Sivas; yangının daha uzun
süre sönmeyecek;
Emel Sungur
Günlerdir
internet sayfaları gazeteler Sivas'ı yazıyor, Sivas'ı konuşuyor , Sivas'ı
söylüyor. O gün yeni doğanlar bu gün 15 yaşında , o gün 15 yaşında olanlar bu
gün 30 yaşında çoluk çocuğu kavuştular.Yazılan yazılar aşağı yukarı ayni dil ve
ayni kaynakçayla yazılmış. Elbette o süreci uzaktan yaşayıp hissedenlerde
olacaktır ancak onların yapacakları ; izlemek , anlatılanları dinlemek , haklı
ve haksız eleştirileri ayırıp belleklerine yerleştirilen tarihi yanlış
belgelememek.,
Hep şikayetçi
olduğumuz " resmi tarih "yanlış yazılıp bu güne taşınmıştır. Yazılan kitaplar ,
okunan deyişler , çekilecek flimler , sahnede sergilenen tiyatroların her
dönemde olduğu gibi aileleri , yakınları , yaşananları yaşayanlar tarafından
yansız olarak dinlemeden yazıldığında ve oynandığında ayni "resmi tarih "gibi
gelecek yüzyıllarda toplumu yanıltacağını düşünmekteyim.
O günden bu
güne gelinen süreçte yaşayanlar ne yazık ki işte o günün küçükleri bugünün
büyükleri o günü yaşayanlar yarın yaşlı veya yaşamıyor olacaklar..İşte bu
noktada doğruyu yaşayanların yazması en gerçekçi olanıdır. Ben 15 yıldır
yaşadıklarımı da belleğime yazdırmaya özen gösteriyorum. İtirazımın haklı
olması için en doğru yolun belgelerin konuşmasından kaynaklanacağına
inanıyorum.
2 Temmuz
Katliamı kimilerinin unutturmaya çalıştığı , kimilerinin yeni suçlular ürettiği
bir dönemini , bir bölümünü sadece elimde olan belgeler ve yaşadıklarımı
sizlerle paylaşmak istiyorum.
İlk olarak
organizasyonun yapılma sürecini anımsadım.; yapılan toplantılar , saptanan
isimler ,arada yaşanan tartışmalar . Bunu yaşayanlar ve henüz hayatta olanlar ;
kendi aralarında verilecek hesapları konuşulmalı , söyleyecekleri varsa
dillendirilmeli , beyinlere yerleştirilmeye çalışılan soru işaretleri ortadan
kalkmalı ve dönülmeli asıl sorumlulara.
AKSİ HALDE
TÜKENEN VE BİRBİRİMİZE KİNLENEN BİZ OLUP , KENETLENEN VE BÜYÜYEN ,
ÖDÜLLENDİRİLEN İŞİN ASIL SORUMLULARI OLUYOR.. Zaten 1993'ten sonra biri
ödüllendirilerek parlamentoya getirilmişti ; Karamollaoğlu.
Belki de bir
sürüsü ödüllendirilerek iktidara taşındı.
Sivas'a yola
çıkıldı . Otobüslerde yer bulunamaması nedeniyle gidemeyenler gönül koydu ,
ailelerin bir kısmı incindi , "benim çocuklarımı ayırdınız" diye. Bu işlemleri
organize edenlere haberler yollandı " bizim çocuklara da yer bulun " diye.
Biliyordum
çünkü bende bunlardan biriydim , çok istedim onlarla yola koyulmayı ancak evde
konuklarımın olması nedeniyle Etkinliklerin Banaz'daki bölümüne katılacaktım .
O zamanlar böyle değildi hepimiz arkadaştık ve ben konuşma talebimi kendim dile
getirmiştim organizasyon prog ramını hazırlayan iki arkadaşımda bu talebimi
kabul etmişti.Banaz'da konuşmacıydım. Bu süreçte bir siyasi partinin P.M üyesi
, İHD ' nin Kadın Komisyonu üyesi , Eğit-Der üyesi ve başka bazı örgütlenmelerde
katkı sunmaktaydım. 80'sonrası yok olan dünyamızı yeniden el ele vererek kurma
çabamız bizleri birbirimize yaklaştırmıştı , mecburduk birbirimize şimdi olduğu
gibi her yerde var olmaya güçlü görünmeye mecburduk..
