|

Son günlerde adından sıkça sözettiren Red Dergisi'nin önemli isimlerinden Hakan Gülseven'le Alevionline röportajı.
Geçtiğimiz günlerde 10. sayısını yayınlayan Red Dergisi, Leman yayın grubundan çıkıyor. Kendine has dili ile, kendine has bir takipçi kitlesi edinen dergi oldukça politik, lakin diğer politik dergilerden üslubuyla ayrılıyor. Genelde gençlerin takip ettiği RED'in yayın ekibinin en önemli isimlerinden birisi ve derginin fikir babası Hakan Gülseven. RED Dergisi'nin 10. Sayısı - Temmuz 2007
Hakan Gülseven, 1969 yılında Ayvalık'ta doğmuş. 1986 yılında başladığı ODTÜ'den onlarca kınama ve uyarı cezası almış. 3.5 yıl uzaklaştırılmış. Hatta iki kez okuldan atılmış. Lakin mahkeme kararıyla döndüğü okulunu 13 yılda tamamlayarak 1999 yılında mezun olmuş. 1997'den 2006'ya kadar 9 yıl da Radikal'de çalışmış. Radikal'den ayrıldıktan sonra Mehmet Çağçağ'ın başında bulunduğu mizah dergisi Leman'ın ekibine yeni dergi fikrini götürmüş. Leman ekibinin kabulüyle de RED ortaya çıkmış. Hakan Gülseven'le, içerikli bir röportaj yaptık. Kendisine; Hakan Gülseven'i, Red'i, ülkeyi, solu ve Alevileri sorduk. Şimdi sözü Hakan Gülseven'e bırakıyoruz: ALEVIONLINE: Öncelikle bir ufak tanıtım isteyelim sizden. Red ne zaman, kimler tarafından kuruldu? Kaç sayı çıkardı? HAKAN GÜLSEVEN: Çok uzun bir süredir, RED gibi bir dergi çıkarmayı istiyordum. Radikal’den ayrılıp, Leman ekibiyle böyle bir dergi için görüştüm. Sağ olsunlar, bu türden bir derginin zarar etme olasılığı çok büyük olmasına rağmen, basmayı kabul ettiler. Tabii kadro meselesi vardı; aynı düşünceyi paylaştığımız, yani Marksizmi referans alan bazı arkadaşlarla bir araya geldik. Bu işi yapabileceğimizi düşündük. Yazarımız Baba Hakkı bizim için çok önemli biri, o yazmayı kabul ettikten, hatta böyle bir projede yer almaktan heyecan duyduğunu söyledikten sonra, pek kuşkumuz kalmadı. Dergiyi Ekim 2006’da çıkardık. Temmuzda da 10. sayımız çıktı. Ve bugüne kadar pek çok okurumuz, derginin muhtevasına olsun, görüşlerimize olsun, tam destek vermeye devam ediyor. Pek çok genç RED’çi ortaya çıktı, Anadolu’nun dört bir yanında ve bu arkadaşlarımız aynı zamanda yazarlarımız haline gelmeye başladı…
ALEVIONLINE: "Bu çarkı Türkçe, Kürtçe, Arapça, Farsça reddediyoruz" diye bir sloganınızı okuduk. Hangi çark, bu çark :) Ve ilişkili olduğu için ekliyorum. İsimden kastedilen RED nedir? Hem sıfat, hem fiil olan red mi?
HAKAN GÜLSEVEN: Bu çark, bozuk düzenin her türlü çarkı… Bozuk düzende sağlam çark olmaz. Bozuk düzen kapitalizmdir. Kapitalizmi reddediyoruz. ‘Red’ Ortadoğulu bir laf: Kürtçe, Türkçe, Arapça, Farsça aynı şey: Karşı çıkmak, itiraz etmek, kabul etmemek anlamına geliyor her dilde. E, tabii bir de İngilizce anlamı var. Kızıl demek İngilizce. Bize hiç de ters değil. Kızıl rengi seviyoruz… ALEVIONLINE: RED'in genel çizgileri var mı? Genel olarak RED'in somuta indirgenebilecek duruşunu nasıl açıklarsınız? Anladığımız kadarıyla milliyetçilik karşıtı bir yanınız var. Neden? Ve bu yanınız dışındaki özellikleriniz nelerdir? Yoksa RED bir yazarlar bütünü mü? Yani RED'in duruşundan ziyade yazarların duruşu mu ön planda?
