Aleviweb
                                   Alevilerin İlk ve Tek Günlük Gazetesi  
 

Haftanın Çok Okunanları
Devamını Oku Engin Nurşani Taburcu Oldu
Devamını Oku ÖDP'de Bölünme Tehlikesi
Devamını Oku ENGİN NİN SAGLIK DURUMU RÖPORTAJ VİDEO
Devamını Oku Engin Ceber Nasıl Öldü?
Devamını Oku Pazar Sohbetleri - 4

En Son Yorumlananlar
Devamını Oku CHP'nin Ankara Adayı Belli Oldu
Devamını Oku Taraf; Aktütün Saldırısı Biliniyordu
Devamını Oku Engin Nurşani Yürüyor
Devamını Oku Nurşani Gözlerini Açtı
Devamını Oku Dualarımız Engin Nurşani'yle

Tele Rehber - Televizyon Rehberi

Basında

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum

Sitemiz
Mozilla Firefox
Internet Explorer
Opera
Safari
ile test edilmiştir.




RSS / XML
RSS 0.91

Alevi Siteleri Listesi

Anasayfa> Yorum/Analiz> Sivas Yangını Daha Uzun Süre Sönmeyecek
 Sivas Yangını Daha Uzun Süre Sönmeyecek

Emel SungurGünlerdir internet sayfaları gazeteler  Sivas'ı yazıyor, Sivas'ı konuşuyor , Sivas'ı söylüyor. O gün yeni doğanlar bu gün 15 yaşında , o gün 15 yaşında olanlar bu gün 30 yaşında çoluk çocuğu kavuştular.Yazılan yazılar aşağı yukarı ayni dil ve ayni kaynakçayla yazılmış.





Sivas; yangının daha uzun süre  sönmeyecek;

 

Emel Sungur

 

            Günlerdir  internet sayfaları gazeteler  Sivas'ı yazıyor, Sivas'ı konuşuyor , Sivas'ı söylüyor. O gün yeni doğanlar  bu gün 15 yaşında , o gün 15 yaşında olanlar bu gün 30 yaşında çoluk çocuğu kavuştular.Yazılan yazılar aşağı yukarı ayni dil ve ayni kaynakçayla yazılmış.  Elbette o süreci uzaktan yaşayıp hissedenlerde olacaktır ancak onların yapacakları ; izlemek , anlatılanları dinlemek , haklı ve haksız eleştirileri ayırıp belleklerine yerleştirilen tarihi yanlış belgelememek.,

             Hep şikayetçi olduğumuz " resmi tarih "yanlış yazılıp bu güne taşınmıştır. Yazılan kitaplar , okunan deyişler , çekilecek flimler , sahnede sergilenen tiyatroların her dönemde olduğu gibi  aileleri , yakınları , yaşananları yaşayanlar tarafından yansız olarak dinlemeden yazıldığında ve oynandığında ayni "resmi tarih "gibi gelecek yüzyıllarda toplumu yanıltacağını düşünmekteyim.

              O günden bu güne gelinen süreçte yaşayanlar ne yazık ki  işte o günün küçükleri bugünün büyükleri o günü yaşayanlar yarın yaşlı veya yaşamıyor olacaklar..İşte bu noktada  doğruyu yaşayanların yazması en gerçekçi olanıdır. Ben 15 yıldır yaşadıklarımı da belleğime  yazdırmaya özen gösteriyorum. İtirazımın haklı olması için en doğru yolun belgelerin konuşmasından  kaynaklanacağına inanıyorum.

 

             2  Temmuz Katliamı kimilerinin unutturmaya çalıştığı , kimilerinin  yeni suçlular ürettiği bir dönemini ,  bir bölümünü sadece elimde olan belgeler ve yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

              İlk olarak organizasyonun yapılma sürecini anımsadım.; yapılan toplantılar , saptanan isimler ,arada yaşanan tartışmalar . Bunu yaşayanlar ve  henüz hayatta olanlar ; kendi aralarında  verilecek hesapları konuşulmalı , söyleyecekleri varsa dillendirilmeli , beyinlere yerleştirilmeye çalışılan soru işaretleri ortadan kalkmalı ve dönülmeli asıl  sorumlulara.

