|

Memet Ali Alabora dizilerden çekildi, kendini baba mesleği tiyatroya verdi
21 Eylül 2008 17:40
Oyunculuğa başladıktan sonra hep popüler karakterleri oynadınız. Yılan Hikayesi dizisinde canlandırdığınız Memoli karakteri dizinin bitmesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen, hâlâ popüler. Ama artık siz dizilerde oynamayı tercih etmiyorsunuz, neden? Çok işimiz var, bu bir mesai sorunu. Benim hayatımın bütün vaktini garajistanbul alıyor. 9.30'tan akşama kadar buradayım. Ofiste çalışıyoruz. Buranın iletişim yönetmeniyim. Dolayısıyla yıllık programının iletişimin tasarlanması, prova yapılıp oynanmasına kadar bütün işlerden sorumluyum. Başka bir şey yapmaya zamanım kalmıyor. Olmak istediğim ve yapmak istediğin yer neresiyse orada oluyorsun. Ben de burada olmak, bunu yapmak istiyorum. İki tane oyunla uğraşıyoruz şimdi, Histanbul ve Muhabir. Böyle şeyler yapmak istedim uzun yıllar. Bugüne kadar yaptıklarımın hiçbiri de benim dışımda olan şeyler değildi, ama burada olmak, kendimi burada var etmek istiyorum. Bugün için yaptıklarımı savunmam gerekirse savunurum. Yaptığım her işin posteri evde asılı. Yaptım bitti. Yine yapabilirim.
Bir polisi canlandırdıktan sonra, bir aktivist olarak gözaltına alınmak gibi iki zıt deneyim sizce neyin ifadesiydi? Evet, Yılan Hikayesi'nden sonra. Hayatın küçük, güzel sürprizleri bunlar. Öyle büyük bir gözaltı değil de, sorguya gittim polise. Ama ardından yargılandım da. Hayat böyle bir şey. Bu olay da aktörlüğü anlatıyor aslında.
Geçen günlerde henüz o dönemde çocuk olduğunuz 12 Eylül Askeri Darbesi'ni yargılayan vicdan mahkemesinde jürilik yaptınız. Yaşınız da göz önüne alınırsa, 12 Eylül'le niye bu kadar ilgilisiniz? Çünkü 12 Eylül'de rol aldım ben. Hem de üç yaşındayken. Babam tiyatrodaydı, onu işten attılar, dolayısıyla ben de rol aldım 12 Eylül'de. O dönemle ilgili benim durumumda aslında çok yeni, kişisel bir şey oldu. Kişisel olanın politikleşmesi çok daha önemli ya, ben de öyle bir şey yaşadım. Kafayı çalıştırmaya başladığımız zamanlardan beri 12 Eylül yüzünden bizim dönemimizin ve yaşıtım gençlerin bulunduğu durumla, 12 Eylül'ün çok ilişkisi olduğunu hep farkındaydım fakat bu bir politik farkındalıktı. Duygusal bağı yeni kurmaya başladım. Geçenlerde biz tiyatrodan bir büyüğümüzü kaybettik. Orada da bir ağabeyimiz bir konuşma yaptı, "Ülkenin en karanlık yıllarıydı ve o bize ışığı gösterdi" dedi onun için. "Ülkenin en karanlık yıllarıydı" deyince bir durdum. "Ne demek ülkenin en karanlık yılları?" diye düşündüm, o ağabeyimizin 1980'lerde üniversite öğrencisi olduğunu fark ettim. "Ülkenin en karanlık yılları" ne kadar ağır laf diye düşündüm ama 12 Eylül en azından benim 31 yıllık hayatımın en karanlık zamanıydı. Çok karanlık bir zamanda çocukluk geçirdim ve karanlık olduğunu bilmiyordum. Bunu farkettim. Gitgide hayatımın içindeki o karanlığa ait anekdotları hatırlamaya başladım. O zamanki duygularımla ilişki kurmaya başladığım zaman kasvetli bir şehir, gizli saklı bir şey hatırlıyorum. Gördüğümüz sokaktaki her on kişiden birinin yakını sorgulanmış, işkence görmüştü. 12 Eylül dönemini anlatan Eve Dönüş'ü çektiğim zaman bile bu kadar kendi üzerimden ilişki kurmamıştım. İlk defa kendimin o zamanki çocukluk haliyle empati kurdum. Bana daha kişisel bir yerden dokunduğunu keşfettim. İçinden çıktığımız karanlığın bize ettiğini. Bununla kişisel olarak hesaplaşmak daha uzun yıllar gerekir ama benim çocukluğumda hatırladığım ilk cumhurbaşkanı Kenan Evren. Bir de Turgut Özal var.