HAKAN GÜLSEVEN: RED kaderini emekçilerle birlikte çiziyor. “Patronlara karşı işçiler her zaman haklıdır!” diyoruz. RED gerçek emekçilerin, yaşamaları için alın terinden başka hiçbir olanağa sahip olmayanların yanında yer almaya yeminli. Emekçilerin birliğinin yarattığı güç ve olanakları kendi çıkarları için istismar etmekten çekinmeyen ve her kritik süreçte sınıf düşmanlarına hizmet eden sendikal bürokrasiye/aristokrasiye karşı mücadelenin, patronlara karşı mücadeleden ayrılamayacağını söylüyor. RED, her türlü ezilen kesimin güçlüler/ezenler karşısında savunusunu üstleniyor. Bugünün dünyasında ve bugünün Ortadoğu’sunda kararlı anti-emperyalizm, devrimciliğin zorunlu şartıdır. ABD’nin Ortadoğu’yu insanlarıyla birlikte parça parça etmeye çalıştığı ve bu saldırıya ‘BOP’ (Büyük Ortadoğu Projesi) adı vererek işbirlikçilerine taşeronluk dağıttığı koşullarda, emperyalizme karşı mücadele, devrimciliğin ilk ve zorunlu şartı olduğunu düşünüyoruz. RED Irak’ın şehirlerini emperyalizmin devriyeleri için cehenneme çevirenlerin, Filistin’deki çocuk generallerin yanındadır. Emperyalizmden barış ve demokrasi bekleyenlere karşı, ölerek özgürlük isteyenlerin yanındadır. RED Avrupa Birliği’nden medet umanlara karşı da, net olarak AB’nin ABD politikalarının güdümünde emperyalist bir merkez olduğunu söylüyor, emekçi, göçmen karşıtı politikalarını teşhir ediyor. RED’in pusulası, dünya çapındaki emekçilerin ortak devrimci mücadelesi ile belirlenen enternasyonalizmdir. Tek tek ülkelerdeki devrimci mücadelenin enternasyonalist perspektif olmaksızın başarıya ulaşmasının olanaksızlığının farkındadır. RED, ulusal bencilliğin devrimden önce de sonra da devrimciler için en büyük tehlikelerden birisi olduğunu hiçbir zaman akıldan çıkarmamak gerektiğini savunuyor. RED tüm milliyetçiliklerden ve dinsel gericilikten berrak bir biçimde ayrışmadan bu bölgede devrimci kalmanın olanaksız olduğunu vurguluyor. Emperyalizmin siyaseti ulusal ve dinsel boğazlaşmaları kışkırtarak bölgede bir dehşet dengesi yaratmaksa, RED de milliyetleri ve mezhepleri birbirine düşürmeye çalışan emperyalizme karşı, halkların anti-emperyalist kardeşlik cephesi bayrağını yükseltiyor. Halkların kardeşliğini ve ortak çıkarlarını gözetmeyen hiçbir siyasi hat ve siyasi eylem anti-emperyalist değildir. Tersinden de ifade edebiliriz. Anti-emperyalist olmadan halkların kardeşliğini istemek olanaksızdır. Buradan hareketle, RED, Kürt halkının var olma hakkını reddeden ve emperyalizmin rızasını alarak alışılmış imha ve inkar politikasına girişmeye çabalayan Türk milliyetçiliğini de, Kürt halkının ezilmişliğini onları emperyalizmin piyonu haline getirmek için kullanan ve emperyalizme direnen Irak halkına karşı silahlı hareketlere yönelen Kürt milliyetçiliğini de reddediyor. RED, sokağın diliyle konuşan, günlük yaşamdan yola çıkarak siyasi gerçekleri teşhir eden, emekçilerin, kenar mahalle gençlerinin, yoksul öğrencilerin, ellerinde gururla taşıyacakları, liberal gevezelerin suratına tokat gibi çarpacakları bir siyasi gazetedir. RED, patronların ve emperyalist ağalarının talan düzenine karşı, isyanın sesidir… ALEVIONLINE: Siz ve RED'in diğer yazarları hakkında da çok kısa bilgi alabilir miyiz? Ziyaretçilerimizden merak edenler olacaktır.