              AKSİ HALDE TÜKENEN VE BİRBİRİMİZE KİNLENEN BİZ OLUP , KENETLENEN VE BÜYÜYEN , ÖDÜLLENDİRİLEN İŞİN  ASIL SORUMLULARI OLUYOR.. Zaten 1993'ten sonra  biri ödüllendirilerek parlamentoya getirilmişti ; Karamollaoğlu.

               Belki de bir sürüsü ödüllendirilerek iktidara taşındı.

               Sivas'a yola çıkıldı . Otobüslerde yer bulunamaması nedeniyle gidemeyenler gönül koydu , ailelerin bir kısmı incindi , "benim çocuklarımı ayırdınız" diye. Bu işlemleri organize edenlere haberler yollandı " bizim çocuklara da yer bulun " diye.

               Biliyordum çünkü  bende bunlardan biriydim , çok istedim onlarla yola koyulmayı ancak evde konuklarımın olması nedeniyle Etkinliklerin Banaz'daki bölümüne katılacaktım   . O zamanlar böyle değildi hepimiz arkadaştık ve ben konuşma talebimi kendim dile getirmiştim  organizasyon prog ramını hazırlayan iki arkadaşımda bu talebimi kabul etmişti.Banaz'da  konuşmacıydım. Bu süreçte bir siyasi partinin P.M üyesi , İHD ' nin Kadın Komisyonu üyesi , Eğit-Der üyesi ve başka bazı örgütlenmelerde katkı sunmaktaydım. 80'sonrası yok olan  dünyamızı yeniden el ele vererek  kurma çabamız bizleri birbirimize yaklaştırmıştı , mecburduk birbirimize şimdi olduğu gibi  her yerde var olmaya güçlü görünmeye mecburduk..

             Bulunduğum  siyasi parti iktidar ortağı partiydi , haksızlığa uğramış biz ve bizim gibiler için o günlerde adeta sığınacak bir limandı. Toplumun  ufak tefek taleplerini yerine getirebilmek çabası içindeydim ve  Yerel Yönetimler bizler için çok önemliydi profesyonel olmadan , hiçbir kişisel beklentim ve yararım olmadan hepsine katkıda bulunmaya çalışıyordum. Altındağ Belediyesinde kadın toplantısı . Yenimahalle Belediye'sinde mahalle çalışması gibi ayrıca bu belediye başkanlarının ne yazık ki bir kısmı ön seçimde oy vermediğim adaylar olmasına rağmen katkı sunuyor ve koşturuyorduk..(Büyükşehir Belediyesi bunlara örnekti, , ne yazık ki o zamanda bu gün   gibi yaygın olmasa da  kayırmacılık ve ayrımcılık vardı.)

O gün yöneticisi olduğum partinin üyeleri ve Kadın Komisyonu tarafından hala örnek verilerek  konuşuluyor olmamız bu çalışmalarımızdan ve vermiş olduğumuz  emeklerimizden  kaynaklanmaktadır  .

           Tekrar gelelim Pir Sultan Abdal Etkinliklerine ; 2 temmuz gecesi için almış olduğum biletimi uzun yıllar yırtmadım ve taşıdım. Gece saat 24'te otobüse binecektim , sabah sendikadan arkadaşlar karşılayacak ve onlardan birinin arabasıyla Banaz'a  geçecektik.

Öğleden sonrada panelim vardı. Ancak Ankara'da kalmıştım ve keşke olmasaydım , görmeseydim gözümüzde büyüttüğümüz , lider dediğimiz , hiçbir beklentisiz emek verdiğimiz yüzleri .Daha yakın tanıma fırsatı bulduk ancak yeniden hayallerimiz yıkıldı.

           

           Televizyon izliyor bir yandan da gitme hazırlığı yapıyordum. Misafir bir arkadaşımız vardı ve hiç unutamadığın bu tablo çakılı kaldı belleğime.