Siz babanızın tiyatrodan atılmasıyla da etkilendiniz değil mi bu dönemden? Babam tiyatrodan atıldı 12 Eylül'de. "En azından hapse atmadılar da tiyatrodan attılar" diye sevindi. 1,5 yıl işsiz kaldı ve Rumeli Hisarı'nda balıkçılık yapan Coşkun ağabeyle balıkçılık yaparak eve ekmek getirdi. Tabutta Rövaşata'da Tuncel Kurtiz'in oynadığı aslında Reis karakteri Coşkun ağabeydir. Motorla açılıp balık tutarlarmış. Şimdi lüfer zamanı geldi. Dün lüfer yedim. Başım uyuştu zevkten. Dünyada iddia ediyorum, herkesle de bunu tartışırım, şu anda sonbaharda dünyanın en güzel balığı Marmara'dan geçen lüfer. En yağlı zamanında soğuk denizden sıcak denize gidiyor, burada yakalanıyor. Boyu, yağı, en ideal zamanı. İyi bir lüferin yerini hiç bir balık tutmaz.
Bayağı muhabbetiniz var lüfere karşı... Palamut da severim şimdi haksızlık etmeyelim. Eskiler sevmezmiş "Kara etli balık" diye. Palamutun ağır olur hazmı ama lüfer bambaşka. Palamut pilaki yapılır, soğuk soğuk yenilir. Kadıköy'de Fehim Lokantası'nda çok iyi yaparlar onu da. Bütün İstanbulluları lüfer yemeye ve sonbaharlarını lüfer yemeye adamaya davet ediyorum.
1975'le 1980 arasında doğanlar nasıl bir kuşak sizce? Bizim kuşağımız enteresan bir kuşak olacak. Çünkü büyük, aleni travmaları olmamış, daha dağınık, ama o dağınıklığın içinden de bir şey yapmış bir kuşak. Ama seviyorum. Kendi kuşağıyla kavgalı biri değilim ben. Kendi kuşağıyla kavga edip onlara sinirli olanlar var ya onlardan değilim. Garip bir kuşak 1980'ler. Biz çocukluğumuzu 12 Eylül'le geçirdiysek, gençliğimizi de süren bir savaşla geçirdik. Bizim için Güneydoğu sürekli insanların öldüğü bir yerdi mesela. Terörize edilmiş olarak büyüdük. Sürekli bir terör haliyle. Bir bomba patlaması, kapılarda kontrol yapılması bize hiç tuhaf gelmiyor. Bizim bir noktamız yok ama birçok noktamız var.
Memet Ali Alabora karakteri nasıl şekillendi? Ben lise ve ortaokulda aktif bir öğrenciydim hep. Özel Boğaziçi Lisesi'ndeydim. Aktif bir öğrenciydim, tiyatro kolundaydım, sunuculuk yapardım, okuyan, merak eden, bakan, etrafı anlamaya çalışan biriydim. Düşünmeye başladığımdan beri bir politik nosyonum, politik merakım vardı. Sonra gazetecilik, sonra oyunculuk yaptım. Üç yıl A Takımı'ndaydım. A Takımı o zaman herkesin takip ettiği bir programdı. O yıllarda, hem polis muhabirleriyle hem magazin muhabirleriyle çalıştım. Gazetecilik çok önemli bir tecrübeydi benim için. Bir sürü şeye birinci ağızdan, birinci gözden tanıklık ettim. Öyle bir 2-3 yıl geçirdim. Orada çalışırken zaten konservatuarda okuyordum. Sinema, televizyon, tiyatro derken hayat devam etti.
Ünlülerin politik çıkışlarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Böyle bir mecburiyet yok. Çok popüler olan kişilerin politik olmaları gerekmiyor. Ben popüler biri olmasaydım da politik biri olurdum. Kişinin politik olması bence zaten meselenin kendisi. Dolayısıyla popüler kişiler de politik olmuyor deyince, niye olacak popüler insanlar politik? Değişecek mi her şey? Böyle bir algı var ya keyiflerine bakıyor diye, bakıyor tamam, dünyanın geri kalanı da bakıyor. Herkes bir şey olduğu zaman bir şey olacak. Daha çok kişiye ulaşılıyor da ne oluyor? Kahramana ihtiyacımız yok. Ben oldum bittim böyleydim. Keyfimde olan bir adamken 2002'de sokağa çıkmadım. Benim sokağa çıkışım ayrıca benim sokağa çıkışım değil, 2002'den sonra herkesin kendini ifade etmek için, farklı şekillerde sokağa çıktığı bir dönem.