Bulunduğum
siyasi parti iktidar ortağı partiydi , haksızlığa uğramış biz ve bizim gibiler
için o günlerde adeta sığınacak bir limandı. Toplumun ufak tefek taleplerini
yerine getirebilmek çabası içindeydim ve Yerel Yönetimler bizler için çok
önemliydi profesyonel olmadan , hiçbir kişisel beklentim ve yararım olmadan
hepsine katkıda bulunmaya çalışıyordum. Altındağ Belediyesinde kadın toplantısı
. Yenimahalle Belediye'sinde mahalle çalışması gibi ayrıca bu belediye
başkanlarının ne yazık ki bir kısmı ön seçimde oy vermediğim adaylar olmasına
rağmen katkı sunuyor ve koşturuyorduk..(Büyükşehir Belediyesi bunlara örnekti, ,
ne yazık ki o zamanda bu gün gibi yaygın olmasa da kayırmacılık ve ayrımcılık
vardı.)
O gün yöneticisi olduğum
partinin üyeleri ve Kadın Komisyonu tarafından hala örnek verilerek konuşuluyor
olmamız bu çalışmalarımızdan ve vermiş olduğumuz emeklerimizden
kaynaklanmaktadır .
Tekrar gelelim
Pir Sultan Abdal Etkinliklerine ; 2 temmuz gecesi için almış olduğum biletimi
uzun yıllar yırtmadım ve taşıdım. Gece saat 24'te otobüse binecektim , sabah
sendikadan arkadaşlar karşılayacak ve onlardan birinin arabasıyla Banaz'a
geçecektik.
Öğleden sonrada panelim
vardı. Ancak Ankara'da kalmıştım ve keşke olmasaydım , görmeseydim gözümüzde
büyüttüğümüz , lider dediğimiz , hiçbir beklentisiz emek verdiğimiz yüzleri
.Daha yakın tanıma fırsatı bulduk ancak yeniden hayallerimiz yıkıldı.
Televizyon
izliyor bir yandan da gitme hazırlığı yapıyordum. Misafir bir arkadaşımız vardı
ve hiç unutamadığın bu tablo çakılı kaldı belleğime.
Başlamıştı
acımasız haberler , ardı arkası kesilmeden sıralanmaya , nasıl giyindim , nasıl
kendimi partiye attım onu anımsamıyorum ama partideydim . Sizlerle belki 10. kez
paylaştığım partidekilerin listesini yine paylaşmak istiyorum , Tevfik Çavdar
hoca , Önay Alpago , Etem Cankurtaran , Ziya Halis , Erzan Erzurumluoğlu daha
sonra ki saatlerde gelenler Kazım Sönmez , Mustafa Pınar , Sümer Demirel ,
Müslüm Aldede ve gelip giden sayılı partili arkadaşlar.
Sayın Halis ile
partideki birliktelik süremiz çok kısa sürdü ( hitaplarda zaman zaman
resmiyetten uzak ifadeler kullanırsam saydığım isimlerle çok yakın
arkadaşlığımız olmasından kaynaklanmaktadır. Hepsi çok eski arkadaşlarım ve
dostlarımdır. ) Ziya Sivas'la konuşuyordu gittiğimde. Ve çok kısa süre sonra
bizi bilgilendirerek yola çıktı ; hatta benim gitme talebim oldu ancak şehre
giriş çıkışlar yasaklanmıştı ve bende arkadaşlara sorun olmak
istemiyordum.Bunun nedenli doğru karar olduğu ilerleyen saatlerde ortaya
çıkacaktı , umarım bu ifade korkumdan kaynaklı diye düşünülmez.