            Başlamıştı acımasız haberler , ardı arkası kesilmeden sıralanmaya , nasıl giyindim , nasıl kendimi partiye attım onu anımsamıyorum ama partideydim . Sizlerle belki 10. kez paylaştığım partidekilerin listesini yine paylaşmak istiyorum , Tevfik Çavdar hoca , Önay Alpago , Etem Cankurtaran , Ziya Halis , Erzan  Erzurumluoğlu  daha sonra ki saatlerde gelenler Kazım Sönmez , Mustafa Pınar , Sümer Demirel , Müslüm  Aldede ve   gelip giden sayılı partili arkadaşlar.

           Sayın Halis ile partideki birliktelik süremiz çok kısa sürdü ( hitaplarda zaman zaman resmiyetten uzak ifadeler kullanırsam saydığım isimlerle  çok yakın arkadaşlığımız olmasından kaynaklanmaktadır. Hepsi çok eski arkadaşlarım ve dostlarımdır. ) Ziya  Sivas'la konuşuyordu gittiğimde. Ve çok kısa süre  sonra  bizi bilgilendirerek yola çıktı ; hatta benim gitme talebim oldu ancak şehre giriş çıkışlar yasaklanmıştı ve bende arkadaşlara sorun olmak istemiyordum.Bunun  nedenli doğru karar olduğu ilerleyen saatlerde ortaya çıkacaktı , umarım bu ifade korkumdan kaynaklı diye düşünülmez.

           Başlamıştı telefonlarla  bir yerlere ulaşıp feryatlara cevap verebilme  çabaları ,  zannediyorduk ki ; bu dünya eskiden beri kurmayı düşündüğümüz bir dünya , bizi yalnız bırakmazlar , sahip çıkarlar diye düşünüyorduk ama  ne yazık ki çağırmadan gelen yetkili ve etkililer yok gibiydi , nerden bu feryatları dindirebilecek , duyabilecek  insanlar bulacaktık . O GÜNKÜ SEKRETER ARKADAŞLARDAN BİRİ FATOŞ FEROĞLU ( İsmet Demirdöğenle evlendi daha sonraki senelerde.) kızım gibiydi rengi artık sarı , siyah arası bir renge dönüşmüş gözlerinin gençlik feri ne yazık ki yok olmuştu .Sürekli aratıyorduk sağı solu daha çok resmi kurumlar ve bürokratlarla  Etem Cankurtaran görüşüyor bende yönetici arkadaşlarımı arıyordum ; aradıklarımda biri Sayın Genel Sekreterdi ve bir kokteylde olduğunu eşinden öğrendim , evde yoktu.3 kez aradığımda evde  yakaladım Genel Sekreteri , bilgisi vardı ancak ehemmiyeti noktasında biraz farklı noktadaydı bende Cankurtaran'ın yapmış olduğu konuşmaları ve Ziya'nın yaptığı konuşmaları  bir kez daha paylaştım yine anlaşılamadı her halde çünkü yanıt "gelmem gerekiyor mu?"  oldu dayanamayıp ağlamaya başlayınca " o zaman geleyim" dedi kendileri.

        Geldiler ancak gelen haberlerde artık  kolumuzu kanadımızı kırmış noktadaydı . Belki de şuursuzca koşturuyorduk. Bu arada ikinci telefon ve yaşadığımız yeni bir  hayal kırıklığı  yaktı bizi Etem Genel Başkanı aramıştı , bilgi veriyordu .Elbette  Genel Başkana başka kanallardan da bilgi geliyordu , çaresizlik te tek çarenin yok etmek olduğunu düşündüm ilk kez o gün , kendimi yok etmek  istedim  yanlış olsa da  belki de başkalarını da . Bir şey yapamama oteldekiler kadar yaktı beni . O anda partide ki durumumuz  , Önay hanım parmaklarını çıtırdatıyordu sürekli  ,  hep  hocalığından onur duyduğum Tevfik  hoca  genel başkanın odasında bulunan yuvarlak masaya oturmuş zaten büyük olan gözleri daha açılmış izliyordu haberleri ve ne yapılabiliri de yüksek sesle konuşuyorduk . Etem Cankurtaran'ın yüzünün rengi ve ses tonu birden değişmişti ve eli ile beni çağırdı .Bizim eskiye dayalı siyasi birlikteliğin dışında arkadaşlığımız ve Alevi örgütleri ile ilişkilerimden dolayı özel bir dostluğumuz vardı .