HAKAN GÜLSEVEN: (Benim durumum yukarıda anlatıldı) RED yazarları, aslan gibi arkadaşlar. Çoğu çok genç. Fakat zihinleri çok berrak. Giderek genişleyen bir yazı kadromuz var. Ayrıca başyazarımız Ümit Dertli eski Ankara Hukuk öğrencisiyken tutuklanıp uzun süre ceza yattı, cezaevinden çıktıktan sonra tekstilde işçilik yaptı, tekrar üniversite sınavına girip Türkiye’nin ilk 1000’ine girdi. Baba Hakkı, Türkiye’nin bence en önemli sosyalist aydınlarından. Daha pek çok yazarımız var. Fakat bu yazarların en önemli özelliği, “Ben aydınım!” diye piyasada dolanmaması; işin artistik yanı yok yani. Sadece yazıyorlar ve çok iyi yazıyorlar. ‘Artistik’ alandan gelen Serhat Özcan, biliyorsunuz, aktördür ve halkın çok sevdiği bir oyuncudur; o da son derece mütevazı bir biçimde dergimize katkıda bulunuyor, çok güzel yazılar yazıyor. Ama dergiyi esas genç arkadaşlarımız omuzluyor. Mahir Ükünç, Tuna Poyraz, Özgür Deniz Duman, Ali Ersin Kelleci, Serhat Nigiz, İnan Ayrıbaş, Canan Özcan, Onur Göktepe, daha adını anamadığım dünya kadar arkadaşımız, bizim dergimizle yazarlığa başladılar ve gerçek birer yazar olduklarını kanıtlayacaklarını göreceksiniz…
ALEVIONLINE: Bir röportajınızda okudum. Belki yeri değil ama "Sol söylemini kaybetti" diye bir cümleniz var. Ülkede "solsuzluk" ciddi oranda hissediliyor gerçekten. Bir "çıkış" yolu arayan çok gibi duruyor ama pek bir ilerleme gözükmüyor. Çok kısaca buradaki "söylem kaybetmeyi" biraz açabilir misiniz? Kaybetmekten kasıt; solun değişmesi mi, yoksa değişmemesi mi? Yani sol değişti ve kimliğini mi kaybetti yoksa değişen dünyaya ayak uyduramadı mı?
HAKAN GÜLSEVEN: Sol ne değişti, ne değişmedi. Biraz tuhaf ama izah edeyim. Sol şu anda 30 sene önceki kalıplarla ve dogmalarla hareket ediyor, ama üzerinde hareket ettiği zemin, değişen toplumsal yapı. Haliyle, ortaya ciddi bir çelişki çıkıyor ve günlük yaşamını sürdüren pek çok genç unsur, iş siyasete gelince, bir solculuk durumu varsa, başka bir elbiseyi giyip oraya katılıyor, ardından elbiseyi çıkarıyor ve tekrar hayata karışıyor. Biz bugünkü hayatla devrimciliği buluşturmalıyız. Bunu yaparken, ilkelerden ödün vermemeliyiz ama dilimiz günün dili olmalı, sokakta konuşulan dil olmalı. İşin ikinci boyutu ise, Türkiye’de solun 1970’lerin kutuplaşması üzerine kurulmuş olması. Sovyetik, Çinci, Arnavutlukçu ya da gerillacı akımlar doğrudan transfer olmuştu Türkiye’ye. Fakat şimdi dünya bambaşka bir noktaya geldi. Moskovacı ve Çinci akımlar başta olmak üzere, tüm akımlar gerçeklik zeminlerini yitirdi. Kimi taşlaştı, eskiyi aynen savunmaya çalışıyor, kimi ise “günün gereklerine” uymak adına Baskın Oran gibi bir Avrupa Birlikçi radikal burjuva demokratını destekliyor. Anlayacağınız, Türkiye’de sol dibe vurdu. Hem dil olarak, hem teorik olarak, hem de örgütsel olarak sol yeniden kurulmalı. Dünyada yaşananların devrimci bir çözümlemesi yapılmalı; geçmiş hatalar aşılmalı, militan, kitlelere dayanan bir mücadele yeniden kurgulanmalı… Ve ille de işçiler yeniden devrim ve sosyalizm saflarına kazanılmalı. Aksi takdirde, gelişmelerin peşine takılan saçma bir varoluşun dışına çıkılması mümkün değil. ALEVIONLINE: Güncel bir soru. Cumhurbaşkanlığı konusunda sizin kişisel fikriniz nedir örneğin. Yani şu seçim durumları. Red, Tayyip'i nasıl reddediyor?