Başlamıştı
telefonlarla bir yerlere ulaşıp feryatlara cevap verebilme çabaları ,
zannediyorduk ki ; bu dünya eskiden beri kurmayı düşündüğümüz bir dünya , bizi
yalnız bırakmazlar , sahip çıkarlar diye düşünüyorduk ama ne yazık ki
çağırmadan gelen yetkili ve etkililer yok gibiydi , nerden bu feryatları
dindirebilecek , duyabilecek insanlar bulacaktık . O GÜNKÜ SEKRETER
ARKADAŞLARDAN BİRİ FATOŞ FEROĞLU ( İsmet Demirdöğenle evlendi daha sonraki
senelerde.) kızım gibiydi rengi artık sarı , siyah arası bir renge dönüşmüş
gözlerinin gençlik feri ne yazık ki yok olmuştu .Sürekli aratıyorduk sağı solu
daha çok resmi kurumlar ve bürokratlarla Etem Cankurtaran görüşüyor bende
yönetici arkadaşlarımı arıyordum ; aradıklarımda biri Sayın Genel Sekreterdi ve
bir kokteylde olduğunu eşinden öğrendim , evde yoktu.3 kez aradığımda evde
yakaladım Genel Sekreteri , bilgisi vardı ancak ehemmiyeti noktasında biraz
farklı noktadaydı bende Cankurtaran'ın yapmış olduğu konuşmaları ve Ziya'nın
yaptığı konuşmaları bir kez daha paylaştım yine anlaşılamadı her halde çünkü
yanıt "gelmem gerekiyor mu?" oldu dayanamayıp ağlamaya başlayınca " o zaman
geleyim" dedi kendileri.
Geldiler ancak gelen
haberlerde artık kolumuzu kanadımızı kırmış noktadaydı . Belki de şuursuzca
koşturuyorduk. Bu arada ikinci telefon ve yaşadığımız yeni bir hayal kırıklığı
yaktı bizi Etem Genel Başkanı aramıştı , bilgi veriyordu .Elbette Genel Başkana
başka kanallardan da bilgi geliyordu , çaresizlik te tek çarenin yok etmek
olduğunu düşündüm ilk kez o gün , kendimi yok etmek istedim yanlış olsa da
belki de başkalarını da . Bir şey yapamama oteldekiler kadar yaktı beni . O
anda partide ki durumumuz , Önay hanım parmaklarını çıtırdatıyordu sürekli ,
hep hocalığından onur duyduğum Tevfik hoca genel başkanın odasında bulunan
yuvarlak masaya oturmuş zaten büyük olan gözleri daha açılmış izliyordu
haberleri ve ne yapılabiliri de yüksek sesle konuşuyorduk . Etem Cankurtaran'ın
yüzünün rengi ve ses tonu birden değişmişti ve eli ile beni çağırdı .Bizim
eskiye dayalı siyasi birlikteliğin dışında arkadaşlığımız ve Alevi örgütleri ile
ilişkilerimden dolayı özel bir dostluğumuz vardı .
Ve dinledim, "ben mi
yolladım , benden mi izin aldılar" diyen sesi. Bu gün anlatmıyorum bunları
kendim ve ulaşabildiğimce yazdım duyurmaya çalıştım . Sevdiğim ve saydığım
kendimce siyasette önder düşündüğüm kişilerin bu tür davranışları hep beni
yıkmıştır, daha öncede çok sevdiğim yitirdiğimiz güne değin hizmette ve saygıda
kusur etmediğim hocamın da bir davranışı beni yaralamıştı belki de bunlar fazla
duygusallığımdan veya insanlığı farklı yorumladığım dan kaynaklanmış ifadeler
olabilir . Siyaseti kendim değil toplum için yaptığımdan olsa gerek
beklentilerim de hep TOPLUMSAL BEKLENTİLER olmuştur . Bunlar bu gün
dağınık anılar ancak yılların ne göstereceği belli değil ve sizlerle
paylaşıyorum , hafıza kaybı olan ülkemde kendimde bu genel yapıya duygularımı
kaptırırım diye düşünerek bir ölçüde kendimi bu biçimde bağlamak istiyorum
yaşadıklarıma , geçmişime ve anılarıma . Yaşadığım sürede ayni şeyleri söylemiş
olsam da onlarca kez bunları sizlerle paylaşmaya devam edeceğim . Yine geçmişe
dair bir yaşanmışlığı sizlere aktarıyorum ;İran dan gelen Musavi Anıt kabir'i
ziyareti red etmişti bizlerde buna karşılık İran elçiliğine büyük bir gizlilik
içinde götürdüğümüz siyah çelengi bırakıp kısa bir basın açıklaması yapacaktık
öylede yaptık ancak tam açıklamamız bitmek üzereydi polisler gelerek aramızda
bulunan yaş olarak ta çok büyük olan iki arkadaşımızı karakola götürdüler .