Ve dinledim, "ben mi yolladım , benden mi izin aldılar" diyen sesi. Bu gün anlatmıyorum bunları kendim   ve ulaşabildiğimce yazdım duyurmaya çalıştım . Sevdiğim ve saydığım kendimce siyasette önder düşündüğüm kişilerin bu tür davranışları hep beni yıkmıştır, daha öncede çok sevdiğim yitirdiğimiz güne değin hizmette ve saygıda kusur etmediğim hocamın da bir davranışı beni yaralamıştı  belki de bunlar fazla duygusallığımdan veya insanlığı farklı yorumladığım dan  kaynaklanmış ifadeler olabilir . Siyaseti kendim  değil toplum için yaptığımdan olsa gerek beklentilerim de hep  TOPLUMSAL BEKLENTİLER  olmuştur . Bunlar bu gün dağınık anılar ancak yılların  ne göstereceği belli değil ve sizlerle paylaşıyorum , hafıza kaybı olan ülkemde kendimde bu genel yapıya duygularımı kaptırırım  diye düşünerek  bir ölçüde kendimi bu biçimde bağlamak istiyorum yaşadıklarıma , geçmişime ve anılarıma . Yaşadığım sürede ayni şeyleri söylemiş olsam da onlarca kez bunları  sizlerle  paylaşmaya devam edeceğim . Yine geçmişe dair bir  yaşanmışlığı sizlere aktarıyorum ;İran dan gelen  Musavi  Anıt kabir'i ziyareti red  etmişti bizlerde buna karşılık İran elçiliğine büyük bir gizlilik içinde götürdüğümüz siyah çelengi bırakıp kısa bir basın açıklaması yapacaktık öylede yaptık ancak tam açıklamamız bitmek üzereydi polisler gelerek  aramızda bulunan yaş olarak ta  çok  büyük olan iki arkadaşımızı  karakola götürdüler . (onlar siz gençsiniz karakola giden olmayın diyerek üstlenmişlerdi bu görevi , o süreçteki karakolları anlatmaya gerek yok.) Bizde komisyon  üyesi  iki arkadaş birazda özel dostluklarımız nedeniyle partinin yetkilerine bildirmek üzere Necatibey caddesindeki parti merkezine yol aldık parti yöneticisi bir arkadaşımız odasındaydı  içeriye girmek için sekreter arkadaştan rica ettik olmadı yarım saat bekledik olmadı en sonunda karakola götürülenlerden birinin adını  sekreter arkadaşa ilettik , oda içeriye iletti isim söylenince hemen  kapı açıldı  ve dışarıya içeride bulunan parti büyüğümüz   çıkarak  yanımıza geldi   " neden bu ismi önce söylemediniz." diyerek hemen karakolu aradı. Bu aciliyetin nedeni söylediğimiz ismin parti büyüğümüze yakınlığından , akrabalığından  kaynaklanıyor olması idi . ve  karakoldan  hemen çıktılar bu büyüklerimiz.

              2 Temmuz 1993 öncesine döndüğümde  sizlerle paylaşmam gerektiğine inandığım bu anıyı sizlerle paylaşmalıyım . Daha sonra ki yıllarda ne yazık ki  Sayın Bakan adımı dahi unutacak ve " bir hanım vardı " diye beni anımsayacaktı , halbuki biz ayni parti yönetiminde parti yöneticiliği yaptığımız gibi toplantı salonunda alfabetik sırayla oturma düzeni hazırlandığı için yerlerimiz yan yanaydı ve sayın bakan o süreçten kısa süre önce evlenmesi nedeniyle eşi tarafından partiyle yakınlaşma , ekonomik katkı amaçlı düzenlenen kermeste çok yardımcı olmuştum  ve ismim bilinmeyecek kadar uzak değildim sayın bakana. ( Bu sıralamada unutmamam gereken Sn.Bakan'ın  ben Banaz'a gitmeden önce göndermiş olduğu mesajdı . 1 Temmuz günü eve gittiğimde site girişinde resmi bir arabayla karşılaştım içindeki şöför arkadaş sitenin güvenliğinin oturduğu kulubedeydi. Ben gelince dışarı çıktı ve Sn. Bakan' ın  Banaz'da benden okumamı rica ederek yollamış olduğu metni  getirdiğini söyledi. Bende  metni alıp Banaz'a götürmek üzere kendi hazırlamış olduğum konuşmamın yanına koydum.)