Sokağa çıkan popüler karakterler toplumsal muhalefetin ulaşılabilirliliği etkilemiyor mu sizce? Etkiliyor ama sorumluluğu o zaman başkasına havale ediyorsun. Birilerinden bir şey bekleme hissi beni rahatsız ediyor. Her anlamda başka birilerinden bir şey bekleme hissi çok rahatsız edici bir his.
Babanızı dayısı Selahattin Pınar. Siz de 20 yaşından sonra piyano çalmaya başladınız. Ailede bir müzik geleneği var mı? Selahattin Pınar beni büyüten Nur Hayat Pınar'ın ağabeyi. Babam müzikle çok uğraşır ve çok klasik müzik dinler. Benim de ilgim böyle başladı. 20 yaşıma kadar ben de klasik müzik dinliyordum ama babam her şeyi bilirdi ben hayran olurdum. Sonra benim merakım artmaya başladı, babama sormaya başladım. Sonra dedim "Böyle olmayacak", piyano çalmaya başladım azıcık. Şimdi de bir ortaokul öğrencisinin çaldığı kadar çalıyorum ama daha müziğin içine gireyim diye istedim. Emir'le (Gamsızoğlu) birlikte Andante'ye yazmaya, radyo programı yapmaya başladık sonra. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde klasik müzik söyleşileri yaptık. En son Cemal Reşit Rey'deki "Goldberg Varyasyonları"nı gerçekleştirdik. Derken derken müzik benim hayatımda bayağı iş ürettiğim bir alan haline geldi. Klasik müziğe ek olarak, Türk müziği de dinledim ama sonuçta müzik dinleyen biri oldum. Hayatımın içinde müzik çok önemli yerde duran bir şey haline geldi. Yarı profesyonelliğe kayan bir hobi diye düşünmek lazım ama benim için müzik gündelik bir şey bir taraftan. Her hafta mutlaka bir Selahattin Pınar dinlerim. Gelir yani bir anda, koyar dinlerim hemen.
Hobiniz olarak kalamadı yani müzik... Hobi kalsınlar istiyorum, bir süre sonra daha da fazla uğraşmaya başlıyorum. Müzik için öyle oldu. Yemek benim hobilerimden bir tanesi, bir tanesi fotoğrafla uğraşmak.
Henüz lokanta açmıyorsunuz ama... Gioacchino Rossini gibi. O da beste yapmayı tamamen bırakıp, yemek yapmaya başlamış bir yaştan sonra. Amatörlüğün keyfini çıkarmak lazım galiba. Bazı alanlarda amatörce uğraşmak çok keyifli.
Geçen hafta gazetelerde annenizin yakın arkadaşı Necla Omay'ın mirasını annenize ve Türkiye Komünist Partisi'ne(TKP) bıraktığı haberleri yer aldı. Siz Necla Hanım'ı nasıl hatırlıyorsunuz? Necla abla benim çocukluk figürlerimden bir tanesi. Annemin çok yakın arkadaşıydı. Benim bütün çocukluk fotoğraflarımda, doğum günlerimde, sürekli evde olan önemli bir çocukluk figürü. Rahmetli oldu, böyle bir karar almış, benim bilgim o kadar, annem daha detaylı biliyor. Yalnız bir kadındı. Bizim evimiz zaten hep kalabalıktı. Bir öz amcam var, amcalarım kadar yakın insanlar da vardır hayatımda. Müjdat Gezen, Savaş Dinçel, Halil Ergün. Haldun Dormen hem amcam, hem hocam.
(BG Editör: ceyhun)
|
21.09.2008 17:40:24
|
Taraf
|
|
|
ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Sitemizde yayınlanan tüm yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Herhangi bir başvuruda, bu yorumları yazanlara dair her türlü bilgi, adli mercilere ulaştırılacak, gerekli hukuki önlemlerin
alınmasına yardımcı olunacaktır. Editörlerimiz; hukuk veya ahlak dışı mesajları yayından kaldırabilir; sorumluların
saklı tutulan bilgilerini hukuk danışmanı aracılığıyla adli kurumlara iletir.
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|