(onlar siz gençsiniz karakola giden olmayın diyerek üstlenmişlerdi bu görevi , o
süreçteki karakolları anlatmaya gerek yok.) Bizde komisyon üyesi iki arkadaş
birazda özel dostluklarımız nedeniyle partinin yetkilerine bildirmek üzere
Necatibey caddesindeki parti merkezine yol aldık parti yöneticisi bir
arkadaşımız odasındaydı içeriye girmek için sekreter arkadaştan rica ettik
olmadı yarım saat bekledik olmadı en sonunda karakola götürülenlerden birinin
adını sekreter arkadaşa ilettik , oda içeriye iletti isim söylenince hemen
kapı açıldı ve dışarıya içeride bulunan parti büyüğümüz çıkarak yanımıza
geldi " neden bu ismi önce söylemediniz." diyerek hemen karakolu aradı. Bu
aciliyetin nedeni söylediğimiz ismin parti büyüğümüze yakınlığından ,
akrabalığından kaynaklanıyor olması idi . ve karakoldan hemen çıktılar bu
büyüklerimiz.
2 Temmuz 1993
öncesine döndüğümde sizlerle paylaşmam gerektiğine inandığım bu anıyı sizlerle
paylaşmalıyım . Daha sonra ki yıllarda ne yazık ki Sayın Bakan adımı dahi
unutacak ve " bir hanım vardı " diye beni anımsayacaktı , halbuki biz ayni parti
yönetiminde parti yöneticiliği yaptığımız gibi toplantı salonunda alfabetik
sırayla oturma düzeni hazırlandığı için yerlerimiz yan yanaydı ve sayın bakan o
süreçten kısa süre önce evlenmesi nedeniyle eşi tarafından partiyle yakınlaşma ,
ekonomik katkı amaçlı düzenlenen kermeste çok yardımcı olmuştum ve ismim
bilinmeyecek kadar uzak değildim sayın bakana. ( Bu sıralamada unutmamam gereken
Sn.Bakan'ın ben Banaz'a gitmeden önce göndermiş olduğu mesajdı . 1 Temmuz günü
eve gittiğimde site girişinde resmi bir arabayla karşılaştım içindeki şöför
arkadaş sitenin güvenliğinin oturduğu kulubedeydi. Ben gelince dışarı çıktı ve
Sn. Bakan' ın Banaz'da benden okumamı rica ederek yollamış olduğu metni
getirdiğini söyledi. Bende metni alıp Banaz'a götürmek üzere kendi hazırlamış
olduğum konuşmamın yanına koydum.)