             Saatler ilerledikçe kurtulma beklentisinin yerine umutsuzluk ve sahipsizlik duygusu biraz daha ağır basmaya başladı .Bir an düşündüğümüzde sokak sokak , ev ev gezdiğimiz belki de hiç tanımadığız insanlar için oy istediğimiz,açlığımıza rağmen evlerimizin kapılarını açtığımız partimiz sessizliğini koruyordu en acımasız olanı  da  büyüklerden vazgeçtim partililerde gelmiyordu diye düşünürken ve yalnızlığın en acımasız yanını yaşarken    o  an karşımda gördüğüm bir tanıdık yüz Mustafa Pınar'ın yüzü ve sonra ki yıllarda da hiç ayrılmayacağım Sümer ablanın  yüzü  bana hem çok anlamlı hem de ana yüreği gibi geldi . Genel Başkanlık odasından yürütüyorduk  bu çabalarımızı genel başkan o anda aramızda olmasa da . Yeni bina pırıl pırıldı , oturdum merdivenlere  başladım bağırarak ağlamaya içinde mermer  yoğunluklu olması nedeniyle zaten soğuk olan görüntü Madımak 'tan gelen haberler , yalnızlık birleşerek beni  ateşlenen otelin yangını içine atmıştı yanıyordu evlatlarım , eşim anam-babam  ne yanaşabiliyor ne uzanabiliyor  ne de ağır havayı paylaşıp  bozabiliyordum.

            Sayın Mustafa Kul ve Ali İbrahim Tutu Erzincan'dan Sivas'a yola çıkmışlardı. Zaman zaman isyan ettiğim , korktuğum  medeniyetin  o gün bu denli gelişmiş olmadığını düşününce koşullarımızın zorluğunu daha rahat görebilirsiniz. Telefon bağlantısı kurabileceğimiz yerler sınırlıydı  hele benim o dönemlerde Sivas'ta tanıdığım  kişilerinde bu güne göre  daha az olması nedeniyle arayabileceğim evde azdı.Etem bağlantı kurmaya devam ediyordu ancak bendeki umutsuzluk onun yüzüne de yansımıştı kendi toprakların da kendi doğduğun yerlerde atalarının bu topraklar için öldüğü topraklarda seni yakıyorlardı torunlarını yakıyorlardı  yanıyordun çığlığını duyan yoktu ve çığlıkta çoktan ağıta dönmüştü artık .

              Ayni Dikmen Caddesinden cenazeler kalkarken duyulan ağıta .

Bunun adı ağıtta olabilir , isyanda olabilir , serzenişte olabilir en önemlisi yalnızlığın dışa vurumuydu . Geceler hep sevimsizdir çocukluğumdan beri , böyle günlerde ise hiç  geçmek bilmez saat artık umutların tükendiği bir saatti ve haberler acı olunca ne çabuk geliyordu.

Parti Genel Merkezine bu arada 20-30 kişi en fazla gelmişti adeta Ankara'da ateşe verilecek korkusu vardı insanlarda. Evlerine kapanmış uzak durmak istiyor bana bulaşmasın bu temmuz alevi diyorlardı adeta ; Madımak yangınının içinde hepimizin olduğunu ilk anda fark edemediler. Bu gün büyük ölçüde herkesin bu konuyu konuşmasından ya Madımak'ın  içselleştirildiğini yada tehlikenin onlara dokunmadan uzaklaşıp gittiğini düşünerek veya tehlikenin herkes için varolduğunu görerek  " şimdi konuşma zamanı." diyorlardı.

Otelde boğulanlar, yananlar,yaşayanlar……..