HAKAN GÜLSEVEN: Tayyip’e temmuz sayımızda, Baykal ve Ağar’a da dediğimiz gibi, “Hadi len!” dedik. Bunların terbiyesini kontrol ettirmek lazım. Hepsi Odalar ve Borsalar Birliği Genel Kurulu’nda el ele horon tepti, şimdi meydanlarda birbirlerini tepiyorlar. Bunların seçeceği cumhurbaşkanından ne hayır gelir ki? Yetmez, bu anayasaya göre seçilecek cumhurbaşkanı cacık bile yapamaz. Dolayısıyla, biz başta Tayyip olmak üzere, tüm burjuva siyasetçilerinin, tüm sülalelerini alıp gitmelerini rica ediyoruz… ALEVIONLINE: Red'(d)i konuştuk. Peki okuyucular ne durumda? Beklediğiniz ilgiyi bulabildiniz mi? Okuyucu profilinizi genel olarak kimler oluşturuyor?
HAKAN GÜLSEVEN: Bizim okurlarımız çok çeşitli. Farklı sol grupların liderlerinin elinde de görüyorum RED’i, liseli genç arkadaşların ve çok genç işçilerin elinde de. En çok hoşuma giden, RED’i gençlerin okumasıdır tabii. Çünkü o koskoca liderler laftan anlasaydı, bugün halimiz böyle olmazdı! ALEVIONLINE: Red'in geleceği ne? Ne gibi planlarınız var Red'le ilgili?
HAKAN GÜLSEVEN: Samimi konuşmak gerekirse, RED’in giderek daha fazla yayılmasını istiyorum; tezgahında çalışan bir işçinin, okulunda okuyan bir öğrencinin, yanındaki arkadaşları saçmaladığı zaman, RED’i koltuğunun altından çıkarıp, “Al ulan, adamlar yazmış işte, oku da kafan biraz açılsın,” der hale gelmesi en büyük dileğimdir. Daha büyük dileğim, o arkadaşların RED’e yazıyor hale gelmesidir… ALEVIONLINE: Alevionline'ın günlük bin civarı ziyaretçisi var. Onlara sizin iletmek istediğiniz bir şey var mı?
HAKAN GÜLSEVEN: Ben Alevi kökenli değilim. Ama eşim Alevi kökenli. Anam emekli öğretmendir; ilk öğretmenliğe başladığı köy, Balıkesir’de, Kaz Dağları’nda Tahtakuşlar adlı bir Türkmen/Alevi köyüdür. Anamın hâlâ en sevdiği insanlardan biri, o köye çocuk yaşta öğretmen olarak gittiğinde kendisine kucak açan Elif Hanım’dır. Ben doğmadan evvel oluyor bu. Ama geçen yaz, yazarımız Baba Hakkı’yla beraber Elif Hanım’ı ziyarete gittim, çok az ama fırsat buldukça giderim. Evlerine evim gibi girerim… Eşi Ali Abi, yine bizi neşelendirdi. Ne dost bir insan! Ama her zaman neşeler yok işte. Sivas Madımak Oteli’nde yakılan Hasret Gültekin, Asaf Koçak, semah ekibinin gencecik ve sevimli Saraç Köylüleri Nurcan Şahin, Özlem Şahin… Onlarla tanışma fırsatı bulduğum için bir yandan çok mutluyum, bir yandan da acıları yüreğimden gitmediği için çok şanssız olduğumu düşünüyorum. İnsan sıfatı taşıyan bir güruhun, gerçekten insan olanları yakmasına tanık oldu ya bu gözler, biz ne talihsiz bir nesiliz diye düşünmeden edemiyorum. Bırakın bizzat tanıdığım isimleri, Sivas’ta benim, eşimin ailesini katletmişler gibi hissediyorum. Alevilerin asırlardır yaşadığı acılara, Alevilerden daha fazla isyan ediyorum. Ve, hariçten gazel okumak gibi olacak ama, Alevilik adına şu düzen partilerinin, hele hele MHP’nin, AKP’nin peşine takılanlar var ya, burunlarının üzerine birer yumruk çakmak istiyorum. Ve istiyorum ki, şu sahtekarlar olmadan, kardeşçe, insanca yaşayalım; ne mezhepten olursa olsun, herkes Tokatlıların Turnalar Semahı’nı izleyebilsin, o ahenkten, o güzellikten yararlanabilsin…
Hakan Gülseven'e teşekkür ediyoruz. Alevionline / Ceyhun Günal
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|