Saatler
ilerledikçe kurtulma beklentisinin yerine umutsuzluk ve sahipsizlik duygusu
biraz daha ağır basmaya başladı .Bir an düşündüğümüzde sokak sokak , ev ev
gezdiğimiz belki de hiç tanımadığız insanlar için oy istediğimiz,açlığımıza
rağmen evlerimizin kapılarını açtığımız partimiz sessizliğini koruyordu en
acımasız olanı da büyüklerden vazgeçtim partililerde gelmiyordu diye
düşünürken ve yalnızlığın en acımasız yanını yaşarken o an karşımda gördüğüm
bir tanıdık yüz Mustafa Pınar'ın yüzü ve sonra ki yıllarda da hiç ayrılmayacağım
Sümer ablanın yüzü bana hem çok anlamlı hem de ana yüreği gibi geldi . Genel
Başkanlık odasından yürütüyorduk bu çabalarımızı genel başkan o anda aramızda
olmasa da . Yeni bina pırıl pırıldı , oturdum merdivenlere başladım bağırarak
ağlamaya içinde mermer yoğunluklu olması nedeniyle zaten soğuk olan görüntü
Madımak 'tan gelen haberler , yalnızlık birleşerek beni ateşlenen otelin
yangını içine atmıştı yanıyordu evlatlarım , eşim anam-babam ne yanaşabiliyor
ne uzanabiliyor ne de ağır havayı paylaşıp bozabiliyordum.
Sayın Mustafa
Kul ve Ali İbrahim Tutu Erzincan'dan Sivas'a yola çıkmışlardı. Zaman zaman isyan
ettiğim , korktuğum medeniyetin o gün bu denli gelişmiş olmadığını düşününce
koşullarımızın zorluğunu daha rahat görebilirsiniz. Telefon bağlantısı
kurabileceğimiz yerler sınırlıydı hele benim o dönemlerde Sivas'ta tanıdığım
kişilerinde bu güne göre daha az olması nedeniyle arayabileceğim evde
azdı.Etem bağlantı kurmaya devam ediyordu ancak bendeki umutsuzluk onun yüzüne
de yansımıştı kendi toprakların da kendi doğduğun yerlerde atalarının bu
topraklar için öldüğü topraklarda seni yakıyorlardı torunlarını yakıyorlardı
yanıyordun çığlığını duyan yoktu ve çığlıkta çoktan ağıta dönmüştü artık .
Ayni Dikmen
Caddesinden cenazeler kalkarken duyulan ağıta .
Bunun adı ağıtta olabilir ,
isyanda olabilir , serzenişte olabilir en önemlisi yalnızlığın dışa vurumuydu
. Geceler hep sevimsizdir çocukluğumdan beri , böyle günlerde ise hiç
geçmek bilmez saat artık umutların tükendiği bir saatti ve haberler acı olunca
ne çabuk geliyordu.
Parti Genel Merkezine bu
arada 20-30 kişi en fazla gelmişti adeta Ankara'da ateşe verilecek korkusu vardı
insanlarda. Evlerine kapanmış uzak durmak istiyor bana bulaşmasın bu temmuz
alevi diyorlardı adeta ; Madımak yangınının içinde hepimizin olduğunu ilk anda
fark edemediler. Bu gün büyük ölçüde herkesin bu konuyu konuşmasından ya
Madımak'ın içselleştirildiğini yada tehlikenin onlara dokunmadan uzaklaşıp
gittiğini düşünerek veya tehlikenin herkes için varolduğunu görerek " şimdi
konuşma zamanı." diyorlardı.
Otelde boğulanlar,
yananlar,yaşayanlar……..
Ne fark ederdi ki hangi
koşulda da olsan sonuçta onarılmaz yaralar açılacaktı yüreklerde elbette bizler
gibi olayın hem içinde olup hem de dışında acısı az gözüyle bakılanlar da
anlatamadık bile senelerce derdimizi kimseye partinin soğuk duvarlarını,
üzerime kıvrıla kıvrıla gelen merdivenlerini ve isimler tek tek geldiğinde
attığım çığlıklarla duvarlardan yüzüme hızla çarpan şamarları .Yerde oturuyordum
ve Sümer abla başımdaydı.
Yeni ve güzel bina bana ne
yazık ki o günden sonra hep yabancı geldi .Isınmadı hiç yüreğim.ve beni hep
üşüttü.
Sivas Emniyetinden haberler
Sayın Cankurtaran'a ulaşmaya başlamıştı hep tanıdık isimlerdi hem
kaybettiklerimiz , hem hastanedekiler hem de emniyettekiler hep yüzleri
gözümüzün önünde.