Ne fark ederdi ki hangi koşulda da olsan sonuçta onarılmaz  yaralar açılacaktı yüreklerde elbette bizler gibi  olayın hem içinde olup  hem de  dışında acısı az  gözüyle bakılanlar da anlatamadık bile senelerce derdimizi kimseye partinin soğuk duvarlarını,  üzerime kıvrıla kıvrıla gelen  merdivenlerini ve isimler tek tek geldiğinde attığım çığlıklarla duvarlardan yüzüme hızla çarpan şamarları .Yerde oturuyordum ve Sümer abla başımdaydı.

Yeni ve güzel bina bana ne yazık ki o günden sonra hep yabancı geldi .Isınmadı hiç yüreğim.ve beni hep üşüttü.

Sivas Emniyetinden haberler Sayın Cankurtaran'a ulaşmaya başlamıştı hep tanıdık  isimlerdi hem kaybettiklerimiz , hem  hastanedekiler  hem de emniyettekiler hep yüzleri gözümüzün önünde.

Sivas'a gitmeden 3 gün önce Asaf  , Feridun ,ben ve Rıza konuşuyorduk adeta o anda itirazlar vardı daha iyi olsun çabaları vardı  tartışılıyordu Kardelen'in arka bahçesinde sıcak bir gecede ama Madımak kadar sıcak değildi.

Parti binası da adeta yorgun düşmüştü ve saatler ilerledikçe yarın gelecek günü uzun ve acımasızlığını düşündükçe evlere dağılmaya karar verdik. O  arada  Ziya'dan haber aldık Sivas artık vazifesini yerine getirmişti.

Görüşmelerimiz devam ediyordu .

Diyorlardı ki; Hastanelerde bulunan yaralılarımız için can güvenliği yok.

                      Emniyette bulunanlar da  biran evvel ailelerinin yanına gitmek istiyorlardı.

Bu noktada beklenti Ankara'dan bir uçak gelecek yanan Madımağın sıcağı da olsa buz gibi olan Sivas'tan gidilecekti . Belki çok anlattım ve anlatmaya devam edeceğim . Sivas'a uçak gönderme  talimatı vermek her nedense sorun oldu , adeta siyasiler , parlamento tatil edilmişti ve hiç kimseye ulaşılamıyordu , bu kimse dediklerimiz  arkadaşlarımızdı ama yoklardı.Bulunamadı bir uçak.Ve eşim ve birkaç arkadaşım yaşamımızda belki de hiç uçağa binmemiş olan yakınlarım çeşitli uçak firmaları ile görüşme yapmaya başladık  . Belki fiyatı yanlış anımsıyor  olabilirim 60 milyon lira gibi bir  maliyet ten  bahsedildi ve bizler bütün koşullarımızı zorlayarak bu uçak tutma işini halletmeliydik .Ve bayağıda yol almıştık. Bağlantı noktasına gelinmişti . Nihayet bir haber geldi parlamento uyanmış olacaktı herhalde. Uçak la ilgili sorun çözülmüştü ancak buda ne yazık ki en yakın arkadaşlarımıza başımız sıkıştığında başvuramayacağımızı   öğretti acımazsızca.

Sabahın olması ne yazık ki gecikti dayanamayarak çok erken saatte Dikmende bulunan derneğimizin kapılarını belki de herkesten evvel açtım.

