2007 04:33:52 - + Hakan Gülseven'le Röportaj
Haberi Değerlendirin
Gereksiz bir haber
Yayınlamanız gerekmezdi
Faydalı bir haber olmuş
Gerekli bir haber
Haberiniz çok çok isabetli
Bu haber için oy kullanan 10 ziyaretçimizin puan ortalaması: 2,80
Haber İşlemleri
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yorum Yaz
Yorumları Oku


Ateşe Semah Durmak
 
Alevionline Ekibinde Güncelleme
Alevionline Ekibinde Güncelleme Alevilerin en çok ziyaret edilen ve en dinamik haber sitesi Alevionline ekibinde güncelleme yapıldı. Alevionline'da yazarlık da yapmış olan Ali Göçer dostumuz, bundan böyle Alevionline haber koordinatörlüğü görevini yürütecek. Kendisine aramıza hoş geldin diyoruz....
Sanal dünyadaki tehditler artıyor
Çalışma Arkadaşları Arıyoruz
0,33 saniyede derlendi.
ALEVIONLINE REKLAM

1 dakika içinde kapanacak veya Kapat