|
|
|
2 Temmuz, ülkemde değişime, gelişime, bilime çaba gösterenler için acı bir gün idi. 2 Temmuz sonrasında ülkemde demokrasiden, insan haklarından, özgürlüklerden ve eşitlikten yana olan, miting, gösteri, eylem, toplantı, panel, seminer ve etkinlikler bir bütünlük arz eder. Hemen hepsinin işlediği tema örgütlü bir topluma yapılan vurgudur. 2 Temmuz bir yanıyla ülkem insanının zaaflarını ortaya çıkarmış, örgütsüzlüğünün ve güçsüzlüğünün boyutlarını ortaya koyarak siyasi alandaki dağınıklığı gözler önüne sermiştir.
|
Diğer yandan gücün nereye ve kimlere evirildiğini ise canlı yayından Türkiye'm izlemiştir.
2 Temmuz'dan alınması gereken ders çokça ezber edildiği halde ve halen kürsülerden kitlelere anlatılmaya çalışılmasına rağmen, toplumsal uyanış bir türlü yeterli ve beklenen seviyede olmamıştır.
2 Temmuz, ülkemde artan gerici faaliyetlerin iktidar yürüyüşünde bir deney ve bu yoldaki azgınlığın açık bir şovu olmuştur.
2 Temmuz akşamı ekranlarının başında olanlar okudukları altyazılardan hemen sonra bir tek gerçeği kafalarında somut olarak gördüler."Örgütsüz toplum her zaman yenilmeye ve ezilmeye mahkûmdur."
2 Temmuz'un belirgin bir biçimde ortaya koyduğu iki siyasi akım oldu. Birbirine zıt iki düşünce ve eylem biçiminin aynı anda susmasının ironik bir yanı vardı. İslami akımlar ve örgütlülüklerden yana tavır koyanlar, sağ yelpazede kendisini tanımlayanlar (kısaca sağcı diyeceğim) ile kendisini ilerici, devrimci sayanların (İlerici genel tanımını kullanacağım) sustuklarına şahit olduk. Sağcılar sustu çünkü onlar bu pervasız güç denemesinden ummadıkları bir başarı ile çıkmışlardı. Sustular çünkü iktidarlarını o gün kurmuşlardı. Sıra yavaş yavaş, Parlamenter yolla yapılacak köklü değişikliklere gelmişti. İlericiler sustu çünkü ciddi bir örgütlenme arzusu kısa sürede yitip gitti. Örgütlülükler kendi içindeki ayrım noktalarında takılıp kalırken, toplumun büyük bir kesimini kucaklama şansını ellerinden kaçırdılar. Her köy kendi derneğini kurdu, her farklılık kendi alanında kendi kozasını ördü. Örgütlülük çağrıları bu kozaların içinde meşru görüldü. Kozalar birbirine mesafeli ve hatta düşman bir tutum içine girerek ayrıştı. Böylece çok örgütlü ancak birbirinden izole koca bir suskunluk çıktı. Elbette tüm bu kozalardan bıkıp usanıp tepki geliştirenlerin eğilimlerini merak edenlerde vardır."Biz kaç kişiyiz?" diyenler sanırım bu usancın ve bir ölçüde bıkkınlığın yeşerdiği alanlardan biridir.
2 Temmuz sonrasında Aleviler merkezi örgütlülüklerini (Alevi Bektaşi Federasyonu) kurdular. Siyasi gidişat içinde "siyasete müdahil olmaya" ve bu müdahilliğin yönünü solda tanımlamaya gayret gösterdiler. Kürtler bir süredir süren Kürt eksenli politikalar ile gittikçe milliyetçileşerek sağa savruldular. Birleşik ve ortaklaşmış bir Demokrasi ve eşitlik projesi yaratılmasına değil, şiddet ortamının üzerinden yükselen buhrandan ve kısır döngüden beslenen bir siyaset yapmaya özen gösterdiler. Sol siyasi yelpazede ise, biçim değiştiren ancak özde değişmeyen Sosyal Demokrasi çizgisi gittikçe muhafazakar ve gittikçe içe kapanan bir görünüm ile siyasi alternatif olmaktan hızla uzaklaştı."Ulusalcı" diye anılan ittifak görünümlü bölünmeler yoluyla zayıflayan Sosyal Demokrasi hareketi asıl güç kaybını, savunduğu değerlere tamamen zıt düşüncelere kayması ve Milliyetçilik hastalığına yakalandığında yaşadı. Toplumun beklentilerinden çok ötede sürdürülen rejim tartışmalarında toplumun gündeminden hızla uzaklaşıldı ve ortaya bu günkü zayıf ve itibarsız durum çıktı. Kendisini bu ülkedeki her sorunun çözüm noktası gören ve özgürlükler vaat eden sol ise kitleler ile buluşmasına her daim geç kaldı. Ya da verilen randevuya bizler geç gittik. Ülkemin Doğu'sundan da ötede süren operasyonlar, türban tartışmaları, Ergenekon davası, Gazi Mahallesi katliamı anması, ABD'nin Ortadoğu projesi, seçim havasında bir bir açılmaya başlanan paketler altında yazılan bu yazının bir anlamda yitip gitmek ve anlaşılmamak tehlikesi var. Ancak bir gerçek daha var ki, korkularımızdan ve dağınıklığımızdan güçlenip iktidar olan anlayışların bu gün ürettiği sorunlar ile uğraşmak zorunda değiliz.
Emekçiler yarın iki saatlik bir uyarı eylemiyle işi durduracaklar. Korkusu olan iyi baksın ve baktığını iyi anlasın."Sosyal güvensizlik" yasasına ve bu iktidarın kazanılmış haklarımızı geri almasına karşı örgütlülükten başka, bir olmaktan başka yol olmadığının görülmesinde daha fazla gecikilmez umarım. Önümüzde yerel seçimler var. Bu eylemlerin yeni bir siyasi direnç hattı oluşturup oluşturamaması ise tamamen İlericilerin bu somut durumdan somut vazifeler çıkarıp çıkarmayacağına bağlı. Madımak'ta kendisini sınayanlara asıl cevabı buradan vermek ve artık bu iktidarı frenlemek için, emekçilerin bu haklı mücadelesine destek vermek gerekir. Sonrasında ise siyasi bir alternatifin bu hatta kurulması, solun ve emekçilerin ortak çabaları ile neden olmasın?
Yılmaz Özçay
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|
|
|
Haberi Değerlendirin
Bu haber için oy kullanan 7 ziyaretçimizin puan ortalaması: 3,43
|
| |
| Renkhaber Oldukça İddialı |
Alevionline'ın da yayın yönetmeni olan Ceyhun Günal'la, Ali Ersin Kelleci arkadaşımız samimi ve faydalı bir sohbet gerçekleştirdi. Günal'ın yayın yönetmenliğini yürüttüğü Renkhaber üzerine olan söyleşide Alevionline'la ilgili planlar, yaşanan sıkıntılar ve internetteki faaliyetler konuşuldu. Röportajı aktarıyoruz:...
|
|
|
|
|
|
|
|
|