Doğruda yapmışım , bir haber geldi yine Sivas.'tan ; yaralılarımızın getirilme işi     çözülmüştü  cenazelerimizde  gelmeye başlamıştı ancak 6 cenazemiz Sivas'ta kalmıştı ve onların alınması  getirilmesi gerekiyordu. ,  rehberi önüme açıp CENAZE ARABALARI na ait bölümü karşımda buldum hem beni sorumlulukla karşı karşıya bırakan hem de  bir kez daha yangının  sıcaklığını hissederek sayfalardaki isimlerden bir yakınlık kurmaya çalıştım olmadı  hatırlıyorum .Rehber sayfası ve ben ama benim omuzlarıma kalmıştı bu ağır sorumluluk yapmalıydım.Sayfaların içinden birini seçtim ve çevirdim telefonu karşıma çıkan insanın ses tonu ve konuşma biçiminden anlamaya çalışıyordum tepkisini .Ve karar  verdim tek tek dizildi  CENAZE ARABALARI  kapıya 6 araba bu arada paralarını yola çıkmadan almak istediklerini söylemişlerdi ben onlar gelene kadar eşimin bürosundan 900 Tl. istedim çünkü bu fiyat istemişlerdi ve parayı alıp yola koyulacaklardı. Cenazeleri gelecek ailelere telefon veya ulaşarak birer kişi istemiştim ailelerde geldi ve arabalar yola çıktı . Bu bilgiyi de Sayın Halis'e ulaştırdım ancak gelenlerin görüntüleri cenaze araba sürücüleri hepsi sakallıydı ve bana televizyondan izlediğim Madımak otelini önünü anımsattı. Madımak'tan sonra bana çok ürkütücü gelmişti sabaha kadar o heyecanı ve korkuyu  yaşadım. Bu güne değin görülmüştür canlılarına sahip çıkamayanların ölülerine de sahip çıkamadığı .Sabah Ziya'yla konuştuktan sonra biraz rahatladım .Yavaş yavaş gelmeye  başlamışlardı  Sivas'a giden arkadaşlarımız.Her içeri gelen bir feryat ediyor veya  suskun bir tablo sergiliyordu.Bunlardan en unutamadığım Kaya ailesiydi en genç , en acımasız biçimde iki evladını yitirmiş ve gözümde sadece babasının bir etkinliğinde masa başında oturan MENEKŞE VE KORAY' ın asılı resmi adeta sallanıyordu.

Gelen ve gideni bilgimiz dahilinde aydınlatmaya çağırıyorduk herkesi..Ertesi gün muhtemelen mecliste güven oylaması vardı hükümet programı ve bütçe görüşmeleri  tamamlanmıştı . Öyle günler öncesi kokteyler  verilirdi .  Ne yazık ki vazife yapmaya gelen bazı partililer içki kokuları içinde gelip sorumluluklarını! yerine getiriyorlardı .

Bir gün daha geçti ;

                Yine zor geçen gecenin sabahı   ve  Dikmen Caddesi.

Artık yorgunluk hiç hissetmiyordum.

6 temmuz yaşamda insanlar bir kez ölür denilir ama bence o gün binlerce insan binlerce kez öldü ve ölümü paylaştı ; yaktı tek tek sıralanmış cenazeler hepimizi . Tanıdık yüzler maske takmıştı tanınmayalım diye ancak bu mümkün değildi önceden düşünülecek ona göre davranılacaktı geçti her şey için . Arkadaşlar , ana-babalar , eşler ve herkes acıdan kıvranıyordu dikmen caddesinde. 2 temmuz tarihi    Dikmen caddesinin miladı oldu ..İler ki yıllarda ona şahit olduğum Ankara'da yaşayıp ta bu miladı unutanların olmasıydı belki de bu ben ve benim gibilerin miladıydı tarihi kabul etmemiş , benimsememişti miladt olarak . Ve o kişi ne yazık ki bir Alevi örgütünün yöneticisiydi. .Demek ki" benden izinmi aldılar benmi yolladım " diyenler gibi. " gelmem gerekiyor mu " diyenler gibi " 2 temmuz  ne " diyenler gibi düşünen bir sürü insan vardı .. Elbette Aleviler belki daha çoktu cenazede ama İNSAN OLMAK AYRI BİR ŞEYDİ. Anonsları arabanın üstünden yapıyorduk iki arkadaş ve sadece yolcularımızı alkışlıyorduk , bu yolculuk belki anlatmaya yıllardır çalıştığım ve uğradığım haksızlıklara rağmen unutmayacağım ve unutturmayacağım bir yolculuktu.

