PAZAR SOHBETİ 3
- Ali Abi merhaba. Abi senin bu hafta en çok dikkatini çeken gelişme neydi?
- Sanırım dikkatlerden kaçtı. Geçen hafta Milliyet'te Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu ile Devrim Sevimay'ın yaptığı bir söyleşi yayınlandı. Bu söyleşide DİB başkanı çok önemli bir konuyu ağzından kaçırdı. Belki de bilerek bir gözdağı olsun diye söyleyiverdi. İkisi de mümkün. Söyleşide DİB başkanı tüm Türkiye'iyi kapsayan bir "Dini Coğrafya Haritası" hazırladıklarını söyledi. Sevimay'ın "Yani bilmem ne köyünde Aleviler mi çoğunlukta, Keldaniler mi ya da herhangi bir tarikatın üyeleri mi, o köyde ihtiyaç ne, gibi…" bir çalışma mı yapıyorsunuz sorusuna başkan "Evet… Bu insanlar ne okuyorlar, din olarak neyi biliyorlar, dini bilgilerinde eksiklikleri ve fazlalıkları nedir, yanlışlık ne, hurafeleri ne, din adına yapılan yanlışlar var mı yok mu…" yı kaydedeceklerini açıkladı. Sevimay da hemen akla ilk gelen soruyu sordu "Ama acaba insanlar rahatsız olurlar mı, fişlendiklerini düşünürler mi". Başkan kuşkusuz evet fişliyoruz diyecek değildi. Ama açık net olarak bir fişleme projesi yürüttüklerini teyit etti. Evet Diyanet Alevileri fişliyor. DİB'in bu fişlemesinin Aleviler açısından hayrırlı bir amaca hizmet etmeyeceği tartışma götürmez. Dahasını düşünmek istemiyorum ama ilk aklıma gelen asimilasyon. Diyanet Alevi köylerini fişleyerek anlaşılan asimilasyon için, sapkın bir inanç sahibi olan Alevileri yola getirmek için malzeme topluyor.
Peki sence Aleviler ne yapıyor!
- Abi bu aralar AKP'li belediyelerin icraatları çok konuşuluyor. Esnaflar dövülüyor, içki yasaklamaları yapılıyor, timler kuruluyor... Sonra bir bakıyorsun ki; AKP'li belediyeler haklı çıkmış, vatandaşsa haksız. Senin belediyecilik konusunda çalışmaların bulunuyor. Ne diyorsun bu AKP'li belediyelerin icraatlarına?
-Evet yavuz hırsız tanımlaması, sözü en çok bu AKP çevrelerine uyuyor, denk düşüyor. İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Kadir Toptaş'ın söyledikleri bundan başka nasıl yorumlanır. Toptaş "Belediyeye ait tesislerde içki yasağı dünya kenti İstanbul'a yakışıyor mu" sorusuna kendi "işletmelerimizde içki içmeyeni de sosyalleştiriyoruz" şeklinde yanıt veriyor. Başkana göre içki içmeyenler düşünülerek içki yasaklanabilir. Peki içki içilen bir mekanda içki içmeyenlere zorla içki mi içiriliyor! Elbette bunun yanıtı yok. Ama AKP'li Toptaş zihniyetlerini yansıtan daha vahim bir sözle ağzındaki baklayı çıkarıyor. İçki içmeyenler dini inançları gereği içki içenlerle aynı mekanı paylaşmak istemiyorlarmış. Bu durumda belediye içki yasağını neye göre getiriyor, tabi ki dini inanca göre. Dini inanca göre idari/yasal düzenleme yapmak laiklik ilkesini çiğnemek değil midir? Tabii ki öyledir! Ama kimin umurunda. Laikliğe burun kıvıran tatlı su aydınları buna ses çıkarıyor mu! Ne gezer. Öyleyse mesele salt bir içki meselesi olmanın çok ötesinde. Toplumsal hayatı her hangi bir dinin gereklerine göre düzenlemek söz konusu olabilir mi olamaz mı? Olur ise diğer inanç sahiplerinin, inançsızların durumu ne olur? Cevap yüzde 99 Müslümansız demagojisinde saklı. Farklılıkların olabileceği, onların da haklarının olabileceği AKP zihniyetinde asla akla gelmiyor.
- Bu Amerika'daki finansal kriz "Kapitalizm çöktü" fikrini yaygınlaştırdı. Hatta "Marx haklı mı?" tartışması ortaya çıktı. Ne diyorsun abi? Sosyalizme mi gidiyor dünya? Çöküyor mu kapitalizm?
-Marx haklı çıktı. Evet bunu söyleyen bir İngiliz piskopos. Anglikan Kilisesi lideri Canterbury Başpiskoposu Rowan Williams'ın sözleri gerçekten de son derece dikkat çekici oldu. "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinlerci" anlayış dünyaya egemen olduğu takdirde vahşi kapitalizmin insanlık için nasıl bir felaket olacağı görüldükçe samimi, dürüst insanların elbette Marx'ı anması kaçınılmaz olacaktı. Piyasanın her şeyi çözeceğine dair inanç ya da yaratılan efsane Amerika'da tepetaklak oluverdi. Derin bir kriz kapitalizmin mabedini sarıverdi. Bizde de özelleştirme çığırtkanlığı yapanlar, kamunun mallarının ona buna peşkeş çekilmesi için bayrak sallayanlar piyasa ilahına secde ediyordu. Devlet müdahale etmesin, ekonomiden çekilsin, piyasa kendisini düzenler! Evet düzenledi piyasa , işsizlik, pahalılık, yoksulluk ve yolsuzluk olarak! İnsanlık için yıkım olarak. Ak sakallı bilge Marx'ın haklı çıkması yetmiyor ki! Vahşi kapitalizmi bir daha dönmemek üzere cehennemin dibine göndermek gerekiyor. Maalesef geçen yüzyıldı insanlık adına bir düş kırıklığı yaşandı. Fakat yaşadığımız süreç yeni düşler kurmaktan vazgeçmemek gereğini bir kez daha hatırlatıyor bize. Hem de bir piskopos aracılığıyla!
- Yine gündem hakkında can alıcı yorumlar yaptın. Teşekkür ediyoruz. Ama bu arada bayramda ne yaptığını sormak istiyorum...
-Evet ağır konulara daldık birden. Bayramda Bursa'nın bir sahil köyüne gitmiştim. Ankara'dan uzaklaşmak insan sağlığına iyi geliyor! Fakat bir garip havası var Ankara'nın mıknatıs gibi çekiyor insanı. Deniz havası biz Ankaralılar için hep geçici bir şey. Yani bugün yarın bitecek bir şey. Ve biz kuru bozkırımıza tekrar döneceğiz. Ankara bizim için bir büyük kasaba. Her şeye bir çırpıda ulaşabileceğimiz, meydanında her an dostlara arkadaşlara rastlayabileceğimiz avuç içi bir yer. Biz Ankara'da yaşarken büyük işlerin Ankara'da döndüğünü, büyük kararların burada verildiğini hiç düşünmeyiz, o zaten olması gerekendir. Siyaset Ankara'nın soluk aldığımız havasının zorunlu bir unsurudur farkına varsak da varmasak da.
Bilmiyorum başka şehir tanımadığımız için midir nedir, Ankara bizim için hep güzeldir. Tüm bahtı karalar da Ankara'yı görmek istediğine göre, güzelliği tescillenmiş olsa gerekir.