Sivas'a gitmeden 3 gün önce
Asaf , Feridun ,ben ve Rıza konuşuyorduk adeta o anda itirazlar vardı daha iyi
olsun çabaları vardı tartışılıyordu Kardelen'in arka bahçesinde sıcak bir
gecede ama Madımak kadar sıcak değildi.
Parti binası da adeta yorgun
düşmüştü ve saatler ilerledikçe yarın gelecek günü uzun ve acımasızlığını
düşündükçe evlere dağılmaya karar verdik. O arada Ziya'dan haber aldık
Sivas artık vazifesini yerine
getirmişti.
Görüşmelerimiz devam
ediyordu .
Diyorlardı ki;
Hastanelerde bulunan yaralılarımız için can güvenliği yok.
Emniyette bulunanlar da biran evvel ailelerinin yanına gitmek istiyorlardı.
Bu noktada beklenti
Ankara'dan bir uçak gelecek yanan Madımağın sıcağı da olsa buz gibi olan
Sivas'tan gidilecekti . Belki çok anlattım ve anlatmaya devam edeceğim . Sivas'a
uçak gönderme talimatı vermek her nedense sorun oldu , adeta siyasiler ,
parlamento tatil edilmişti ve hiç kimseye ulaşılamıyordu , bu kimse dediklerimiz
arkadaşlarımızdı ama yoklardı.Bulunamadı bir uçak.Ve eşim ve birkaç arkadaşım
yaşamımızda belki de hiç uçağa binmemiş olan yakınlarım çeşitli uçak firmaları
ile görüşme yapmaya başladık . Belki fiyatı yanlış anımsıyor olabilirim 60
milyon lira gibi bir maliyet ten bahsedildi ve bizler bütün koşullarımızı
zorlayarak bu uçak tutma işini halletmeliydik .Ve bayağıda yol almıştık.
Bağlantı noktasına gelinmişti . Nihayet bir haber geldi parlamento
uyanmış olacaktı herhalde. Uçak la ilgili sorun çözülmüştü ancak buda
ne yazık ki en yakın arkadaşlarımıza başımız sıkıştığında başvuramayacağımızı
öğretti acımazsızca.
Sabahın olması ne yazık ki
gecikti dayanamayarak çok erken saatte Dikmende bulunan derneğimizin kapılarını
belki de herkesten evvel açtım.
Doğruda yapmışım , bir haber
geldi yine Sivas.'tan ; yaralılarımızın getirilme işi çözülmüştü
cenazelerimizde gelmeye başlamıştı ancak 6 cenazemiz Sivas'ta kalmıştı ve
onların alınması getirilmesi gerekiyordu. , rehberi önüme açıp
CENAZE ARABALARI na ait bölümü karşımda buldum hem beni
sorumlulukla karşı karşıya bırakan hem de bir kez daha yangının
sıcaklığını hissederek sayfalardaki isimlerden bir yakınlık
kurmaya çalıştım olmadı hatırlıyorum .Rehber sayfası ve ben ama
benim omuzlarıma kalmıştı bu ağır sorumluluk yapmalıydım.Sayfaların
içinden birini seçtim ve çevirdim telefonu karşıma çıkan insanın ses tonu
ve konuşma biçiminden anlamaya çalışıyordum tepkisini .Ve karar
verdim tek tek dizildi CENAZE ARABALARI kapıya 6 araba bu arada
paralarını yola çıkmadan almak istediklerini söylemişlerdi ben onlar gelene
kadar eşimin bürosundan 900 Tl. istedim çünkü bu fiyat istemişlerdi ve
parayı alıp yola koyulacaklardı. Cenazeleri gelecek ailelere telefon veya
ulaşarak birer kişi istemiştim ailelerde geldi ve arabalar yola çıktı . Bu
bilgiyi de Sayın Halis'e ulaştırdım ancak gelenlerin görüntüleri cenaze araba
sürücüleri hepsi sakallıydı ve bana televizyondan izlediğim Madımak otelini
önünü anımsattı. Madımak'tan sonra bana çok ürkütücü gelmişti sabaha kadar o
heyecanı ve korkuyu yaşadım. Bu güne değin görülmüştür canlılarına sahip
çıkamayanların ölülerine de sahip çıkamadığı .Sabah Ziya'yla konuştuktan sonra
biraz rahatladım .Yavaş yavaş gelmeye başlamışlardı Sivas'a giden
arkadaşlarımız.Her içeri gelen bir feryat ediyor veya suskun bir tablo
sergiliyordu.Bunlardan en unutamadığım Kaya ailesiydi en genç , en
acımasız biçimde iki evladını yitirmiş ve gözümde sadece babasının bir
etkinliğinde masa başında oturan MENEKŞE VE KORAY' ın asılı resmi adeta
sallanıyordu.