çok yakınlarını kaybeden ana- babalara  kendimizi yeterince ifade edemedik belki  belki  de anlaşılamadık böylesi günler biraz onun ifade edilebilmesini  yaşadığımız günler ama bizde çok incindik hem böylesine bir acı , hem saçlı , sakallı , cübbeli  İNSAN YAKANLARDANSA İÇİMİZDE KAVGA , O  NEDENLE   YİNE YENİLDİK DAHA SONRA DA . Daha bu yenilgiler ne yazık ki devam edecek biz yazacağız , onlar yakıp yıkacak  ne zaman ki biraz uzlaşabilir daha doğrusu konuşabilirsek o zaman biraz kolaylaşır işimiz , belki de birbirimizi bir nebzede olsa anlayıp sevebiliriz . ( Bu birkaç gün devam edecek bir yazı , bugün bitse de yarın daha sonra hep açık kalacak bir defter ve asla kırmayı düşünmediğim bir kalemim var.

 

Emel Sungur 30.06.2008/Ankara

 

. (yarın emeğimin çok olduğuna inandığım parti ile ilişkilerimi paylaşacağım.)

        



30.06.2008 10:35:20
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

Bu habere henüz yorum yazılmamış...




Yorum/Analiz Bölümünden Son Yazılar
Devamını Oku 15.10.2008 09:52:43 - Üniformalı Olmak
Devamını Oku 10.10.2008 10:24:24 - Korkuyorum!
Devamını Oku 07.10.2008 19:18:55 - "Hiç Bir Vicdan Azabı Duymuyorum"
Devamını Oku 06.10.2008 03:11:45 - Evet 18 Yıl Bitti
Devamını Oku 05.10.2008 16:31:08 - Gerçekten Birlikte Yaşamak İstiyor muyuz?
Devamını Oku 30.09.2008 16:42:35 - Zorunlu din dersine hayır!
Devamını Oku 30.09.2008 01:21:10 - Bir bayram sabahı...
Devamını Oku 28.09.2008 13:27:26 - Altan'dan çarpıcı bir yazı
Devamını Oku 25.09.2008 18:05:47 - Bunu da Paylaşmak Lazım
Devamını Oku 24.09.2008 00:19:13 - Şener: İnananlar rencide edildi!
Devamını Oku 23.09.2008 18:05:19 - Can Dündar'ın Bildiği Gizli Bilgi Ne?
Devamını Oku 23.09.2008 12:48:39 - Can Dündar, Taylan'ın Katilini Biliyor mu?
Devamını Oku 23.09.2008 12:01:36 - Alevionline Taylan Özgür Dosyasını Açıyor!
Devamını Oku 22.09.2008 15:30:24 - Eylül Geçti Armutlu'dan
Devamını Oku 22.09.2008 13:28:57 - İslam’da Tayyip’i eleştirmenin hükmü
Devamını Oku 22.09.2008 10:19:28 - Kırk Göze'ye Dokunmayın
Devamını Oku 22.09.2008 02:14:23 - Hüseyin Üzmez'in Babasının Bilinmeyen Portresi!
Devamını Oku 21.09.2008 16:45:08 - Alevilerin Gül'den talebi
Devamını Oku 20.09.2008 12:39:34 - Deniz Fenerleri ve Müslüman Kardeşler
Devamını Oku 20.09.2008 12:26:54 - Deniz Feneri: Sıra Türkiye’de
Haberi Değerlendirin
Gereksiz bir haber
Yayınlamanız gerekmezdi
Faydalı bir haber olmuş
Gerekli bir haber
Haberiniz çok çok isabetli
Bu haber için oy kullanan 11 ziyaretçimizin puan ortalaması: 3,27
Haber İşlemleri
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yorum Yaz
Yorumları Oku




Ateşe Semah Durmak
 
Bu da Oldu: Türkiye'ye İnternet Yasak
Bu da Oldu: Türkiye-ye İnternet Yasak Vatan Gazetesi'nin internet sitesine giriş mahkeme kararıyla erişim engellendi. Vatan gazetesinde şu an büyük bir şok yaşanmış durumda. Sabah saatlerinden itibaren siteye erişim tüm Türkiye'de imkansız hale geldi....
AGM Yeni Sitesine Taşındı
Internette Abone Kapma Savaşı
0,41 saniyede derlendi.
Faceturkey
ALEVIONLINE REKLAM

1 dakika içinde kapanacak veya Kapat