Gelen
ve gideni bilgimiz dahilinde aydınlatmaya çağırıyorduk herkesi..Ertesi gün
muhtemelen mecliste güven oylaması vardı hükümet programı ve bütçe
görüşmeleri tamamlanmıştı . Öyle günler öncesi kokteyler verilirdi
. Ne yazık ki vazife yapmaya gelen bazı partililer içki kokuları içinde
gelip sorumluluklarını! yerine getiriyorlardı .
Bir gün daha geçti ;
Yine
zor geçen gecenin sabahı ve Dikmen Caddesi.
Artık yorgunluk hiç
hissetmiyordum.
6 temmuz yaşamda insanlar
bir kez ölür denilir ama bence o gün binlerce insan binlerce kez öldü ve ölümü
paylaştı ; yaktı tek tek sıralanmış cenazeler hepimizi . Tanıdık yüzler maske
takmıştı tanınmayalım diye ancak bu mümkün değildi önceden düşünülecek ona göre
davranılacaktı geçti her şey için . Arkadaşlar , ana-babalar , eşler ve herkes
acıdan kıvranıyordu dikmen caddesinde. 2 temmuz tarihi Dikmen caddesinin
miladı oldu ..İler ki yıllarda ona şahit olduğum Ankara'da yaşayıp ta bu miladı
unutanların olmasıydı belki de bu ben ve benim gibilerin miladıydı tarihi kabul
etmemiş , benimsememişti miladt olarak . Ve o kişi ne yazık ki bir Alevi
örgütünün yöneticisiydi. .Demek ki" benden izinmi aldılar benmi yolladım "
diyenler gibi. " gelmem gerekiyor mu " diyenler gibi " 2 temmuz ne " diyenler
gibi düşünen bir sürü insan vardı .. Elbette Aleviler belki daha çoktu cenazede
ama İNSAN OLMAK AYRI BİR ŞEYDİ. Anonsları arabanın üstünden yapıyorduk iki
arkadaş ve sadece yolcularımızı alkışlıyorduk , bu yolculuk belki anlatmaya
yıllardır çalıştığım ve uğradığım haksızlıklara rağmen
unutmayacağım ve unutturmayacağım bir
yolculuktu.
çok yakınlarını kaybeden
ana- babalara kendimizi yeterince ifade edemedik belki belki de anlaşılamadık
böylesi günler biraz onun ifade edilebilmesini yaşadığımız günler ama bizde çok
incindik hem böylesine bir acı , hem saçlı , sakallı , cübbeli
İNSAN YAKANLARDANSA İÇİMİZDE KAVGA , O NEDENLE YİNE YENİLDİK DAHA SONRA DA .
Daha bu yenilgiler ne yazık ki devam edecek biz yazacağız , onlar yakıp yıkacak
ne zaman ki biraz uzlaşabilir daha doğrusu konuşabilirsek o zaman biraz
kolaylaşır işimiz , belki de birbirimizi bir nebzede olsa anlayıp sevebiliriz .
( Bu birkaç gün devam edecek bir yazı , bugün bitse de yarın daha sonra hep açık
kalacak bir defter ve asla kırmayı düşünmediğim bir kalemim var.
Emel Sungur
30.06.2008/Ankara
. (yarın emeğimin çok
olduğuna inandığım parti ile ilişkilerimi paylaşacağım.)